Kaynak Savaşları

Hava sıcaklıkları aldı başını gidiyor. Hissedilen sıcaklık otuzlar, kırklar derken ellileri bile gördü. Akıllara Emre Altuğ’un şarkısında söylediği “ sıcak, daha da sıcak olacak” dizeleri geliyor. Kliması olanlar yaşadı diyeceğim; ama ay sonunda gelecek olan elektrik faturasını düşününce bu da pek cazip durmuyor maalesef. Aslında söylemek istediklerim enerji hakkında olacak. Nereden geliyor bu değirmenin suyu?

SUSTAIN-BANNR-1_503x307

Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülke. Ülkemizdeki cari açığın en önemli sebeplerinden birisi de enerji ithalatı. Mesela doğalgaz ithalatından örnek verecek olursak %60 Rusya’ya bağımlıyız. Bağımlı olduğumuz diğer ülkeler ise Azerbaycan ve İran. Enerji ithalatında bir ülkeye bu kadar bağlanmak kimi durumlarda istenilmeyen durumlara yol açabilir. Enerjide arz güvenliğini sağlayabilmek için kaynak çeşitlenmesi büyük önem arz ediyor. Doğalgaz ve petrol türevi maddeler bakımından toprakları pekte zengin olmayan ülkemizin kaynak çeşitliliğini sağlaması için yapması gerekenler aslında az çok belli. Gelişmiş ülkeler yenilenebilir enerjiye yöneliyor, Avrupa Birliği’nin lokomotifi Almanya ve Danimarka gibi ülkeler yıllardır bu alanda büyük adımlar atıyor. Hatta geçtiğimiz aylarda Portekiz 107 saat boyunca ülkenin bütün elektriğini güneş, su ve rüzgardan sağladı. Bunlar tamamen güneş panelleri, rüzgar türbinleri, hidroelektrik santraller ve denize kurulan dalga istasyonları ile oldu. Türkiye başta su, jeotermal ve rüzgar enerjisi olmak üzere 2016 yılında enerjisinin 3’te 1’ini yenilenebilir kaynaklardan üretti. Petrol rezervlerinin 40, doğalgaz rezervlerinin 65, kömür rezervlerinin 150 senelik ömrü kaldığı düşünüldüğünde bu bizim için güzel haber. Ancak unutulmamalı ki enerji konusunda bir paradigma değişikliği yaşıyoruz. Bu geçiş dönemini olabildiğince hızlı bir şekilde gerçekleştirirken elimizdeki kaynakları da başarılı bir şekilde tüketebilmemiz gerekiyor. Özellikle Türkiye kömür rezervleri bakımından çok zengin bir ülke. 12-13 milyar ton civarında linyit rezervine sahibiz. Hızlı kalkınmanın gerektirdiği enerjiyi kömürden elde edebilirsek; Çin gibi daha önceden görülmemiş bir yükseliş gerçekleştirebiliriz. Zira Çin 2000’lerden sonra kömür üretiminde atağa kalktı ve dünya kömür üretiminde %15’lik paya sahip olan Amerika’nın önünde %45 ile lider konumda bulunuyor. Enerji arzı hususunda doğalgaz rezervleri Rusya kadar olmayan bu iki ülkenin kömüre ağırlık vermek zorunda olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Buna ek olarak, Amerika’nın geçtiğimiz ay Paris İklim Değişikliği Anlaşması’ndan çekilme kararı almasını tesadüfi olarak değerlendirmemek gerekiyor. Ancak dünyada en fazla CO2 salınımı yapan ülkelere bakıldığında Çin ve Amerika’nın yine başı çekiyor. Türkiye sıralamada biraz gerilerde olsa da CO2 salınımı en hızlı artan ikinci ülke konumunda. Dolayısıyla burada önemli noktalardan birisi temiz kömür teknolojileri geliştirerek kömürün daha verimli bir şekilde kullanımını sağlayabilmektir.

voices_energy_numbers_main-760x378_503x307

Kaynak savaşlarının bitmek tükenmek bilmediği dünyamızda yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmemek gibi bir seçenek söz konusu olamaz. Bu konuda değişime karşı çıkan ülkeler yenilgiye boyun eğmek durumunda kalacaklardır. Mevcut olan enerji kaynakları ise en verimli şekilde kullanılmalı ve gerek görüldüğü takdirde temiz fosil enerji teknolojileri konusunda ülkelerarası işbirliği yapılmalıdır.

Özgün İçerik: Muhammet Salih Memiş

About Muhammet Salih Memiş

Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği University of Cincinnati Mail: muhammetsalih.memis@gmail.com

Muhammet Salih Memiş

Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği University of Cincinnati Mail: muhammetsalih.memis@gmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir