8 Mart Dünya Kadınlar Gününe Özel:

Kadının Kurtuluş Savaşı’nda Afife Jale

Jale, sahneye gönlünü vermiş, bu uğurda hiç yılmamış, yıllar içinde binlerce kadının yolunu aydınlatan sahneye çıkan ilk Türk kadınıdır.

Bugün “Beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım!” sözleriyle kulaklarımızda yankılanan bu cesur Türk kadını, acı dolu hikayesini gururla taşımış, başka hikayelerin yazılması adına savaşmıştır.

1902’de Kadıköy’de orta halli bir ailenin kız çocuğu olarak dünyaya geldi. Tiyatro hayalleri çocukluğunu dahi süslemişti. Bitmeyen heyecanı ve kocaman hayalleri onu erken yaşta kocaman bir kadın olmaya itti. 1918’de Darülbedayi’de açılan tiyatro kursu sınavlarına girdi ve kazandı. Darülbedayi’yi kazanan 5 kadından biri olan Jale, yasaklar sebebiyle yalnızca kadınlara özel matinelerde sahne alıyordu. Çok geçmeden kurstan 3 kadın erken pes ederek, inançlarını yitirdi. O asla vazgeçmedi, tüm zorluklara rağmen. Çok geçmeden ailesi tiyatrocu olduğunu öğrendi, babası:

‘’Benim Afife adlı bir kızım yok!’’ dese de, ‘’Ben zaten artık sahnede Jale’yim’’ diyerek kapıları korkmadan kapadı, yalnızlığa dahi razıydı, hayallerine sarılabilmek adına.

Afife, sabırla o anın kendisine bahşedileceği günü bekliyordu…

afife jale ile ilgili görsel sonucu

Hüseyin Suat, “Yamalar” adlı oyunu sahneye koymuştu ve “Emel” karakterini Eliza Binemeciyan adlı bir yabancı oyuncu oynuyordu. Oyunun 13 Nisan 1919’da Kadıköy’deki Apollon Sineması’nda ilk gösteriminin yapılması bekleniyordu. Sonra bir gün Eliza’nın Paris’e gitmesi gerekti ve onun yerini dolduracak bir kadın oyuncu arayışına düşüldü. Bir sınav düzenlediler; sonsuz arzusu ve yeteneğiyle bu sınavı kazanan kişi elbette Afife idi. Jale takma adıyla hiç korkmadan, sadece oradaydı. Alkış sesleri içinde, gururdan ağlayarak. Tarihe geçecekti bu haklı gurur, Jale sahneye çıkan ilk Türk Müslüman Kadın.

Çok geçmeden baskınlar başladı, sancılı süreçler bekliyordu onu. Ertesi hafta ‘’Tatlı Sır’’ oyununda baskından kaçmayı başardı, ‘’Odaklık’’ oyununda tekrar ve tekrar… Ancak peşini bırakmadılar, İç İşleri Bakanlığı devreye girdi. Babası tamamen ona sırtını dönmüş, Kötü Kadın yakıştırmalarını o bile sahiplenmişti, bu müthiş başarıdan çok.

Bu zor günlerin ona baş ağrıları hediyesi gecikmedi, mutluluğunun arkasına sığınamıyordu artık. 1921’de, Dahiliye Nezareti’nin bir buyruğu ile belediye, Darülbedayi’nin yönetim kuruluna bildiriyi gönderi: “Müslüman kadınlar kesinlikle sahneye çıkmayacak”.

Bu bildiri sonunda Jale’nin görevine son verildi. Ne parası ne de kalacak yeri vardı ve gözü hala tiyatrodaydı. İçinde bulunduğu durumun farkına bile varamıyordu. Sanki kanının akmasını sağlayan, ona iyi gelen tek şey sahnede olmaktı ve ne yapıp edip bunun bir yolunu bulmalıydı.

Yaşadığı tüm bu sıkıntıların hediyesi olan o baş ağrısı, en sonunda onu morfin tedavisine itti. Zorluklar bitmedikçe o ise morfine sığındı. Daha çok sığındı, artık tamamen bağımlıydı. Öyle ki 1928’de tanıştığı ilk ve son aşkı Selahattin Pınar ile aşkını, evliliğini bile bitirecek durumdaydı bu bağımlılık ve sanrılar.

24 Temmuz 1941’de, hastanenin morfinman bölümünde, hayata gözlerini kapadı. Henüz 39 yaşındaydı. Yalnızdı, kimsesizdi ve bu gerçekten onun seçtiği miydi?

Bugün olmasaydı sahnede kadının izi olmayacaktı, kadının sesi belki de hiç duyulmayacaktı, yalnızca sanatta değil her alanda örnekti Jale. İnsanın, insanca yaşaması adına, kadının sesinin daha yüksek duyulması adına, gidilecek yol varken kapıları kapamaktan hiç korkmadan duyulacak cesaret adına en büyük örneklerden biriydi Afife Jale.


İyi ki geçtin bu dünyadan!


Özgün İçerik: Bu içerik Öğrenci Kariyeri yazarlarından Esra Avcu tarafından oluşturulmuştur.

Yazar

Öğrenci Kariyeri

Öğrenci Kariyeri yazarlarından Öğrenci Kariyeri..

0 Yorum

Yorum Yap

😄

Bültenimize kayıt olun!

Güncel haberleri takip etmek için bültenimize kayıt olun, böylece daima güncel bilgilerle donanmanıza yardımcı olabilelim.