Keşke Dememek İçin 4 Adım

Keşke Dememek İçin 4 Adım

Çok geç kalmadan deneyimlememiz gereken şeyleri hiç düşündünüz mü? Okyanusa dalış, bungee jumping ya da uçaktan atlamak gibi ekstrem şeyler de olabilir tabii, fakat bu yazımızda biraz daha minimalist bir tutum içinde olacağız, hayatın karmaşası içinde kaçırdığımız detaylardan bahsedeceğiz. Bir başka deyişle, keşke dediklerimizle dans edeceğiz. İnternet bağlantımız koptuğunda, elektrikler kesildiğinde düştüğümüz boşluklara bir göz atacağız. Başlayalım.

 

Düşüncelerinizi içinize atmayın, onların üzerini örtmeyin.

tartışma, diyalog, fikir, karşılık

Aynı fikri paylaşmadığınız insanlarla girdiğiniz diyalog esnasında neler yaparsınız? Bir an önce konuşmanın bitmesi için çaba sarf ediyorsanız, kabul etme anlamında başınızı sürekli aşağı yukarı sallıyorsanız veya düşüncelerinizi kendinize saklıyorsanız bir saniyeliğine durun. Karşı çıkmayı deneyin. Düşüncenizi kelimelere dökün ve haykırın karşı dünyaya. Karşınızdakilerin nicel büyüklüğünün bir önemi yok. Yeter ki, varlığınız karşı varlığın içinde kaybolmasın ve kimliğini korusun.


Düşünceleriniz kelimelerde kalmasın, davranışlarına etki etmesine izin verin.

yola çıkmak, başlamak, harekete geçmek

Dünyayı değiştiren, büyük bir etki yaratan insanların ileri görüşlülük, analitik zeka, dirençlilik, vb. gibi pek çok ortak özelliğini sayabiliriz. Bunların yanından dikkat çeken bir diğer şey ise onlar yerine yaptıkları, davranışları ve icraatları konuşuyor. Yani, kelimelerle vakit kaybetmemişler. E bunun bize ne faydası var? Her kelimelerle vakit kaybetmeyen dünyayı değiştiriyor mu? Belki tüm dünyayı değiştirmiyor ama öncelikle kendi dünyasını güzelleştiriyor. Çünkü kendimizi tanıtırken kullandığımız sıfatlar, genellikle olmak istediğimiz insan modeline dairdir. Fakat bu sadece kelimelerle sınırlı kalır, gerçekten söylediğimiz gibi bir insan olup olmadığımız kesinlikle tartışmaya açıktır. Bu sıfatlar kelimeleri aşıp davranışlara yansıdığında ise bizim kendimizi anlatmamıza gerek kalmaz, davranışlarımız bizler yerine konuşmaya başlamıştır bile. Dolayısıyla, kitabın kapağına çeşitli etiketler yapıştırmak yerine içindekilere odaklanmak gerekir. Bu sayede özgüvenimizi de tazelemiş oluruz.

Okuyun, anlamlandırın, öğrendiklerinizin yaşamınıza etki etmesine izin verin.

okumak, insan, kahve, doğa

Okumak, yaşamın anahtarıdır derler. Ama fark ettiyseniz neyi okumamız gerektiğini belirtmemişler. Kitapları mı, insanı mı, doğayı mı? Okumanın temel amacı anlamak, anlamlandırmaktır. Örneğin; bir insanı okumak, o insanın davranışlarını anlamlandırma ihtiyacından doğar. Fakat nasıl okunacağını da bilmek gerekir. Bu da öğrenmekle mümkündür. Öğrenmeyi öğrenen insan sınırları aşmış, prangaları atmıştır üzerinden. Hayatla, insanlarla, ruhsuz binalarla nasıl başa çıkılacağına dair ilk adımları atmıştır.

Ya siyah ya beyaz safsatasına kanmayın.

siyah, beyaz, ayrım, gri alan

Hayat gri alanlardan ibarettir, çünkü insan duygularına yenik düşer. Tüm davranışlarımızın temelinde yaşamımızı ve neslimizi devam ettirmek olduğu kanıtlanmış bir gerçektir. Bu gerçeğe dayanarak hareketlerimizi ya siyah ya beyaz mantığıyla yürütebilirmişiz gibi geliyor. Fakat hisler bu düşünceyi yerle bir ediyor, salt içgüdülerimizle karar vermiyoruz. Duygular ve vicdan bir araya gelince doğanın o acımasızlığı boyut değiştirmeye başlıyor. İki olgu aynı anda gerçekleşebiliyor, doğru yahut yanlış olabiliyor. Bu sebeple şu soru daima aklımızın bir köşesinde sürekli bizi sıkıştırmalı: Ya öyle değilse?


Süleyman Yalçın

Meraklı, tutkulu, aykırı.

0 Yorum

Yorum Yap

😄

Bültenimize kayıt olun!

Güncel haberleri takip etmek için bültenimize kayıt olun, böylece daima güncel bilgilerle donanmanıza yardımcı olabilelim.