Teknolojik Gelişmelerden Herkes Haberdar, Peki Sanat Olduğu Yerde Mi Kalıyor?

Her yerde teknolojik gelişmeler hakkında binlerce şey yazılıp çiziliyor, peki kaynağını özellikle kültürden alan sanat, durağan bir şekilde olduğu gibi mi kalıyor beraber biraz irdeleyeceğiz.

Öncelikle biraz ‘‘sanat tarihi’’ diyerek beslenelim. Gelişmeleri teknolojik unsurlara bağlamaktan ziyade aslında insan gücünün karşı konulmaz sanılan engellere rağmen elde ettiği başarılara bakınacağız. Biraz dünyadan biraz Türkiye’den, ortaya karışık kültür sanat…

Adsız tasarım (12)

İlk olarak müzik diyelim ve senfoni denildiğinde akla gelen ilk isimden başlayalım. Beethoven’in dünyaya adını altın harflerle yazdırdığı 9. senfonisini işitme engeli varken oluşturduğunun altını çizelim. Ve ülkemizin tarihine damga vurmuş olan halk ozanımız Aşık Veysel’e geçelim. Sanata şiir yazarak başlayan, daha sonra bunları besteleyerek seslendiren ozanımız erken yaşlarda görme yetisini yitirdikten sonra kendini sanata adayıp, eksik olan yetilerini bu şekilde tamamlamıştır.

Adsız tasarım (10)

Sonra tiyatro diyelim, hatta Shakespeare diyelim çünkü; tiyatro denilince artık klasikleşmiş olan ilk oyunlardan ‘‘Romeo ve Juliet’’ göz önüne gelir. Dünya edebiyatında büyük yer edinmiş olan bu eser dönemin zorluklarının sahneye yansıtıldığı ve toplumlar arasındaki farkı gözler önüne sermiştir. Aslında tiyatroyla alakalı hep moderniz. Tarihimize şöyle dönüp baktığımızda bizim köy meydanlarımızda orta oyunuydu, efendime söyleyeyim bir Karagöz ve Hacivat gölge oyunları vs. zaten bizde var olan ögelerdi. Yani bizim köylerimizde olan Avrupa’da sahnelerde oluyordu. Tek fark neredeyse sadece bundan ibaretti. Şimdi sizi biraz hafıza tazelemeye davet ediyorum. Zamanımızın LYS Edebiyat konusunda çıkmış soruların yargıcı olan Türk Tarihinin ilk tiyatrosu sorusunun cevabını verelim; Şinasi’nin Şair Evlenmesi. Konusuyla görücü usulü evliliğinin beraberinde yaratacağı birtakım sorunları ele almıştır.

VS

Biraz da resim diyerek; Picasso ile sürekli rekabet halinde bulunan Amedeo Modigliani’nin hayatına bir göz gezdirelim. Sağlık sorunları ve maddi sıkıntılara rağmen hiçbir zaman sanattan kopmamasının altını çizerek aslında hemen hemen sanatın her bir dalına eğilimleri olduğunu bilelim. Felsefesiydi, şiiriydi, sanat tarihiydi bu türlerle başlangıç yapıp ardından heykelcilik yapıp sonrasında resimlere merak salıp kendini son olarak ressamlıkta sabit kılan Modigliani, veremden sonra daha ağır bir hastalığa yakalanarak hayata veda etmiştir. Dünya isimleri demişken ‘‘kaplumbağa terbiyecisi’’ dememiz geriye kalan tüm detayları anımsamamıza yeter diye düşünüyorum. Osman Hamdi Bey’in bu eseri Pera Müzesi’nde 2004’ten bu yana aynı yerinde hala sergilenmektedir ve yeri hiç değiştirilmemekte.

VS (1)

Aslında bu kategoriler şiirlerle, yazılarla vs. çoğaltılabilir lakin bizim ulaşmamız gereken sonuçlardan birisi de; evet gelişen toplumda teknolojinin önemi büyüktür ama sanatın yeri de unutulmamalıdır. Ki zaten teknoloji kavramının türetildiği tekniğin kelime anlamını incelediğinizde faydalı sanat oluşturma anlamına tekamül etmektedir.

VS (2)

Verdiğimiz örnekleri sonuçlandıracak olursak; sanat bazen yaşamdan bir nebze kendini soyutlama aracı, bazen ise engelleri aşarak yaşama bağlı kılınmak için kullanılmış olan bir kaynak olarak görülmüştür. Sanatın tanımının aslında kişiden kişiye göre farklılık oluşturduğunu ispatlamış olduk. Bahsettiğimiz bu isimler toplumların var oluşunda genellikle ilklere adlarını kazımış olan insanlar. Bizler ise sınırsız imkanlara sahipken hala yerimizde duran kesim olmak yerine, durağanlığa karşı her zaman gelişen taraf olup sanatı da unutturmadan icra etmeliyiz.

Hepimiz birer yeteneğe mutlaka tabii tutulmuşuzdur. Yeter ki o yetenek keşfedilip geliştirilsin! Başaracağız, yetenekliyiz ve bunu kanıtlayacağız. Bizler de bir dünya devi olabilecek kabiliyetteyiz, bunu unutmayın!Kkültürle, sanatla kalın.

Özel İçerik: Duygu Çamurtaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir