Aşkın ve Yok Oluşun 5 Şairi

Aşk ve yok oluş arasında çok ince ama durmadan da birbirine doğru akan güçlü bir bağ var. Bunu izlediğimiz filmlerde, elimize aldığımız kitaplarda, gözlerimizin değdiği o derin şiirlerde ve belki de bilhassa kendi tecrübelerimizden biliyoruz. Su gibi elzem, olduğu gibi gerçek bir fiildir bence aşk. Durmadan birbirine akan iki nehir gibi, belki bir okyanusun iki ayrı kıyısı gibidir ama hep bir şekilde zihnimizin kıvrımlarında yerini alır.

Asırlar boyunca şairlerin dilinden düşmemiş hiç bu aşk dediğimiz, tanımını tam olarak koyamadığımız ama o hep bulduk sandığımız duygu. Kadın veya erkek fark etmeksizin atan her kalbin içinde var olmuş. Bazen bir çiçek gibi açıp güldürmüş, bazen de güldürdüğünden çok açtığı yerde yara olup kalmış, kabuk bağladığı da olmuş ama daha çok kanadığını şairlerin bizlere kalan satırlarından anlıyoruz. 

Hepsini bir yazıya sığdırmak elbette imkânsız ama bir yerden başlamak gerekiyor. İşte insanın eline, gözüne, içine dokunan satırlarıyla aşkın ve yok oluşun şairleri:

1- Birhan Keskin

Şiir deryasında sığınılabilecek en güzel limanlardan biri olarak görüyorum Birhan Keskinin satırlarını. İnsanın içinde bağışlayamadığı o yere dokunuyor her sözü. En sevdiklerimden biri de Ruth şiiri:

 

“…

Sen inandırmakla, inandırmamak arasındaki

o siyah noktada durdun.

Bunun adı işte: zulümdü.

Bu zulümde sen beni bütün uçlarımdan çarmıha gerdin.

Ben bütün uçlarımı kanatarak kopardım kendimi ordan.

Tekrar tekrar,

tekrar tekrar kanattım Ruth,

senin istediğinden fazla kanattım kendimi.

Kendimi kendi zulmümde tuttum, orda kaldım.

Onu çektim.

Yapmasa mıydım Ruth?

Bunun cevabı artık anlamsız.

Ben zaten Ruth, bana gelecek olan zulmü gördüm.

Sendekini, sendekileri.

Bendeki tamamlanmadı henüz.

Son sözü benim söylemem neyi değiştirirdi?

Hiçbir şeyi

Bir çocuğun, senin çocuğunun Ruth, kendini

kandırmasından başka neyi ifade eder bu?

Hiçbir şeyi.

Benim son sözü söylemem, bendekileri,

hâlâ bende kalanları

sana eksik gelenleri,

hâlâ söylenecek olanları bitiriyor mu?

Hayır.

Senin eksik kalanlarını, bana söyleyeceklerini

tamamlıyor mu?

Hayır, Ruth,

Eksik kalanlar çoğalıyor aramızda.

…”

 

2- Ümit  Yaşar Oğuzcan

Delice sevmek duygusunu hissettiriyor Oğuzcan’ın şiirleri. Birisini olduğu gibi, durduğu gibi, değiştirmeden, dönüştürmeden ama sönmez bir ateşle sevmeyi. 

Unutamıyorum şiirinden bir alıntı:

“…

Durup durup seni büyütüyorum içimde

Seninle acılar büyütüyorum

Yeni yeni kederler büyütüyorum dayanılmaz

Kirli sular yürüyor iliklerimde

Bir zehir karışıyor kanıma anlıyor musun

Bir daha görsem seni bir daha diyorum

Bir gün olsun bir dakika olsun

Unut demek kolay, gel bana sor bir de

Hatırladıkça gözyaşlarımı tutamıyorum

Dilimin ucunda sen

Başımın içinde sen

Keder misin, ecel misin sen

Unutamıyorum işte unutamıyorum.”

 

3- Füruğ Ferruhzad

Cesur bir kadın Füruğ ve onun bu derin yalnızlık duygusunun yansımasını yazdığı şiirlerden hissedebiliyoruz. Etrafında gördüğü her şeyi kelimeleri dökmeyi ustaca başarmış şairimizin en sevilen şiirlerinden Esîr (Tutsak)

"seni istiyorum ve biliyorum
asla koynuma almayacağım
sen o aydın ve pırıl, pırıl gökyüzüsün
ben bu kafeste bir tutsağım

kara ve soğuk parmaklıklar ardından
gözlerim hasretle bakıyor yüzüne doğru
bir elin uzanışını düşlüyorum,
ansızın ben de uçayım sana doğru

boş bir anda düşlüyorum
bu sessiz hapishaneden uçmayı
gülerek gardiyan adamın gözüne
yanında yaşama yeniden başlamayı

düşlüyorum ancak bilirim asla
bu kafesten kurtulmaya gücüm kalmamış
gardiyan adam istese bile
kanatlanıp uçmaya soluğum kalmamış

parmaklıklar ardında her sabah
bir çocuğun bakışı güler bana doğru
sevinç şarkılarına başladığımda
dudağında öpücükle gelir bana doğru

şayet bir gün, ey gökyüzü
kanatlanırsam bu sessiz evden
ağlayan çocuğa nasıl söylerim
tutsak bir kuşum vazgeç benden

bir mumum, canımın alazıyla
harabeleri aydınlatırım
sönüklüğü seçersem eğer
bir yuvayı yıkıp dağıtırım"

4- Şükrü Erbaş

Bir garip şair. Duymayanların, dinlemeyenlerin, görmeyenlerin şairi. Aşkı bir pencere pervazında büyütüp, uzaktan sulamakla yetinmişliği hissettiriyor şiirlerinde bize.

Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun şiiriyse benim en sevdiklerimden:

"Sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen

Herkesin perde perde çekildiği bir akşam

Siyah bir su gibi yollara akan

yalnızlığı öpüyorsun.

Ağzında eriklerin aceleci tadı

Elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası

Bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun.

Yağmur her zaman gökkuşağını getirmiyor

Aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı

Bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen

Uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun.

Uzak dağ köylerine vuran ay ışığı

Kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa

Ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgâr

Sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun.

Sakarya Caddesi'nde sarhoşlar

Rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin

Yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar.

Yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum

Uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun.

Örseler acıyla düştüğü yeri

Susarak büyüyen adamların sevgisi.

Ağzında pas tadıyla bir inceliği söylemek

Bir gülünç içtenliktir, gecikmiş ve ezik

Sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun.

İnsanın zamana karşı biricik şansıdır aşk

Onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını.

Sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun

Herkesin simsiyah kesildiği bir akşam

Yıldızlarla yedi renk gökyüzünü öpüyorsun.

Sen bende, gözlerinin anne ışığıyla

Bir solgunluktan doğan

kocaman bir çocuğu öpüyorsun."

5- Nilgün Marmara

Bir kenarda defterlere durmadan karalamaktır belki de şiir. Aşk durmadan dönen bir saatin yelkovanına durmayı anlatmak kadar imkansızdır belki. Nilgün Marmara’nın şiirleri insanın içini kağıt parçalarına döküp anlaşılmayı beklemesini hissettiriyor insana. 

Kuş Koysunlar Yoluna

"Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. 
Hep böyle mi bu? 
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer... 
Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! 
Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. 
Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına 
niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? 
"Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş."

 

Özgün İçerik


Zeynep Eren

Öğrenci Kariyeri yazarlarından Zeynep Eren..

0 Yorum

Yorum Yap

😄

Bültenimize kayıt olun!

Güncel haberleri takip etmek için bültenimize kayıt olun, böylece daima güncel bilgilerle donanmanıza yardımcı olabilelim.