Yazmak ve Yazarlık Üzerine 11 Film

Yazarlık ve yazmak, bir filmin doğrudan konusu olduğunda izleyenin merak edeceği ve filmi çekenlerin de ilk değineceği konu, yazarın yazma süreci olur herhalde. Yazar nasıl yazar? En sıradanından en tutkulusuna, tüm yazarların bir ritüeli var mıdır? Yazmadan önce, yazarken ve sonrasında nasıl ruh hallerine girerler? Yazamama sendromu ne menem bir şeydir mesela? Ya da yazarlar, yazmadıkları zamanlarda ne kadar farklıdırlar? Daha derine inersek, bir insan neden yazmak ister? Kendiyle, dünyayla ve kelimelerle derdi nedir?

Bu bir “yazarların hayatlarını anlatan filmler, yazar biyografileri, kitap uyarlamaları” seçkisi değil. Öyle olsa zaten birkaç filmle sınırlamak da çok zor olurdu. Seçki, beklendiği üzere kendi film zevkimi ve edebiyat anlayışımı yansıtmaktan kaçınamayarak hazırladığım, yazma eylemini ve çeşitli yazarlık hallerini merkeze alan filmlerden oluşuyor.

Daha açık ifade etmek gerekirse, örneğin, Stephen King’in romanından uyarlanan 1990 yapımı “Misery” filminde bir yazar ve eseri vardır kahramanlar arasında fakat filmin temel izleği “yazmak” değildir. Oysa aşağıdaki filmlerin hemen hepsinde yazarlık, yazma eylemi, yazamama sendromu, yazmanın varoluş ile ilişkisi gibi pek çok açılardan filmin merkezine alındığını göreceksiniz.

Ayrıca bu bir “en iyi filmler” seçkisi olmayıp konuyu farklı açılardan ele alan filmlerden ve en önemlisi farklı film kategorilerinden derlendiğini söylemekte de fayda var. Bu açıdan bakıldığında, temel izlenimin pek de “yazmak” olmadığı aşağıdaki bazı filmlerin, konu açısından türünün öne çıkanlarından olmaları da bu açığı kurtarabilir. Aynı zamanda, filmlerin sıralanması da bir derecelendirme esas alınarak yapılmadı.

Barton Fink

11

Coen Brothers filmleri arasında yer alan ve adını, kahramanının adından alan film, yeni ve önemli bir anlaşmaya imza atmış yazarımız Barton Fink ‘in, emaneten yerleştiği otelde yazmaya çalışırken başına gelenleri anlatıyor. Bu listede yer alma sebebi olarak filmin teknik başarısı kadar diğer filmlere göre daha “sembolik” ya da -hadi terimsel konuşalım da entel görünelim- “alegorik” olması.

The Words (Çalıntı Hayat)

12

Keşke doğrudan “Kelimeler” diye çevrilseydi, dediğim filmdir. Doğrudur, film standart izleyici için “çalıntı bir hayat” üzerinden gidiyor ancak edebiyatla ilgili izleyici için kelimelerin, yazabilmenin insan hayatında neleri değiştirebildiği ve daha önemlisi neleri değiştiremediği üzerine yapılmış en güzel filmlerdendir. O yüzden filmi incelediğim eski bir yazıda, Oğuz Atay’ın “Kelimeler albayım… Bazı anlamlara gelmiyor” ifadelerini kullanmıştım.

Ghost Writer (Hayalet Yazar)

13

Seçkimizin “gizem” kategorisindeki filmi. Kime “Abi gost raytırı izledin mi?” desem, “Ha abi Hayalet Sürücü, güzel filmdi ya” cevabını aldım. Halbuki burada hayalet olan yazar ve bizde pek bilinmese de özellikle Avrupa ve Amerika’da epey özel bir meslek. Bir kitap yazmak isteyen, (çoğunlukla biyografi) ama yazar olmayan insanların, kitaplarını yazma işini emanet ettikleri insanlar oluyor “hayalet yazarlar”.

The Fountain (Kaynak)

14

Pek çokları “yazmak” ile ne ilgisi olduğunu sorgulayacaktır bu filmin, belki de duygusal sebeplerden ötürü almış olabilirim listeye, zira tüm zamanlarımın en iyileri arasında ilk sıralarda yer alır.

Chinese Coffee (Çin Kahvesi)

15

Esasen bir tiyatro oyunu olarak Ira Lewis tarafından yazılmış olan Chinese Coffee, filmde de bu tiyatral havayı bozmuyor. Arada başarılı geri dönüşler haricinde film ağırlıklı olarak tek mekanda ve zamanda geçiyor.

Conversation with God (Tanrı ile Sohbet)

16

Neale Donald Walsch’ın aynı isimli üçlemesinin parçası olan kitaptan uyarlamadır. Aksiliklerin ve başarısızlıkların ardı ardına gelip sıfırın da altına düşürdüğü bir adamın, bir gün adeta görünmeyen bir güç yazdırıyormuşçasına yazmaya başlamasını ve Tanrı ile ettiğini düşündüğü sohbetlerden oluşan kitabın, onun hayatını kurtarışını anlatır genel olarak.

Stranger Than Fiction (Lütfen Beni Öldürme)

17

Yine absürd bir çeviri durumu var, gelin biz temiz temiz “Kurgudan da Garip” diyelim şunun çevirisine, hem Palahniuk’un aynı isimli kitabına da bir selam çakmış oluruz.

Midnight in Paris (Paris’te Gece Yarısı)

18

Sıradan bir romantik-komedi filmi olmaktan kurtaran şey, kuşkusuz bir Woody Allen filmi olması ve onun sinemacılığının her kareye işlenmiş olması.

Adaptation (Tersyüz)

19

Bu seçkideki filmlerden, yazamama sendromunun en baskın görüldüğü film Adaptation. Üstelik, idealize edilmiş yazar imgesindeki gibi, masanın başında entelektüel sıkıntılar yaşayan, tuhaf yöntemlerle yazacak bir şeyler arayan, mükemmelliyetçi ve dahi yazar yerine yiyip içip kilo alan, pasif, sosyal hayatta başarısız, yazamadığı çoğu zaman mastürbasyon yapan bir yazar görüyoruz. Bu anlamda bir anti-ideal olan kahramanımızın Nicolas Cage olduğunu da hatırlatalım.

Naked Lunch (Çıplak Yemek)

20

Bir William S. Burroughs roman uyarlaması olan Naked Lunch, bu seçkideki yerini “yazar ve bilinçaltı” temasından hareketle alıyor. Öte yandan diğer filmlere istinaden uyuşturucunun da en belirgin şekilde yer aldığı film, diyebiliriz. Filmde bol ve net şekillerde bilinçaltı, ego-alter ego meseleleri, sendromlar, fobiler, psikanaliz, seksüel kaygılar ve sanrılar görebilmekle birlikte pek çoklarınca yazarın romanının gerisinde kaldığı eleştirisi de, birçok uyarlama gibi bu uyarlama için de geçerli.

Deconstructing Harry (Yaramaz Harry)

21

Woody Allen‘ın hiperaktif zekasıyla yazılıp yönetilmiş ve hiperaktif tavırlarıyla sergilenmiş muazzam filmlerinden “Yaramaz Harry”, Chinese Coffee filmiyle yaklaşık temalarda olsa da daha az dramatik, daha çok karamizah bir tavıra sahip. Yazar kahramanımız Harry Block’un yaşlılığa giderken geçmiş ve yeni hayat başarısızlıklarını anlatır temel olarak. Bunu anlatırken, yazarın, yani bir anlamda Woody Allen’ın geçmişteki evliliklerini, flörtlerini, kaçamaklarını, insan ilişkilerini, yazdığı kahramanların görüntüsüyle, hikayelerin içinden izleriz.

Yazar: Koray Sarıdoğan

Kaynak

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir