Evrimsel Düşünce Hayatımızda Neyi Değiştirir?

Evrim, bir canlıyı ötekilerden ayrımlı duruma getiren biçimsel ve yapısal özelliklerin gelişmesi yolunda zamanla geçirilen değişimleri ifade eder. Yaşamın birbirini doğurması ve zorlu doğa şartlarında hayatta kalanların yollarına devam etmesi sonucu Homo sapiens türü olarak insanlar evrim sürecinde yerlerini almıştır.

İnsan, özellikle gelişmiş bilişsel yeteneklere sahip kuyruksuz maymunlar olmaları sebebiyle hızlıca şehirleşip milletler, ülkeler kurdular ve bu sonunda doğayı unutmamıza yol açtı. Bu unutuş bir doğa yürüyüşünde ya da bir süreliğine kurulan kamplarda hatırlanacak kadar basit bir unutuş değil. Avcı-toplayıcı yaşamdan, şehirleşmiş ve sanayileşmiş toplumlar arasında geçen süre bize, bir papatya ya da gorille aramızda bir bağ yokmuş hissi veriyor olabilir.

Özellikle jeoloji ve biyoloji bilimlerinin alt disiplinleri sayesinde bu zinciri büyük resimde görebiliyoruz. Evrim, canlılığın en salt gerçeklerinden biri.

kediler

Peki biz bu gerçekle nasıl baş edeceğiz, onu nasıl yorumlayacağız?

İnsanlığın şu an geldiği noktada doğayı, özellikle enerji ihtiyacı sebebiyle nasıl kullandığını pek çoğumuz biliyoruz. Bir kesim bundan rahatsızlığını gösterse de toplumun büyük kısmı henüz canlılığın anlamını çözememiş gibi duruyor.

Evrim sürecinde her canlı kendi yaşamını sürdürmeye çalıştı. Şu an insanlar nasıl yaşamak için mücadele ettilerse aynı şekilde tüm canlılar kendi zamanlarında yaşamak için adaptasyonlar geliştirdiler, kendilerini koruyacak şekilde alışkanlıklar kazandılar ya da verimli yavrular için savaştılar. Bütün bunlar kendi zamanları içerisinde başarılı türler tarafından yerine getirilen davranışlar.

Buradan çıkaracağımız ilk sonuç, ilkel olduklarını iddia ettiğimiz her canlının kendi zamanları ve ortamları içerisinde hayatta kalacak kadar başarılı olması.

Canlıların evrimsel olarak gelişmişlik seviyeleri bu başarının oranı olarak değerlendirilir. Dayanıklılık, metabolik faaliyetlerin verimliliği ve hayatta kalmadaki başarı, evrimsel sırada şu an var olan canlılara yakınlaştıkça artan özelliklerdir. Bugünkü canlıların atalarından farklılaşmış olmasının sebebi evrimin çevre şartlarına göre etkinlik göstermesi olarak kabul edilebilir.

ödüllü kedi

Peki evrim insanları mı amaç edinmiştir?

Hayır. Evrimi, çevre şartlarını izleyip avantajlı özelliğe karar veren bir mekanizma gibi düşünmek bugün evrim hakkındaki büyük bir yanlış anlaşılmalardan birisi. Örneğin avcısının kendisini çabuk yakaladığı bir türden en çok hayatta kalan kesim, yaşadığı ortama en çok benzeyen desende bireylerse, onların yavruları da bu genlere sahip olduğundan kendilerine benzer özelliklerle doğacaklardır. Bu nesiller boyu devam ettiğinde yaprak böcekleri, çubuk böcekleri ya da bukalemunlar gibi türler ortaya çıkar. Evrim değişim için bir sebep değildir, değişimin kendisidir. Böyle bir durumda evrimin insanları ortaya çıkarmak için var olduğu düşüncesi evrimin kendi dinamikleri ile çelişir. Şartlar değiştikçe hayatta kalan canlılar farklılaşmış, sonucunda insan meydana gelmiştir. Yani doğa şartları stabil olsaydı belki canlı çeşitliliği oldukça kısıtlı olacak, belki de canlılar hiç oluşmamış olacaktı.

bukalemun

Böyle büyük bir evrende, kendi dünyamızda evrimin bir basamağında yer alan bir tür olarak insanlığın çevresine verdiği tahribat, bitkiyle ya da diğer hayvanlarla olan genetik bağını onlardan üstünmüş gibi düşünerek görmezden gelmesi, aslında onlardan biri olarak kendine yaptığı bir saygısızlıktır.

Bu kendini beğenmiş ve bencil düşüncelerle doğada yer alan bir türden çok, onu tahrip eden bir türe dönüştük. Atmosferimizi değiştiren, diğer türleri (bazen de kendi türünü) katleden, kimisinin neslinin tükenmesine sebep olan bu üstünlük hissi evrimsel süreçte hayatta kalmayı başarmış bir tür olduğumuz bilincinden ziyade dünyanın bize hizmet etmek için var olduğu, onu istediğimiz gibi kullanabileceğimiz düşüncesine hizmet ediyor. Halbuki hiçbir tür birbirine hizmet etmek için var olmadı, hepsi sadece hayatta kalmaya çalıştı ve neslini devam ettirmek için avantajlı durumlarda yaşamlarını sürdürdüler.

Evrimsel düşünce her ne kadar kutsal bir canlı olarak var olmadığımızı düşündürse de aynı bilinç çok daha evrensel ve güçlü bir düşünceye yöneliyor.

Sokak hayvanları da çimenler ve ağaçlar da bağırsaklarımızda yaşayan bakteriler de aynı ortak atadan gelme canlılar. Biz de diğer yaşayan şeyler gibi aynı amacı güdüyor ve aynı konumu paylaşıyoruz. Bu bilgi bize hiçbir canlının yaşama hakkını kendi isteklerimiz doğrultusunda gasp edemeyeceğimizi anlatıyor. Türlere verdiğimiz tahribatta hakkımız olmadığını ve dünyanın bizim oyuncağımız olmadığını.

fjlsdfgf

Belki bunun ne demek olduğunu bir gün anlayacağız ve gezegenimizdeki tür çeşitliliğinden geriye çok bir şey kalmadığını fark edeceğiz. Arkaya bakmak için çok geç olmaması dileğiyle…

Özgün İçerik : Rukiye ABANOZ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir