Bir "Ev"cimen Şair Behçet Necatigil

Behçet Necatigil, diğer ismiyle Mehmet Behçet Gönül, 16 Nisan 1916'da İstanbul'da doğdu.

Necatigil içine kapanık sessiz bir çocuktu. Zamanının çoğunu konaktaki küçücük odasında geçirir, yemek saatleri dışında odasından pek çıkmazdı; özellikle de ilkokula gidip okuma yazma öğrendikten sonra... Kitaplarla, yazıyla geçecek bir çocukluk ve ilk gençlik onu beklemekteydi.

Orta okulda bir öğretmeni yazdığı kompozisyonlardan birine şu yüreklendirici cümleleri not düşer: “Yarının iyi bir kalemine sahipsin. Boş durma, oku!”

Nitekim öyle de yapar Necatigil.

behcet-necatigil

Lisedeyken geçirdiği “adenit tüberküloz” hastalığı sebebiyle öğrenimine bir süre ara vermek zorunda kalır. Hastalığıyla gelen duyarlılık, onda yazma hevesi uyandırır. Kendi el yazısı ile hazırladığı “Küçük Muharrir” adlı dergiyi çıkarmaya başlar.

Edebi metin değerinde yayımlanan ilk şiiri ise lise yıllarında “Behçet Necati" imzasıyla Varlık dergisinde yayımlanan "Gece ve Yas” adlı şiiridir. 1936'da okulun edebiyat bölümünden birincilikle mezun olur.

Kendi şiiri için “Benim şiirim ya evlere bir övgüdür ya da bir ağıt” diyen Necatigil’in öyküsel tatlar taşıyan ve bir aile ocağının özlemini dile getiren ilk şiirlerinde “ev”, çoğu kez “yuva” kavramının yarattığı bütün olumlu duygulan taşır ve aileyi ifade eder:

AİLE

Sağ çıkıp günlük savaştan.
Evin yolunu tutmuşum.
Yemek yedik, çocuklarım uyudu.
İniyor üstüme yavaştan
Allahın beyaz bulutu,
Kederlerimi unutmuşum
Hayatta olduğuma
Seviniyorum şimdi:
Kavuştum çoluk çocuğuma.
Koltuğuma uzandım, rahatım.
Kahvem içime sindi,
Başladı gecelik saltanatım.

İyimser ve sevecen tatlarla dolu ilk şiirlerden kısa bir süre sonra, aile sorum­luluğu taşımanın yarattığı yorgunluğu şiirlerine taşımaya başlayan Necatigil’e göre ev, herkesin bir biçimde ait olduğu ya da ait olması gereken tek mekândır.

“Bütün yazdıklarım da varımdır. Bana çatmayan bir şey yankımaz bende. Aldığımı vermişimdir” diyen Necatigil’in şiirlerinde evin ve evler içinde yaşayan aile bireylerinin yaşamlarını bu denli yalın ve gerçekçi bir üslûpla aktarabilmesi, daha da önemlisi, herkesin yaşadığı sıradan hayatı şiirleştirebilmesi, onun sanatının gücünü kanıtlar.

Behçet Necatigil'in kızı Ayşe Sarısayın'ın babasını anlattığı “Çok Şey Yarım Hâlâ” adlı anı kitabında Behçet Necatigil için her şeyden önce şiirin geldiğini dile getirir:
“Evde çok sık yinelediği bir söz vardı: Önce şiir! Yaşamında önce şiir geliyordu, ardından her şey.”
Sana teşekkür borçluyum, önce babam, sonra şairim olduğun için. Yaşadığın sürece alçakgönüllü, bilge ve sessiz duruşunla bana öğrettiklerin, yaşadığım sürece de şiirlerinle öğreteceklerin için.
Hani diyorum ki, bir gün izinli gelirsen yine... Kapıyı çalarsan aynı saatte, aynı şekilde... Bu kez ihtiyaçları falan boş verelim de, ayaküstü biraz şiir, biraz öykü konuşalım, ne olur!"
Kabataş Erkek Lisesi'nden bir öğrencisi ise hakkında şunları yazmıştı:

“Necatigil’in tuhaf bir karizması vardı; buna belki de bir antikarizma bile denebilir. Şiirinde nasıl sıradan-olan’ın, insanın temel varoluş meseleleriyle ilişkili olduğunu gösterdiyse, yaşamında da ‘herkes’ gibiyken herkesten biri ‘olmadığını’ gösterebilmişti Necatigil.

Onu yakından tanıyanlar tanıklık edeceklerdir: Hoca’nın, en sıradan ve gündelik yapıp etmeleri bile dikkatlice izlendiğinde, yaşamanın bir ‘azap’ olduğunu hissettirecek, derinlikli imalar, işaretler taşırdı. Deyiş yerindeyse, varoluşu, bir alegori idi Behçet Necatigil’in: Birdenbire susması, ellerini kendine özgü jestlerle kullanışı, ansızın kalkıp gitmeleri, yan yana yürürken aniden hızlanıp önünüze geçmesi, hiç yoktan öfkelenmeleri... Karizması ya da antikarizması, varoluşunu bir alegoriye dönüştürmüş olmasından, her yapıp etmenin ardında, görünmeyen bu ‘azab’ı sadece hissediyor değil, ama hissettiriyor olmasından ileri geliyor olabilir miydi? Belki...Hocayı çok özlüyorum.”

Behçet Necatigil’in vefatının üzerinden tam 41 yıl geçti bugün. Ama şiirleri hala taptaze…

 

**Bonus:

Evdeyken izleyip hoşça vakit geçirebileceğiniz, Yılmaz Erdoğan'ın yönetmenliğini yaptığı Behçet Necatigil ve iki öğrencisi Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun hayat hikayelerini anlatan "Kelebeğin Rüyası" adlı filmi izleyebilirsiniz.

KAYNAKÇA

KAYNAKÇA

 

 

Yazar

Öğrenci Kariyeri

0 Yorum

Yorum Yap

😄

Bültenimize kayıt olun!

Güncel haberleri takip etmek için bültenimize kayıt olun, böylece daima güncel bilgilerle donanmanıza yardımcı olabilelim.