Gelecek Korkusundan Kurtulmak İster Misiniz?


Bildiğimiz üzere hepimiz birer Türk vatandaşı olarak Türkiye standartlarında eğitim görmekteyiz. Her yıl bin bir zorlukla, eleştirilerle bir seneyi daha geride bırakırken bazılarımızda lise yıllarından baş gösteren, bazılarımızda da üniversite son seneye kadar kendini hiç belli etmeyen ama her bir öğrencinin içinde elbetteki var olan bir korkuya sahibiz. Gelecek korkusu!

Pazarlamanın geliştiği, dünyanın artık tarım dönemi olmadığı, ekonominin insan hayatında adeta bir mücevher kadar önemli olduğu, ‘’enflasyon-dolar-euro-vergi’’ gibi terimsel kelimelerin sürekli kulağımıza geldiği bir çağda nefes alıp verirken, gazetelerde yoksulluk hikayelerine üzülmemek için direnirken, bir ev bir araba fiyatını gördüğümüzde dudaklarımız uçuklarken gelecek korkusu günden güne daha da şiddetli bir depremle içimizi sallar oldu.

Gelecek korkusu; kaotik bir ortamda insanın geleceğini kestirememesi sebebi ile oluşur. Yazıma giriş yaparken ‘’Türkiye’’ ve ‘’Türk standartları’’ kelimelerini vurgulayış amacım yaşadığımız ülkenin yeni jenerasyon zamanında fazlasıyla karışık ve kaotik oluşunu vurgulamaktı. Bu tabiiki de sadece Türkiye’de hissedilen bir korku olduğu anlamına gelmiyor fakat daha fazla hissedildiği veya daha yoğun hissedildiği düşünülüyor.

Uzmanlara göre stres ve depresyonun altında yatan gerçek sebeplerden birisi gelecek korkusu olarak tanımlanıyor. Gelecek korkusu, biz gençlerin mezun olduktan sonra ‘’acaba iş bulabilecek miyiz?’’ , ‘’Hangi sektörde çalışırsak geçimimizi adamakıllı sağlayabiliriz?’’ , ‘’ Evlenip çoluk çoçuğa karıştığımızda çocuğumuzu iyi şartlarda büyütebilecek miyiz?’’ , ‘’Hangi şirkete girsem oradan hiç ayrılmadan yaşlanabilirim?’’ gibi bir sürü soruyu kafamıza doluşturan, sokaklarda ansızın uzaklara dalmamıza yol hazırlayan, bu gibi binlerce soruyla savaş verme durumunda olduğumuz için sürekli bizi sorgulama haline sokan bir duygudur. Artık gelecek korkusu yavaş yavaş insan zihninde ‘’otomatikleşmiş’’ bir düşünceye dönüşüyor ve kaygıyı da aslına bu otomatikleşmiş düşünme mekanizması üretiyor. Özellikle ekonominin sürekli değişmesi, göç alan bir ülke oluşumuz, bir sürü yeni üniversitenin açılması gibi etkenlerle rekabetin ve işe alım gücünün ters orantısal bir şekilde ilerleyişi bu duygunun daha da fazlalaşmasına ve biz öğrencilerin daha da stres altında kalmasına zemin hazırlıyor. Bir sürü üniversiteye girmek için tercih yapan öğrenci sırf iş bulabilmek için, geçimini sağlayabilmek için istediği meslek alanının dışında iş imkanı olduğunu düşündüğü mesleklere göre tercih yapıyor. E haliyle biz hayata yeni adım atacak üniversite mezuniyetine adım adım yaklaşmakta olan gençler, böyle hayatlar gördükçe daha da işkillenip sorgulayıcı ruh halimize doğrudan bir artı daha koyup kara kara düşünme seanslarımızı arttırıyoruz.

Gelin bu korkuyu aşmak için bilgilenelim, bilgilendirelim.
Bütün korkular dönüp dolaşıp 3 ana korkuya dayanıyor.
-Başkaları tarafından reddedilmek
-Kontrolü elden kaçırmak
-bilinmeyene oluşan korku
Bizim gelecek korkumuz ikinci ve üçüncü ana korkunun çocuğu oluyor.Bilinmeyen bir yetişkinlik hayatına adım atarken önümüzdeki yolun üstünde ne olduğunu kestirememek, sonunu tahmin edememek üçüncü maddeye örnek olabilecekken; kendi hayatımız şuanda bizim ellerimizde dururken yapacağımız ilk hatada kontrolü elimizden kaçırabileceğimizi düşünmek ikinciye örnek olabilir. Bu örnekler öznel yani kişiden kişiye değişebilen unsurlardır.
Bazı uzman doktorlar korkuyu yenmenin çeşitli yolları olduğunu öne sürmüşler. Bize de okuyup sindirmek düşsün ki hayata attığımız ilk adım sağlam olsun.

Bakalım bu maddeler nelermiş?

1) İlk olarak hissettiğimiz korkunun farkına varmalıyız. Korkumuz açık ve net değilse gelecek korkumuza ayırdığımız sorgulama zamanını bu sefer korkumuzu bulmaya harcamalıyız. Yani, aslında bizi korkutan ana unsur nedir bunu bulmamız şart.

