3 Soruda Yüzleşmek

3 Soruda Yüzleşmek

Eylemlerinizin, davranışlarınızın, düşüncelerinizin ne kadarı tam anlamıyla size ait? Çoğumuzun cevabı muhtemelen pek de istediğimiz gibi olmayacak. Ama en azından bu durumu incelemekten, irdelemekten ve sorgulamaktan  ne kaybederiz? Çok kapsamlı bir konu olduğunun farkındayız, bu sebeple yalnızca bir yönünü ele alacağız bugün: Okuldaki/İş yerindeki siz.

  • Yaptıklarınız enerjinizi ve bilişsel kabiliyetinizi ne kadar zorluyor?
  • Yaptıklarınız sizde hangi duyguları uyandırıyor?
  • Kendi hayallerinizin peşinde misiniz, bir başkasının hayalini gerçekleştirmekle mi meşgulsünüz?

Bu soruları bir başlangıç kabul edelim, cevaplarınızı bir boş sayfaya geçirin ve düşünmeye başlayın. Bu sorulara verdiğiniz cevaplarda samimi miydiniz?

Farkında olsanız da olmasanız da bu sorular günlük hayatınızda çeşitli varyasyonlarla karşınıza çıkar. Çoğunlukla cevaplamayı reddeder, bilinçaltımızın derin kuyularına tabiri caizse bastırırız onları. O kuyuda bu cevapsız sorular birikir, üst üstte biner ve yavaş yavaş gönderildikleri kuyudan geri gelmeye, gün yüzüne çıkmaya başlarlar. Fakat biz onları görünce tanıyamayız, sırf tekrar kuyuya gönderilmemek için farklı bir kılıkla çıkagelmişlerdir. Onları tanımak için zaman ayırmamız, üzerine düşünmemiz gerekir. Genellikle yalnız kalmaya işte bu anlarda ihtiyaç duyarız. Cevaba ihtiyaç duyan sorular, kapınızı çalar ve gel biraz konuşalım dercesine bizi kendilerine çekerler. Kimimiz hazırcevaplık yapar, kaçmaya çalışır ve kurtulduğunu zanneder. Yapılan şey aslında kendini kandırmak ve çekilen yükü daha da ağır hale getirmektir. Kimimizin nutku tutulur, hareketsiz kalırız, duvarlar artık bizi sıkıştırmakla görevlidir sanki. Hangi yoldan gideceğimizi unutmuşuzdur artık, bulanık çizgilerden ibarettir onlar artık bizim için. Eğer birinin elimizden tutmasını beklersek benliğimizle beraber meçhule karışmanın emareleri belirmeye başlar, tereddütler denizinin sularına kapılırız.

Yok mu bir çözüm yolu?

puzzle, parçalar, sorun, bulmak, arayış

Çözümü bulmak, elbette ki sorunu aramaktan geçiyor. Her bireyin sorunu ve tanımlaması farklıdır, keşke ortak bir reçete olsa da hepimiz kullansak değil mi? :) Fakat fark ettiyseniz hepimiz müşterek bir eylemde bulunuyoruz: Soru(n)ların üzerinde durmadan görmezden geliyoruz, cevaplamıyoruz ve geçmişe gönderiyoruz. Geçmişe gönderdiklerimiz, ne yazık ki, geçmiyor. Dolayısıyla önerimiz, yüzleşmek!

Yüzleşmek, kendimiz ile bir savaş değildir. Kazanan kim olacak? Yüzleşme bir nevi kabul törenidir. Doğru adımları atan da bizden bir parça, hataları yapan da. Kritik nokta, dün doğru olan şey bugün doğru olmayabilir. Yüzleşmek, bu yönüyle öğretilerimizi sorgulama imkanı da sunar. Hayatta her zaman 2+2’nin sonucu 4 etmiyor veya bir şey doğru olduğu oranda can acıtıcı olabiliyor.

E, ne yapmalı?

değişim, sınırlar, aşmak

Gittiğiniz bir tiyatro oyununu, izlediğiniz bir filmi hatırlayın. Oyuncuların her hareketinin altında yatan bir sebep vardır. Bir sebepten dolayı telefonu o şekilde tutar yahut bir sebepten dolayı göz kırpmaktan hoşlanır. Detaylarla uğraşmasak bile hayatta attığımız her adımın altında bir sebep olmalı. Bu sebep bizi heyecanlandırmalı, hayata bağlamalı, bir ölçüde huzur vermeli.

Yaşamımızı değiştirmekten ve güzelleştirmekten korkmamak gerek!


Süleyman Yalçın

Meraklı, tutkulu, aykırı.

0 Yorum

Yorum Yap

😄

Bültenimize kayıt olun!

Güncel haberleri takip etmek için bültenimize kayıt olun, böylece daima güncel bilgilerle donanmanıza yardımcı olabilelim.