İz Bırakan Kadınlar: Pakize İzzet Tarzi

Pakize İzzet Tarzi, İstanbul tıp fakültesinin ilk kadın asistanı, Türkiye’nin ilk kadın doğum uzmanı, ilk kadın doğum kliniğinin kurucusu, Afgan kralının yeğenin eşi, 2. Abdülhamit’in torununun kayınvalidesi, İstanbul Soroptimist Derneği’nin kurucularından, İstanbul Boğazı’nı yüzerek geçen ilk kadın, elinden kemanını üzerinden beyaz önlüğünü bırakmayan iz bırakan bir kadın Pakize İzzet Tarzi.

Bu yazının kaynaklarından birisi olan NTV radyonun 1 Nisan 2016’da yayınlanan: İz Bırakan Kadınlar-Pakize Tarzi yayınıdır. Bu yayını, Mozart ezgileri eşliğinde dinlemenizi daha yazının başında öneriyoruz.

Çocukluğu ve Ailesi

Osmanlı döneminde Ziraat Bankası Suriye genel müdürü İzzet Saltık Bey’in kızı olan Pakize Tarzi, babasının görev yaptığı Halep’te 1910 yılında dünyaya geldi.

Pakize Tarzi, elit bir İstanbul ailesine mensuptu. Halep’te doğuyor ama çocukluğu Şam’da geçiyor. Kalabalık bir aile ile büyük bir konakta yaşıyorlar. Pakize İzzet, keman dersleri alıyorken evde aynı zamanda Fransız bir mürebbiye vardır. Mürebbiye sayesinde Fransızca öğreniyor. Bir yandan özel öğretmenlerden okuma-yazma dersleri alırken bir yandan da din dersleri alıyor.

Ailesi 1918’de İngilizler’in Şam’ı işgal etmesi üzerine Adana’ya, Adana’nın Fransızlar tarafından işgali üzerine Konya’ya taşınıyor. Delibaş isyanı sonrasında da Bursa’ya. Bursa Amerikan Kız Koleji’ne başlıyor ve buradan mezun oluyor.

Pakize Tarzi’nin Hayvan Sevgisi ve Tıp Okumaya Başlaması

Bursa Amerikan Kız Koleji’nde okurken, arkadaşlarıyla Türkiye’nin ilk hayvanları koruma derneğini kuruyor. Liseyi bitirdiğinde tıp fakültesine gitmek istediğini söylediğinde ailesi buna karşı çıkıyor. Bu eğitimi almasına karşı çıkmak için değil zayıf/naif bir genç kız olduğu için kızlarına kıyamıyorlar. Ama Pakize İzzet’in ısrarları sonucu tıp eğitimine başlıyor. Üniversite’ye girebilmesi için yaşı büyütülen Tarzi, 1932 yılında Darülfünun tıbbiye mezunu ilk kadın oluyor ve sonrasında Profesör Liepmann ile birçok ameliyata girip zorlu tedaviler uyguluyor. Pakize İzzet, aslında başlarda kadın doğum uzmanı olmayı hiç düşünmemiş hatta bu alanı hiç sevmemiş.

Atatürk’ün, Hayatına Etkisi

Eğitimine devam ederken Mustafa Kemal Atatürk’ün bir projesini duyuyor. Bir grup kadının köyleri gezmesini ve köylü kadınların sorunlarını tespit etmelerini istiyor. Dolayısıyla 3 hafta boyunca köyleri geziyorlar ve hekim olacağı için de özellikle sağlık konularında sorunlarını tespit etmeye çalışıyor. Bunların başında da kadınların çocuk düşürmek için başvurdukları ilkel yöntemler geliyor. Bu ilkel yöntemleri görüp kadın doğum kliniğindeki hocalara; kadınların erkek doktorlara gitmek istemediklerini ve bu nedenle de daha az bilgi sahibi olan çoğu da cahil kadın ebelerin ellerinde kaldıklarını ve zor doğumlarda hayatlarını kaybettiklerini dile getiriyor. Pakize Tarzi, kadın doğum uzmanı olmaya karar vermiştir ve bu sırada İstanbul tıp fakültesinde kadın doğum kliniğinde asistan olarak çalışmaktadır, ama doçentliğini alamıyor ve üniversiteden ayrılıyor.

1

Sporcu Kimliği

Üniversiteden mezun olduğu yıllarda dinamik kişiliği ve kadının gücünü gösterme çabası, spor yaşantısında da başarılarının önünü açmıştır. 1932 yılında 6.5-7 kilometre mesafe kat ederek Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan İstanbul Boğazı’nı yüzerek geçmiştir ve bunu gerçekleştiren ilk kadın yüzücü olma unvanını yine ilklerin kadını Pakize Tarzi elde etmiştir.

pakizetarzi

Evliliği ve Roma

1935 yılında Afgan Kralı Emanullah Han’ın yeğeni ve Afganistan kraliçesi Süreyya’nın kardeşi Prens Fettah Tarzi ile evleniyor ve eşi Fettah Tarzi ile birlikte Romaya gidiyorlar. Diplomasını ilgili makamlara onaylatarak üniversitede çalışmaya çabalıyor fakat doçentlik sınavında tezi kabul edildiği halde, uygulamalı ders anlatımı sınavında 45 dakikayı tamamlamadığından dolayı doçentliği kabul edilmediği için üniversiteden ayrılıyor. Roma’da ilk çocuğuna hamile kalıyor ve Türkiye’de doğurmak istiyor. Hamileliği ilerlemiş olmasına rağmen uçakla İstanbul’a yola çıkıyorlar fakat Selanik yakınlarında sancıları başlayınca uçak Selanik’e mecburi iniş yapıyor. Daha sonra Zeynep ve Mahmut adında 2 çocuğu daha oluyor. 2. kızı Zeynep, 2. Abdülhamit’in torunu Ertuğrul Osman Osmanoğlu ile evleniyor. Bundan sonra da mesleğini ülkesinde icra etmek istediği için eşiyle beraber İstanbul’a dönüyorlar.

Sosyal yönü

İstanbul’un hem en üst seviyedeki aileleriyle ilişkiler sürdürüyor. Bunların başında İnönü ailesi geliyor. İnönü ailesinin bütün kadınları, Pakize Tarzi’nin hastaları. Bunun yanında hastanesinde ücretsiz olarak yoksul hastalarla da ilgileniyor.

İstanbul’da Soroptimist kulübünü kuruyor. Burada kadınlara okuma yazma öğretiliyor, ayrıca Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin kurucuları arasında.

20184104340123278750181

1949’da Bir Kadın Girişimci

Bir gün sevdiği bir tanıdığının doğumunu yaptırıyor. Doğumunu yaptırdıktan sonra hastasını görmeye gidiyor ve hemşireden bebeği getirmesini istiyor. Hemşirenin geç getirmesi üzerine Pakize Tarzi neden geç kaldığını soruyor. Hemşire de şu cevabı veriyor: ”Efendim tüberkulozlu bir hasta var kan çıkarttı onu temizledim.” Pakize Tarzi’nin kafasında derhal şu beliriyor; bunların ikisinin aynı yerde olması çok sakıncalı. Ben, doğum için özel bir yer açacağım ve orada sadece doğum olacak. 21 temmuz 1949 günü
Şişli’de 20 yatakla Pakize Tarzi doğumevi adıyla Türkiye’nin ilk özel doğumevini açıyor.

Pakize İzzet Tarzi’nin sağlık alanında en önemli bıraktığı iz belki de onun ilk girişimci olmasıdır. Daha 1949 yılında Türkiye’nin ilk özel doğum evini açıyor olması çok önemli. İlerleyen yıllarda bunu gerçekleştiren bir kadın girişimci olmuyor. İstanbul’da 1998’e kadar kliniğinde aktif olarak çalışmaya devam etti ve binlerce kişinin doğumunu gerçekleştirdi. Kadınlara her dönemde birçok alanda örnek olan ilklerin kadını Pakize Tarzi, 19 Ekim 2004’te uykusunda vefat etti. Ardında onca ilki, başarıyı ve bir de hayatını anlattığı Anılar isimli kitabını bırakarak aramızdan ayrıldı.

154714717562_208458692919684_5660096490387800064_n

Hatırasının önünde saygıyla eğiliyoruz ve kendisinin sözlerine kulak veriyoruz.

‘’İnsanları sevmeyen, doğaya aşık olmayan, karşılık beklemeden kendinden vermeyi bilmeyen hekim olmamalı. Bir hekim için önemli olan, moral yönünden doyuma ulaşmaktır. Buna ulaşılmazsa yaşamdan hiç zevk alınmaz. Hekim önce hayatın yüceliğini bilmek, hayata saygı duymak zorundadır. Benim mesleğimde kin, nefret, öç alma gibi şeyler yoktur. Temel ilke insana yardımdır. Hekimlik; yardım isteyene hiçbir şekilde sırtını çevirmeden, karşılık beklemeden, tam bir içtenlikle yardım etmeyi ilke edinen, bundan sonsuz zevk alan kimselerin mesleğidir ve böyle olmalıdır…’’

Kaynak 1, 2, 3

 

Berkay Aşçıoğlu

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Bilgisayar Mühendisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir