Osmanlı’da Karantina Günleri

İnsanların en büyük ölüm nedenlerinin başında gelen hastalıklar, salgın şeklinde olduklarında tarihin akışını değiştirecek kadar önemli bir hâl alırlar. Birkaç ay hatta birkaç yıl içinde binlerce veya milyonlarca insanın ölümüne yol açan salgınlar, halkları kırmış, toplumun psikolojisinde derin yaralara neden olmuştur. 18. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve kara veba kadar etkili olan başka bir salgın kolera olmuştur. Kolera hastalığı, Hindistan’ın Ganj Nehrinde ortaya çıkmış ve daha sonra ticaret yolları sayesinde ve Hindistan’dan Hicaz’a gelen hacılar vasıtasıyla tüm dünyaya hızlıca yayılmıştır.

Dünyayı etkisi altına alabilen salgınlar, önemli bir geçiş noktası olan Osmanlı topraklarına da gerek hacıların dönmesi gerekse de ticaret ve göçler nedeniyle kolayca yayılmıştır. Osmanlı topraklarında pek çok insanın ölümüme sebep olan bu salgınlar aynı zamanda ekonomiyi de olumsuz etkilemiştir. Tüm bu gelişmeler ışığında Osmanlı Devleti birtakım koruyucu sağlık önlemleri alarak sağlık komisyonları açmıştır.

Sözlükte “bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için belli bir bölgenin veya yerin kontrol altında tutulup giriş çıkışların engellenmesi biçiminde uygulanan sağlık önlemi” demek olan ve İtalyanca “kırk” anlamına gelen “quarante” kelimesinden türetilen karantina, Osmanlı Devleti’nde daha çok “usûl-i tehaffuz” ile tabir edilmiştir.

2_790x445

Osmanlı Devleti’nde karantina uygulaması ilk olarak 1831 yılında ortaya çıkan kolera salgınıyla başlamıştır. Rusya’da meydana gelen büyük kolera salgını nedeniyle salgının Avrupa’ya yayılması endişesine kapılan İngiltere, Fransa ve Avrupa elçileri Rusya’dan gelecek her türlü gemi için karantina uygulaması yapmasını istemişlerdir. Bunun üzerine dönemin padişahı II. Mahmut Han, kolera hastalığının ülkeye girişini engellemek, hastalığın görüldüğü yerde imha edilmesi ve yayılmasını önlemek amacıyla karantina usulünün uygulanmasını emretmiştir. II. Mahmut döneminde karantina için toplanan mecliste karantinanın idari yönü yanında dini yönünün de olduğu gerekçesiyle özel fetva istenmiştir.

2. Mahmut, şeriata aykırı gözüken uygulamalar nedeniyle karantina kararlarını ilan edemiyordu. Devlet ricali ile ulemadan oluşan mecliste, karantina kararlarının tıbbi ve gerekli yönleri şeriat açısından ele alındı. Karantinanın şeriata aykırı olmadığı kabul edilerek ülke genelinde bir karantina teşkilatı kurulması gerektiği kararlaştırıldı. Karardan sonra yıllar içinde çeşitli şekillerde karantina yöntemleri uygulandı. Bunun için Avrupa’dan özel doktorlar davet edildi. Her karantina istasyonunda bir Müslüman müdür ile bir hekim vardı.

Karantina esaslarının yeni yeni hayata geçirilmeye başlandığı 1840 yılında Amasya’da kıtlık yaşanıyordu. Bu arada padişah fermanı ile, bir karantina memuru ve bir karantina doktoru tayin ederek Amasya’da karantina bürosu kurulması istendi. Bazı Müslümanların ölmesi üzerine karantina hekimi Dr. Paldi’nin, ölülerin ve hastaların sadece yüzüne bakmakla yetinmeyip mahrem yerlerine bakmak istemesi halkı çileden çıkardı. Ayrıca, Dr. Paldi’nin; “Eğer veba zuhur ederse ölülerinizi kireç ile yakar ve sizleri 40 gün evlerinize hapseder, kapılarınıza adam tayin edip evlerinize dışarıdan bir kişiyi sokmam ve içinde bulunanlardan bir kişiyi dışarı çıkarmam ve her gün sizlere çeşit çeşit tütsü verip cümle masrafları sizlerden alırım” demesi bir tartışma başlatmıştı. Ahalinin, “Bizler bu ana kadar bunun emsali şey görmedik ve şeriatta işitmedik” cevabına karşı katı tutumunu sürdüren ve Müslüman halkın hassasiyetini dikkate almayan Dr. Paldi’nin uygulamaları gitgide Amasya halkının sinirlerini bozuyordu. Oysa sağlık meclisinin çıkardığı ilk kanunların 8. maddesi, her ne kadar karantina hekimlerine şüpheli bir hastalıktan ölenlerin cesetlerini inceleme ve muayene izni veriyorsa da eğer ceset kadınsa, gerekli sıhhiye makamlarından seçilmiş bir kadın tarafından muayene edilmesini şart koşuyordu. 4 Ağustos 1840 Salı günü Amasya Bayezid Camii’nde kılınan öğle namazından sonra galeyana gelen halk, “Haydin şu kâfiri getürün” demesiyle harekete geçen halk karantina haneye saldırır. Kaçıp Rum kilisesine sığınan Dr. Paldi, kiliseye girenler tarafından öldürülür.

Özgün İçerik: Bu içerik Öğrenci Kariyeri yazarlarından Enes Eren tarafından oluşturulmuştur.

Enes Eren

Ege Üniversitesi Makine Mühendisliği

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir