Son Zamanların En Gerçekçi Kitabı Homo Sapiens’den Düşündüren Kesitler ve Adım Adım İnsanlık Tarihi

İlk baskısından itibaren fazlasıyla ses getiren bir kitap oldu Homo Sapiens. Okumasak da adını bir şekilde duyduk ve epey merak ettik. İçinde kendi türümüze ait bütün geçmişi barındıran bir eserin merak uyandırması çok normal. Ama bu kitabın asıl olayı sürdürülebilir-sonsuz bilgi sunması! Öyle noktalara değiniyor ki, bugüne kadar merak ettiğiniz sorulara cevap bulurken sorgulamayı hiç düşünmediğiniz onlarcasına yer açıyor zihninizde. Anlayacağınız kitap epey derin, neredeyse tarihteki hiç bir savaş sahnesi, barış çağrısı, önemli anlaşma kaçırılmamış. Ayrıca sadece saf bilgi içeren kitaplardan da değil kendisi. Çünkü yazarı adeta yeni nesil filozoflardan, birkaç kelimeyle başınızı döndürecek etkide sağlam bir kalemi var!

Kitap dört bölümden oluşuyor, bu bölümlerinde alt bölümleri bulunuyor ve her başlık bugüne kadar benzeri nadir yazılmış türden bir deneme aslında. Çünkü bu yazılarda felsefi düşünceler bilimle harmanlanmış… Ne kadar anlatsam yazarının kaleminden okumak gibi olmayacağını bildiğimden, kitaptan dikkat çeken kesitlerle baş başa bırakıyorum şimdi sizi.

Dipnot: Kitaptan yapacağım hiç bir kesit spoiler niteliği taşımaz, içiniz rahat okuyun. Çünkü kitabın her sayfasından bir ansiklopedik bilgi çıkar, net!

Atalarımız gerçekten toprağa ve her türlü canlıya saygı duyan muhterem şahsiyetler miydi?

Hayvanlardan-Tanrılara2

İlk dalga avcı toplayacıların, ikinci dalga çiftçilerin yayılmasıyla gerçekleşirken, sanayi faaliyetlerinin günümüzde sebep olduğu üçüncü dalga ise bu ikisini takip ediyor. Atalarımızın doğayla uyum içinde yaşadığını iddia eden doğaseverlere inanmayın. Sanayi devriminden çok önce, Homo Sapiens en çok bitki ve hayvan çeşidini ortadan kaldıran tür olma rekorunu elinde tutuyordu. Biyoloji tarihindeki en ölümcül tür olma gibi şaibeli bir özelliğimiz var! Belki de daha çok insan birinci ve ikinci dalgadan haberdar olsaydı, şu an gerçekleşen ve kendilerinin de bir parçası olduğu üçüncü dalgayla ilgili bu kadar soğukkanlı olmazlardı. Ne kadar çok türü ortadan kaldırdığımızı bilseydik, hala hayatta olanları korumak için daha istekli olurduk. Bu özellikle de okyanuslardaki büyük hayvanlar için geçerli. Deniz hayvanları Bilişsel Devrim ve Tarım Devriminden çok kötü etkilenmediler, ancak şu anda çoğu sanayi kirliliği ve insanların okyanus kaynaklarını aşırı kullanması sebebiyle tükenmenin eşiğinde! (s. 85)

Yaşam tarzınız sizi gayet iyi besliyor ve zengin bir toplumsal yapı, dini inanç ve siyasi dinamik sağlıyorsa başka bir şey yapmanıza ne gerek var ki?

asi-koyunlar-2-520x245

Bütün bunlar 10 bin yıl önce, Sapiens tüm vaktini ve enerjisini birkaç hayvan ve bitki türünün yaşamını değiştirmeye adayınca değişti. Gündoğumundan günbatımına kadar insanlar tohum ektiler, bitki suladılar, kökleri topraktan söktüler ve koyunları bereketli çayırlara sürdüler. İnsanların yaşamında bir devrimdi bu: Tarım Devrimi! (s. 89)

Bu devrim insanlığın elindeki toplam gıda miktarını arttırdı ancak daha iyi bir beslenme veya daha çok keyifli zaman yaratmadı. Daha ziyade nüfus patlamasına yol açarak şımarık seçkinler yarattı. Ortalama çiftçi ortalama avcı toplayıcıdan daha çok çalışarak karşılığında daha kötü besinlere sahip oldu. Tarım devrimi tarihin en büyük aldatmacasıdır! (s. 91)

Tarım devriminin özü: daha çok sayıda insanı daha kötü şartlar altında da olsa hayatta tutmaktır! (s. 95)