2) İkinci maddemiz bazen görüpte güldüğümüz ‘’ bunlar hep alternatif çözüm’’ diye yorumlayabildiğimiz bir madde. Nedeni ise bu maddede koskoca derin bir nefes alıp korkumuzu hissetmek. Onunla tanışıyoruz, binevi el sıkışıyoruz, güzel bir selam veriyoruz ve süzüyoruz. Korkumuz büyük mü? Büyük ise ne kadar büyük? Bize çok mu yakın duruyor yoksa efendi efendi mesafesini koruyor mu? Bu korku bize zarar mı vermek istiyor yoksa bizi seviyor mu? Tanımladıktan ve tanıştıktan sonra üçüncü maddeye geçebiliriz.

3) Bu maddede korkumuza odaklanıyoruz. Aslında mediatif maddeler bunlar. Odaklandıktan sonra korkuyu hissettiğimiz zamanlarda neler düşündüğümüzü, bizi nasıl hissettirdiğini buluyoruz. Bu korku bizi ne yapmaya itiyor? Bunları tanımladıktan sonra artık korkumuz yabancı olmaktan çıkıyor.
4) Korkumuzun bizi ele geçirdiği zamanlar da, fazla hissedildiğinde, rahatsız edici boyutlarda bize zaman kaybettirdiğine kendimizi sakinleştirmenin yollarını bulmalıyız. Her ne kadar saçma olursa olsun sakinleştirici cümleler geliştirmeli ve kendi hayatımızda yürürlüğe koymalıyız. Örneğin: ‘’ Bu da geçecek.’’ , ‘’ Her şeyin bir çözümü vardır.’’ gibi. Benimki ‘’Her gecenin bir sabahı vardır, elbet ki güneş her sabah doğacaktır.’’ mesela.

5) Korktuğumuz zaman otomatik olarak zihnimizde doğan düşünceler kesinlikle rasyonel olmuyorlar. Belki de önümüze hayatımızın şansı çıkabilecekken, çok mutlu olabileceğimiz bir gelişme yaşanabilecekken korku anında zihin bize en kötü senaryoyu sunuyor ve bizi ikna etmeye çalışıyor. Bu gibi zihin sirkülasyonlarından kendimizi harekete geçerek, kısa yürüyüşler yaparak kurtarabiliriz. Ayağa kalkıp su içmeye gitmek bile dikkati farklı şeylere çekmektir. Gece gelen korku seanslarımızda düşünce yarışımızı sonlandırmak için nefesimize odaklanabiliriz.

6) Bu adımda gelecekten ne istediğimize odaklanmalı ve onunla bağlantı kurmalıyız. Korku dolu halimizden kurtulma arzumuza odaklanmalıyız ve istediklerimizi düşünmeliyiz.

7) Bu adım çok eğlenceli. İlk olarak korkumuza yenik düştüğümüzde nasıl bir ruh halinde olduğumuzu düşünüyoruz. Sonrasında korkularımıza rağmen adım atabiliyor oluşumuzu düşünüyoruz ve karşılaştırıyoruz. Bir tarafta ufacık bir çocuk gibiyken, diğer tarafta güçlü mü güçlü bir bay/bayan olarak nefes aldığımızın farkına varıyoruz.

8) Artık sona yaklaştık. Bu maddeleri gerçekleştirdiğimiz zaman gerçek arzu ve isteklerimiz doğrultusunda bir seçim yapmış oluyoruz. Artık korkularımız bizi yönetmekten vazgeçmiş oluyor, bize elveda diyip sırtını dönüp ağır ağır uzaklaşıyor bizden. E artık arkasından el sallamak düşer bizlere de.

9) Korkumuz bu adımları gerçekleştirdiğimiz anda tamamen-ebediyen uzaklaşıp gitmiyor tabikide. Yanlızca daha bilinçli bireyler olup artık korkuyu fazlasıyla hissettiğimiz dakikalarda korkumuzla nasıl başa çıkabileceğimizi öğrenmiş oluyoruz ve bu adımları her gerçekleştirdiğimizde korkumuzu daha da silik hale getirebiliyoruz. Daha pozitif duygular besliyor olup korku seanslarımızı azaltmış oluyoruz. Korkumuza, bizi istek ve arzularımızdan alıkoyamayacağını öğretiyoruz. Artık o bizim ebedi ruh arkadaşımız değil sadece misafirimiz.

OSHO’nun Duygular kitabında tam da buraya uyumlu bir sözü var.
‘’Dünyaya tek başına geldin.
Dün de bu kadın(annen) olmadan son derece iyi bir şekilde, karnında hiçbir düğümlenme olmadan buradaydın.Ve yarın eğer bu kadın giderse….Bu düğümlenmelere neden ihtiyaç olsun.
Onsuz nasıl olunabileceğini biliyorsun ve onsuz olabileceksin.
Yarın bir şeylerin değişebileceği korkusu…Birisi ölebilir, iflas edebilirsin.
İşini kaybedebilirsin. Değişebilecek bin bir tane şey olabilir.
Sen korkular ve korkuların altında eziliyorsun ve onların hiçbiri geçerli değil.
Çünkü sen dün de gereksizce bu korkularla doluydun.
Bir şeyler değişmiş olabilir ama sen hala yaşıyorsun.
Ve insanın her türlü koşula kendisini uydurabilmek konusunda muazzam bir yetisi vardır.’’

Artık gelecek korkusunun hayatımıza yön vermesi yerine bizi harekete geçirmesini sağlayacak bir etken haline dönüştürebiliriz!

Özel İçerik: Begüm Çelebi

Begüm Çelebi

Kadıköy- İstanbul Halkla ilişkiler ve Reklamcılık öğrencisi Kitapsever. 26.12.1995

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir