Şiirin Hakkını Veren Bir Yürek: Edip Cansever

Bazı şiirler vardır. Her okuduğunuzda içinizde bir şeyleri titretir. Kitabı her açtığınızda farklı bir cümlenin altını çizesiniz gelir. Yüreğinizin sızısı sizi kasıp kavurduğu an satır aralarına sığınmak istersiniz. Defalarca da okusanız o ilk heyecanın asla yitmediğini anlarsınız.

Fazla Şiirden Ölen Şair' Edip Cansever ve 15 Eseri | ListeList.com

Ve bazı şairler vardır. Biz böyle birkaç dizeden yardım eli umarken “Al.” der, “Al, tüm dizeler senin olsun.”. “Bak, ben buradayım.”  Ne yazsa kendinizi bulursunuz. Onların yazdıklarını okurken kimi zaman gri binaların köhneliğini geride bırakıp deniz kenarına inersiniz, kimi zamansa kahkahanızın en canlı yerinde kalbinize bir bıçak saplandığını hissedersiniz. O şairler, kendi çaresizliğini size atfetmez de sanki dert masasında yanı başına oturun diye size de bir sandalye çeker. Basit kelimelerin arkasına dağ gibi anlamlar yüklerler de siz her seferinde farklı bir doku bulursunuz. Bir sevdayı büyütürler bazen gizlice ya da aleni. Sitemler hep kalplerinde kalır. İşte o şairlerden biri, yüreğini kâğıda bir nehir gibi akıtan şair, evet evet Edip Cansever…

“Yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz?
Elimi suya uzatıyorum, siz misiniz?
Siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum.
Belki de kim diye sorsalar beni
Güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi
Belki de alıp başımı gideceğim
Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin”
Nereye, ama nereye olursa gitmenin
Hüzünle karışık bir ağrısı
.”

Dramatik şiirleriyle insanın ruhuna dokunan şair 1928 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra Yüksek Ticaret Okulu’nda eğitime başladı ama devam etmedi. Onun yerine baba mesleğine devam edip Kapalıçarşı’da bir dükkân işletmeye başladı. Ama aklı ne ticaretteydi ne de dükkânda. Yalnız “şiir yapmak” istiyordu…
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

                                                                                                                                                                                    


Henüz çocuk yaştayken başlamıştı şiirler yazmaya…1944 yılında “İstanbul” dergisinde çıktı şiiri. Sonrasında da genç yaşta yazdığı eserleri “İkindi Üstü” isimli kitapta topladı ama bu kitabı bir pişmanlık olarak görüyordu. 19 yaşındayken bir evlilik yaptı ve ardından da baba oldu.

Edip Cansever kimdir : Edip Cansever Hayatı ve Nereli?

Evine ekmek götürmek zorundaydı Cansever, Kapalıçarşı’da bir yandan para kazanıyor bir yandan da usul usul şiir yazmaya devam ediyordu. Kapalıçarşı’yı sevmiyor, sadece mecbur olduğu için gidiyordu. 1954 yılındaki Büyük Kapalıçarşı yangınında dükkân tamamen yanınca kendine bir ortak buldu. Ortağı ona belki de hayatının en büyük iyiliğini yapacaktı.

Edip Cansever'in dükkanı Kapalıçarşı



Ben gidince hüzünler bırakırım
Bu senin yaşadığındır
Bir ev sıkılır kadınlardaki
Bir adam sıkılır kadınlardaki
Seni sevmek bu kadar mı
O benim yaşadığımdır.

Bazan da bir yerde kuşlar vardır
Ne uçmak, ne görünmek için
Bir karanfil pencereyi deler
Bir kapı kendiliğinden kapanır
İstesek sevişirdik, ama olmadı
Biz değil yaşayan acılardır.

Gitsem de her yerde biraz vardır
Hatırda zamansız bir plak
Bir otel kapısı, biraz istasyon
Vardır o seninle birlikte olmak
Buluşur çok uzaktan ellerimiz
Ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak.




İşler yeniden başladıktan bir süre sonra ortağı işlerle kendisinin uğraşacağını ve Cansever’in dilediğince şiir yazabileceğini müjdeledi. Şair, dokuz kitabını işte bu dükkânda yazdı.  O günden sonra yalnızca şiire yöneldi. Hayatında onu şiirden daha mutlu eden hiçbir şey yoktu. 1958 yılında Yerçekimli Karanfil’le Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazandı.
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.

İkinci Yeni hareketiyle bireyin kaygısını, umudunu, mutsuzluğunu, kendisiyle ve dünyayla olan mücadelesini üstü kapalı tabirlerle derinden anlattı. Öyle güzel şiirler yazdı ki sanki sizi fırtınanın ortasından çekip alıverdi, kendinizle baş başa kaldığınız anlarda size dost oldu kırgın halinizle çıkmaz sokaklarınıza sıkıştığınızda size umudu çağrıştırdı.. Kimi zaman toplumu eleştirirken kimi zaman sınıfsal çatışmayı usulünce anlatı Cansever. İnsana kendini sorgulatırken sevinçten ve yaşama arzusundan bahsetti. Ölümü de iliştiriverdi sayfalarına. Bunun yanında bu karmaşık dünyada hayatta kalabilme çabasına da yer verdi.
Kimse hüzünlü olmasın
Kimse hüzünlü olmasın diye
Sırası değil hüznün daha.
Unutulsun bir gövdeye duyulan hasret
Unutulsun bu alışılmış duyarlık
O kadar sade, o kadar kalabalık ki
Unutulmaya değer onların insan gövdeleri
Ve unutulmalı mutlaka
Dolsunlar diye yüreklere
Dolsunlar damarlara.
Ölü mü denir
Ölü mü denir şimdi onlara.

EDİP CANSEVER MATERYALİST MİYDİ? - suavi kemal yazgıç - Medium

Belki biraz da yarım kalmışlık vardı şiirlerinde. Öyle ki Turgut Uyar, Cemal Süreya ve Ülkü Tamer gibi o da Tomris Uyar’a aşıktı fakat aradığı karşılığı tam anlamıyla bulamamıştı. Her yıl aynı gün, Tomris Uyar’ın doğum günü için yeni bir şiir yazarak Uyar'ın kalbine dokunmaya çalıştı.

“…

Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler'den Hisar'a insek bile
Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.


Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
Mutfağın mutfak olalı böyle
Bir adın vardı senin, Tomris Uyar'dı
Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
Oysa güneş pek batmadı senin evinde
Söyle
Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.”

edip-cansever-03

 

Zaman zaman tiyatroyu andıran diyaloglar kullandı şiirlerinde. “Dize işlevini yitirdi.” diyerek daha çok anlatıcı tarza yöneldi. Dize alışkanlığını tamamen kırdı. Bir süre sonra “Oteller Şairi” olarak anılmaya başladı. Şiir yazmayı asla bırakmadı. Onlarca eser verdi ve her yeni eserinde okuyucuyu yakalamayı başardı.

“…Unutulmuş gibiyim ben. Ve insan
Bir bakıma unutulmuş gibidir
Bilmem ki, nasıl anlatmalı, yalnız bile değilim.
Belki de yalnızlıktan
Daha fazla bir şey bu”


28 Mayıs 1986’da hayata gözlerini yumduğunda ardında onu hep şiirleriyle hatırlayacak milyonlar bıraktı.

“…Her şeyin fazlası zararlıdır ya                                                                                                                                                     Fazla şiirden öldü Edip Cansever”

-Cemal Süreya

Özgün İçerik: Bu içerik ÖğrenciKariyeri ekibi yazarlarından Ezgi Nur BUDAK tarafından oluşturulmuştur.

Yazar

Öğrenci Kariyeri

Öğrenci Kariyeri yazarlarından Öğrenci Kariyeri..

0 Yorum

Yorum Yap

Bültenimize kayıt olun!

Güncel haberleri takip etmek için bültenimize kayıt olun, böylece daima güncel bilgilerle donanmanıza yardımcı olabilelim.