Okullar Yaratıcılığımızı Öldürüyor Mu?

Eğitime karşı herkesin az çok bir ilgisinin olduğunu düşünüyorum ve kısmen bunun sebebi eğitimin bizleri hakkında pek bir fikrimizin olmadığı geleceğe taşıyacak olan yegane araç olması. Eğer düşünecek olursak, bu yıl okula başlayan çocuklar 2065 yılında emekli olmuş olacaklar. Dünyanın sadece beş yıl içerisinde bile neye benzeyeceği kimse tarafından tahmin dahi edilemiyorken bizler bu belirsiz gelecek için çocukları eğitmekle hükümlüyüz.

Çocukların kapasitelerine gelecek olursak hepsinin bu konuda harika olduğu kabul etmemiz gerekiyor. Özellikle söz konusu yeni fikirler olduğunda bütün çocuklar inanılmaz yeteneklere sahiptir. Bizlerse onları harcıyoruz, hem de acımasızca. Bu noktada eğitim ve sahip olduğumuz yaratıcılık konularına değinebiliriz. Aslına bakarsak yaratıcılık en az okur-yazarlık kadar eğitimde önemli ve bizler aynı statüdeymişçesine muamele etmeliyiz. Bununla alakalı resim dersindeki küçük bir kız hakkında bir hikaye vardır: Altı yaşında, en arkada oturmuş, resim yapan bir kız vardır ve öğretmenine soracak olursanız bu küçük kız derse hemen hemen hiç ilgi göstermemektedir. O gün ise bütün ilgisini yaptığı resme vermiştir. Öğretmenin ağzı bu durum karşısında açık kalır. Kızın yanına yaklaşır ve sorar “Ne çiziyorsun?”. “Tanrı’nın resmini çiziyorum”, der kız. “Ama hiç kimse Tanrı’nın nasıl göründüğünü bilmiyor.”, der öğretmen. “Problem değil, bir dakika içinde bilecekler”, der kız.

artisgirll

Çocukların ortak noktalarından birisi denemekten ve yanlış yapmaktan korkmazlar. Bilmeseler de devam ederler. Bildiğimiz şu ki, eğer yanlış yapmaya hazırlıklı değilsek hiçbir zaman orijinal bir şey bulamayız. Zamanla yetişkin olduklarında çoğu çocuk bu kapasitesini yitiriyor ve yanlış yapmaktan korkar hale geliyorlar. Picasso bir keresinde bütün çocukların sanatçı olarak doğduklarını söylemiş. Ama asıl problem büyüdüğümüzde de sanatçı olarak kalabilmekte. Bizler yaratıcılık özelliğimize yönelik büyümüyoruz. Daha doğrusu ondan uzaklaştırılacak şekilde eğitiliyoruz.

Dünya üzerindeki her eğitim sistemi aynı konu hiyerarşisine sahip. Nereye giderseniz gidin bu böyle. En tepede matematik ve diller, sonra insani bilimler ve en altta sanat. Ve yine her sistemde, sanat dahilinde de bir hiyerarşi var. Okullarda drama ve dansa kıyasla resim ve müziğe daha fazla ağırlık veriliyor ve gezegenimizde çocuklara her gün matematik öğrettiğimiz şekliyle dans öğretilen bir eğitim sistemi yok. Neden? Neden olmasın? Bence bu soru daha önemli. Matematik çok önemli ama dans da öyle. Eğer izin verilirse çocuklar her zaman dans ederler, hepimiz ederiz.

980x_503x307

Şu anda bizim eğitim sistemimiz akademik yetenekler göz önünde bulundurularak dizayn edilmiştir ve bunun böyle gerçekleşmesinin bir sebebi vardı. Bütün sistem 19. yüzyıldan önce, dünya çapında ortalıkta herhangi bir eğitim sistemi yokken ilk defa ortaya çıktı ve dahası hepsi endüstrileşmenin ihtiyacını karşılamak üzere oluşturuldu. Bu yüzden hiyerarşinin temelinde iki fikir var. Birincisi, en tepede iş sahası için en faydalı konular yer alacak. Hatta bu yüzden büyük ihtimalle siz de okuldayken hoşlandığınız şeylerden bir işe sahip olamayacağınız söylenerek uzaklaştırıldınız. Müzikle uğraşma, müzisyen olmayacaksın; resim yapma, ressam olmayacaksın gibi… İkincisi, zeka algımızı domine eden akademik yetenek. Çünkü sistemi üniversiteler dizayn etti. Eğer bütün dünyadaki eğitim sistemlerini düşünürseniz, halk eğitimi öğrencileri üniversiteye hazırlayan bir süreçten öte bir anlam taşımamaktadır ve sonuç olarak birçok yetenekli, zeki, yaratıcı insan aslında hiç de öyle olmadıklarını düşünmektedir. Çünkü okulda iyi oldukları şeylere değer verilmiyor ya da daha fenası küçümseniyor.

Zeka hakkında üç şey biliyoruz. Birincisi, türlü türlü olduğu. Dünyayı tecrübe ettiğimiz yollar ile düşünüyoruz. Görsel olarak düşünüyoruz, sesli düşünüyoruz, soyut olarak düşünüyoruz, hareket şeklinde düşünüyoruz. İkincisi, zeka dinamiktir. İnsan beynindeki etkileşimlere bakarsanız, zeka mükemmel bir şekilde etkileşimlidir. Aslına bakarsak yaratıcılık çoğu kez bir disipline ait olguyu başka bir disiplinle ifade etmekten geçiyor. Ve zeka hakkındaki üçüncü şey, kendine özgü olmasıdır.

kidsphotography4-500x399_503x307

Gelecek için tek umut insan ekolojisi için yeni bir anlayışı bizlere adapte etmek ve bu anlayış dahilinde insanın sahip olduğu kapasitenin ne kadar zengin olduğunun farkına varmaktır. Eğitim sistemimiz, bizlerin dünyayı belli bir yer altı zenginliği için kazdığımız gibi aklımızı kazmakta. Ancak bu gidişle gelecek için bu şekliyle aklımız yeterli hizmeti veremeyecek. Çocuklarımızı eğitirken ki ana prensiplerimizi yeniden düşünmeliyiz.

İnsanın sahip olduğu en güzel şeylerden birisi hayal gücüdür. Bu bizler için bir hediyedir. Bu hediyeyi kullanırken dikkatli olmalıyız, akıllı davranarak kötü senaryoların gerçekleşmesine meydan vermemeliyiz. Bunu yapabilmemizin tek yolu yaratıcı kapasitelerimizi görerek, onların zenginliğinin farkına vararak ve çocuklarımızın bunu gerçekleştirmek için umudumuz olduğunu görerek olacaktır. Hedefimiz onların varlığını bir bütün olarak eğitmek ki böylelikle onlar bu gelecekle yüzleşebilsinler. Biz bu geleceği göremeyebiliriz ama onlar görecekler. Bizim görevimiz onların bu gelecekten ortaya bir şeyler çıkarmalarına yardım etmek.

Ken Robinson’un “Do schools kill creativity?” adlı TED Talks konuşmasının tamamını izlemek için buraya tıklayınız.

Kaynak

 

Muhammet Salih Memiş

Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği University of Cincinnati Mail: muhammetsalih.memis@gmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir