Ekonomik Felaketin Kalıcı Yaraları İle Yüzleşme

Ekonomik Felaketin Kalıcı Yaraları İle Yüzleşme

Matthew Henderson iş piyasasına son derece kötü zamanda giren bir üniversite son sınıf öğrencisi.

Bahar dönemini Chicago’daki İngiliz Konsolosluğunda ticaret politikası analisti pozisyonunda staj yaparak geçirdi. Ancak pandemi sürecinin etkilerinden dolayı bu fırsatı uzun dönemli bir işe çevirmeyi başaramadı.

Şimdi ise işsiz ve 24 bin dolarlık öğrenci kredisini nasıl ödeyeceğini düşünüyor. Kendisi bu krediyi ödeyemeyeceğine dair büyük bir anksiyete yaşadığını belirtiyor.

Pandemi sürecinden oldukça kötü etkilenen bir iş piyasasının olduğu bu dönemde Matthew ve onun gibi gençleri oldukça şüpheli bir gelecek bekliyor.

Genç yetişkinler, özellikle de üniversiteye gitmemiş olanlar bu gibi ekonomik durgunluk dönemlerinde oldukça dezavantajlılar. Çünkü iş piyasasına yeni giriş yapmışlardır ve bu nedenle de onları işten çıkarmalardan koruyacak kadar iş tecrübeleri yoktur.

 

Araştırmalar kariyerlerine bu ekonomik durgunluk sürecinde başlayan genç insanların kalıcı bir dezavantaja sahip olacağını gösteriyor. Aldıkları ücretlerin normal şartlardan daha az olması, kötüye giden sektörlerle birlikte önlerinde daha az iş fırsatı olması ve mekan olarak gerçek bir “işyerinde” çalışamıyor olmaları bu dezavantajlardan sayılabilir.

Mart ayından Nisan’a kadar istihdam 20-24 yaş arasındakiler için %25, 20-29 yaş arasındakiler için ise %16 düşmüş bulunmakta. Bu rakam 50’li yaşlardakiler için %12. 

Hukuk ve ulusal güvenlikle ilgili bir blogda tarihçi David Kennedy ve emekli general Karl Eikenberry bu krizi eski savaş zamanlarında yaşlıların gençleri savaşta mücadele edip ölmeye yollamasına benzetmiş. Bu krizden en kötü şekilde etkileneceklerin öğrenci kredisi borcu olan, maaşıyla ailesine katkıda bulunmaya çalışan ve yeni mezun olup iş arayan öğrenciler olacağını yazmışlar.

Bazı genç çalışanlar için bu son on yılda yaşanan ikinci büyük kriz. McKinsey Global Institute tarafından yapılan analize göre “Büyük Buhran” döneminde iş piyasasına giren kuşak şu an ikinci bir “gerileme” döneminden geçiyor.

St. Louis’te yaşayan 32 yaşındaki Molly Zerjal son gerileme sırasında Wells Fargo’daki iletişim işini kaybetti. Şimdi farklı bir finans şirketinde pazarlama alanında çalışıyor ancak işini tekrar kaybetmekten korkuyor.

Pazarlamacıların diğer çalışanlar kadar önemli olmadığını, şirketlerin bu alandaki çalışanlarından daha kolay vazgeçebileceğini düşündüğü için her gün işten atılma korkusu yaşadığını belirtiyor ve duygu durumunu travma sonrası stres bozukluğuna benzetiyor.

Burda sorulması gereken soru şu: “Bu durum genç insanların kalplerinde, zihinlerinde ve bütçelerinde ne gibi izler bırakacak ?”.

 

Jordan Haggard, 2009 yılında krizin en derin yaşandığı dönemde Oklahoma Devlet Üniversitesinden mezun olmuştu. İş piyasası berbat bir dönemdeydi, öyleki McDonalds’a olan iş başvurusundan bile geri dönüş alamamıştı.

Haggard 10 yıl sonra Seattle’da küçük bir yayın şirketinde ofis müdürü olarak çalışmaya başlamış. Kendisi salgın sürecinde hala işini devam ettirebilen şanslı kişilerden ama 2009 yılının etkilerini hissetmeye devam ediyor.

Seattle’dan asla bir ev alamayacağını hatta kirayı bölüşmeden bir evde bile kalamayacağını söylüyor.

Berkeley, Kaliforniya Üniversitesinden Jesse Rothstein, 2008 mali krizinden sonra işgücü piyasasına giren üniversite mezunlarını takip etti.

2018 yılına kadar, 2010 ve 2011’de iş bulmuş olanlar, durgunluktan önce mezun olan aynı yaştaki kişilerden daha düşük bir istihdam oranına sahiptiler ve daha az kazanıyorlardı.

Etkilerin hala devam etmesi muhtemel görünüyor.

 

Rochester Üniversitesinde ekonomi profesörü olan Lisa B. Kahn, 1979-1988 yılları arasında (1980’lerde yaşanan ekonomik durgunluk dönemini de içeriyor) üniversiteden mezun olan ve beyaz erkekleri inceledi.

Bu kişilerin önlerindeki 20 yıl boyunca az maaş veren, düşük kaliteli işlerde işlerde çalıştığını gözlemledi. Bu insanlar ekonomi düzeldikten sonra bile daha iyi işlere geçiş yapmakta sıkıntı yaşadılar.

Bunun çeşitli nedenleri vardı. Durgunluk döneminde mezun olan kişiler, sınırlı olanaklara sahip oldukları için kendilerine uymayan işlerde çalışmayı kabul edeceklerdi. Ekonomi düzeldiğinde ise kendi alanlarında diğer insanların daha tecrübeli olduğu işler için rekabet halinde olacaklardı.

Kahn, aynı zamanda durgunluk döneminde mezun olan kişilerin daha az risk aldığını da belirtiyor. Bu kişiler sık sık iş değiştirmekten uzak duruyor. Oysaki iş değiştirmek terfi edilmenin en iyi yollarından biri. Bu nedenle daha yüksek mevkilerde çalışma şanslarını da azaltıyorlar.

Bu tarz zor başlangıçlar insanların kariyerlerini bütünüyle etkiliyor.

 

1981-82 yılları savaş sonrası durgunluk sırasında işe giren Amerikalılar üzerinde yapılan incelemeye göre orta yaşlarında daha az kazançlarının olmasının yanı sıra, daha az evlenme ve çocuk yapma eğilimindeydiler, daha genç yaşta vefat ediyorlardı ve 30’lu yaşlarında kalp hastalığı, akciğer kanseri, karaciğer yetmezliği gibi rahatsızlıklar görülüyordu.

Princeton’dan iki akademisyen, Anne Case ve Angus Deaton, bu duruma “umutsuzluktan ölüm” adını koydular.

Üniversite derecesi olmayan çalışanların ise durumunun daha da kötüye gitmesi oldukça muhtemel bir durum. Profesör Kahn durgunlukların eşitsizliği arttırdığını söylüyor.

Dezavantajlı gruplar - azınlıklar, gençler, daha az eğitim almış olanlar - en kötü etkiyi yaşıyor.

 

Koronavirüs pandemisinde, şirketlerin batmasının gençler üzerindeki etkisi hastalıktan ölme ihtimali daha çok olan yaşlılar ile aralarında bir “jenerasyon farkı” oluşmasına neden oluyor. 

Bölünen çıkarlar ve ihtiyaçlar, bu yaz siyaseti de oldukça etkileyebilir.

Geçen ay yayınlanan bir araştırma makalesinde Pennsylvania Üniversitesinden Dirk Krueger ve üç iş arkadaşı emeklilik yaşı geçmiş insanların ikinci derecede önemli işlerde daha fazla istihdam sağlayacağını ve oradaki istihdam açığını kapatacağını tahmin ediyor. Bu işlerde çalışan gençlerin ise işlerini kaybedeceğini ileri sürüyorlar. Yaşlı çalışanlar ile genç çalışanlar arasındaki bu rekabetin şiddetli olacağının altını çiziyorlar.

Bu salgının asimetrik artçı şoklarının gelecekte toplumda daha büyük dalgalanmalara yol açması da muhtemel görünüyor.

Missouri Üniversitesinden yeni mezun olan Jordan Meier, Şubat ayından bu yana muhabir olarak iş arıyor. Güçlü bir özgeçmişe sahip olmasına rağmen yalnızca ayda 250 dolar maaş veren bir yaz stajı bulabildi. Bu maaş onun araba masraflarını bile ödemesine yetecek durumda değil ve bu işin uzun zamanlı olması ihtimali de görünmüyor.

“Yıllarca çalışıyorsunuz, okula gidiyorsunuz, ve iş bulmaya çalıştığınız bu noktaya geliyorsunuz, ama bulamıyorsunuz. İşte bu çok sinir bozucu!” diyor Meier ve haklı da.

“Bu ne profesörlerimin, ne de ailemin, aslına bakarsanız şimdiye kadar kimsenin başa çıkmak zorunda kalmadığı ve tecrübe sahibi olmadığı bir durum” diye de ekliyor.

Bu ekonomik ayaklanmanın gençlerin dünyaya, adalete ve hükümete bakış açısını değiştirmesi hiç de şaşırtıcı olmazdı.

 

1972’den 2010’a kadar Genel Sosyal Araştırmadan elde edilen verilere bakarak, sosyal psikologların “hassas yıllar” diye adlandırdığı 18-25 yaşları arasında ekonomik durgunluk dönemini yaşayan insanların başarının efordan daha çok şansa bağlı olduğuna inandıkları belirlenmiş. Bu kişilerin aynı zamanda fırsat eşitsizliklerini dengeleyen yeniden dağıtım politikalarını daha çok desteklediği ve genelde sol partilere oy verdikleri ortaya konulmuş.

Bu sürecin doğrudan isabet ettiği ve işini kaybeden gençlerde ideolojik değişimlerin daha güçlü olması muhtemel. Bu da nesiller arasında bir ayrım oluşmasına sebep oluyor.

 

Boston College Emeklilik Araştırmaları Merkezi’nden Alicia Munnell ve Wenliang Hou, 1981’den 1999’a kadar doğmuş olanların, özellikle 2009 krizinden önemli ölçüde etkilenmiş olanların, önceki jenerasyonların gençlerine kıyasla finansal açıdan daha güvensiz hissettiklerini ortaya koydular. Daha fazla öğrencilik borçları ve daha az emeklilik maaşları var.

Net gelirleri ‘boomers’larınkinden ve GenX’ler den daha düşük. Aralarında ev sahibi olanların ve evli olanların sayısı daha az.

Bu nesil Wall Streetin İşgali’ne ve Bernie Sanders’ın iki kere başkanlık kampanyası yürütmesine yön veren nesildir. Bu nesil aynı zamanda Demokrat Parti’yi sola iten New York Temsilcisi Alexandria Ocasio-Cortez için de oy kullanmıştır.

Siyaset sola kaydıkça daha yaşlı olanlar da tam tersi yöne kaymışlardır.

Yakın zamanda yapılan bir çalışmaya göre, gelir eşitsizliği yoğunlaşsa bile 65 yaş üstü Amerikalıların yeniden dağıtma politikasına karşı koyduğu gözlemlendi.

Yaşlılar, fakirlere yardım etmek için yürürlüğe konan uygulamaların Medicare uygulamasına, genelde 65 yaş ve üstü için uygulanan ulusal sağlık sigortası programı, ayrılan bütçede kesintilere yol açacağını düşünüyor olsa gerek!

Son birkaç on yıl boyunca orantısız olarak yaşlılara yapılan sosyal harcamaların, yaşlı insanları  yeniden dağıtım politikalarının genişletilmesi konusunda daha uyanık düşünmeye sevk edebileceği söyleniyor.

Böylece nesiller arasında tek bir kritik bağ kalıyor: aile.

Gençler ebeveynlerinin Covid-19’dan dolayı ölmesini istemiyor. Yaşlılar ise gençlerin finansal açıdan refah düzeylerinin iyi olmasını önemsiyorlar, kendi paylarına ayrılan 401 binin dengede kalmasını istedikleri gibi. Yani ekonominin serbest düşüşe geçmesini istemiyorlar.

 

Jordan Haggerd’ın 59 yaşındaki annesi Brenda Michael-Haggard kendi yetişkinlik döneminin çoğunda işini kaybeden veya başka tür zorluklara maruz kalan insanlar için “başka bir yol” bulunabileceğini düşündü.

Şimdi kendi kızının kuşağının 10 yıldan biraz fazla bir süre içerisinde iki ekonomik kriz yaşadığını ve on milyonlarca insanın bir gecede işsiz kaldığını gördü. Bu durum dünyaya bakış açısını değiştirdi.

“Covid sürecini engelleyebilmiş olmayı dilerdim, bu durumda gerçekten “başka bir yol” yok!”


Kaynak

 


Zeynep Akyıldız

Sabancı Üniversitesi - Bilgisayar Bilimleri

0 Yorum

Yorum Yap

😄

Bültenimize kayıt olun!

Güncel haberleri takip etmek için bültenimize kayıt olun, böylece daima güncel bilgilerle donanmanıza yardımcı olabilelim.