Erkek ve Kadın/Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet

vakfi-ndan-toplumsal-cinsiyet-esitligi-icin-8826818_x_9232_o

Gerçekte doğal ve doğal olmayan kavramları, biyolojiden değil Hristiyan ilahiyatından alınmadır. “Doğal”ın ilahiyattaki anlamı; “Doğayı yaratan Tanrı’nın niyetliyle uyumlu”dur. Hristiyan ilahiyatçılar Tanrı’nın insan vücudunu, her parçanın ve organın belli bir amaca hizmet etmesini düşünerek yarattığını ileri sürerler. Eğer vücudumuzun uzuvlarını ve organlarını Tanrı’nın öngördüğü şekilde kullanırsak bu doğal bir faaliyettir, bunları farklı olarak kullanmaksa da doğal değildir. Oysa evrimin amacı yoktur. Organlar belli bir amaçla evrilmediği gibi, kullanılma biçimleri de sürekli gelişim halindedir. İnsan vücudunda sadece milyonlarca yıl önce ortaya çıktığı zamanki işlevini yerine getiren tek bir organ bile yoktur. Örneğin ağız, en eski çok hücreli organizmaların besinleri vücutlarına sokabilmeleri ihtiyacından oluşmuştur. Bugün hala ağzımızı bu amaç için kullanırız, ama bunun yanında öpüşmek, konuşmak ve eğer Rambo’ysak el bombasının pimini çekmek için de kullanırız. 600 milyon yıl önceki kurtçuğa benzer atalarımız, bunları yapmak için ağızlarını kullanmıyordu diye mi doğal olmuyor bunlar? (s. 153)

Kadının doğal fonksiyonunun çocuk doğurmak olduğunu, eşcinselliğin doğal olmadığını iddia etmenin bu yüzden pek bir anlamı yoktur. Erkekliği ve kadınlığı tanımlayan yasaların, normların, hakların ve zorunlulukların çoğu, biyolojik gerçekliklerden ziyade insanın hayal gücünü yansıtır.

Paranın Kokusu

para-2

Binlerce yıl boyunca filozoflar, düşünürler ve peygamberler parayı lanetleyerek onu tüm kötülüklerin kökeni olarak gösterdi. Öyle olduğunu kabul etsek bile para aynı zamanda insan hoşgörüsünün doruk noktasıdır. Para dilden, devlet yasalarından, kültürel yasalardan, dini inançlardan ve toplumsal alışkanlıklardan daha açık fikirlidir. Para insanlar tarafından yaratılmış ve neredeyse tüm kültürel farkları aşabilen tek güven sistemidir. Ayrıca din cinsiyet, ırk, yaş ve cinsel yönelim üzerinden ayrımcılık da yapmaz. Para sayesinde birbirini hiç tanımayan ve güvenmeyen insanlar etkin işbirlikleri yapabilirler. (s. 190)

Paranın karanlık yüzü ise her ne kadar yabancılar arasında güven oluşturmaya yarasa da, bu güven insanlara, topluluklara veya kutsal kabul edilen değerlere değil, paranın kendisine ve gerisinde yatan mekanizmalaradır. Aslında yabancıya ve komşuya değil, ellerindeki paraya güveniriz. Para toplulukların, dinlerin ve devletlerin duvarlarını yıktıkça, dünyanın kocaman ve ruhsuz bir pazara dönüşme tehlikesi artmaktadır.

Darwin’in Doğuşu

evrim-teorisi-ve-dar-f2f0ab93737e4ecc80dc

1831’de Kraliyet Donanması HMS Beagle adlı gemiyi Güney Amerika, Falkland Adaları ve Galapagos Adaları’nın kıyılarının haritasını çıkarması için yolladı. Donanma bir savaş durumunda daha hazırlıklı olmak için bu bilgilere ihtiyaç duyuyordu.. Geminin kaptanı amatör bir bilim insanıydı ve yolda karşılaşabilecekleri jeolojik oluşumları incelemesi için gemiye bir de jeolog çağırdı. Pek çok uzman kaptanın önerisini geri çevirince, o da Cambridge Üniversitesi’nden yeni mezun olmuş 22 yaşındaki Charles Darwin’e teklif götürdü. Darwin Anglikan papazı olmak üzere eğitim görmüştü ama İncil’den ziyade jeolojiye ve doğa bilimlerine ilgi duyuyordu. Bu fırsata balıklama atladı, gerisini de zaten biliyoruz. Kaptan seyahat boyunca zamanını askeri haritalar çizerek geçirirken, Darwin sonradan evrim teorisini ortaya çıkaracak olan öngörülerini formüle etti ve ampirik veriler topladı. (s. 283)

Tanrıya Dönüşen Hayvan

9720_1465390407

Kano ve kadırgalardan buharlı gemilere ve uzay mekiklerine vardık ama kimse nereye gittiğimizi bilmiyor. Her zamankinden daha güçlüyüz ama bunca güçle ne yapacağımızı bilmiyoruz. Daha da kötüsü, insanlar her zamankinden daha sorumsuz olabilirler. Uymamız gereken yegane yasalar fizik yasaları ve kendi kendini yaratmış küçük tanrılar olarak kimseye hesap vermiyoruz. Diğer hayvanları ve etrafımızdaki ekosistemi sürekli mahvediyoruz ve bunun karşılığında sadece kendi konforumuzu ve eğlencemizi düşünüyoruz, üstelik tatmin de olmuyoruz. (s. 487)

  Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi? 

Yararlanılan kaynak: Homo Sapiens Kitabı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir