Doğanın Mimariyle İç İçe Olduğunun Kanıtları: Biyomimikri

Günümüzde sürdürülebilir mimarlık adına, enerji etkin tasarlama ile daha az enerji harcanması, yenilenebilir enerji üretimi ve binalarda kullanımı ile temiz enerji elde edilmesi, su kullanımında ve toplanmasında yeni önlemler alınması gibi pek çok yaklaşım gündemdedir. Biyomimetik, insanların doğada bulunan sistemleri taklit ederek yaptıkları maddelerin, aletlerin, mekanizma ve sistemlerin tümünü ifade eden bir terimdir.

Tasarımcılar biyomimikri sayesinde karşılaştıkları birçok problemi çözebilmektedirler. Doğadaki tasarımlar en az malzeme ve enerjiyle en fazla verimi almaları, kendi kendilerini onarma özellikleri, geri dönüşümlü ve doğa dostu olmaları, sessiz çalışmaları, estetik, dayanıklı ve uzun ömürlü olmaları bakımından mimari tasarımlara örnek teşkil ederler.

Fosil kaynakların tükenmek üzere oluşu, dünyamızın giderek yapaylaşması, kirlilik gibi nedenlerle yüz yüze kalan insanoğlu için sürdürülebilirliğe yönelim kaçınılmaz olmuştur. Bu bağlamda çevreye saygılı, minimum malzemeyle maksimum verim sağlayan, enerji etkin, işlevsel, estetik ve aynı zamanda sağlam olanı arayış hız kazanmıştır.

İlk insanlarda olduğu gibi günümüzde de mimar ve mühendisler için doğa ve ekosistem yol gösterici olmuştur. Doğanın toplum ve mimarlığa uyarlanabileceği, sürdürülebilir kalkınmayı sağlayacak üç alışkanlığı: Kaynak verimliliğinde artış, kaynakların çizgisel yerine döngü modeline dönüştürülüşü ve fosil yakıtların kullanımından güneş enerjisi ekonomisine geçiş yapılmasıdır.

Bakıldığında bu alışkanlıklar, yaklaşık 3,8 milyar yıldır doğada kendiliğinden kusursuz bir düzenle işlemektedir.

1) Namibya Çöl Böceği

1

Namibya çöl böceği, çölde temiz su elde etmek için özelleşmiş bir böcek türüdür. Geceleri kum tepesine çıkarak, mat siyah renginin etkisiyle ısısını havaya yayar. Denizden gelen nemli havayı, kabuğunda su taneciklerine dönüştürür. Gün doğmadan önce kabuğunda biriktirdiği su zerreciklerinin ağzına akmasını sağlar. Namibya çöl böceği üzerinde yapılan detaylı araştırmalar sonucunda, böceğin kabuğunda suyu çeken hidrofiller gözlenmiştir. Aralarındaki cilalı katman ise suyu ittiğinden su tanecikleri sıkı, yuvarlak ve boncuklar şeklinde olabilmektedir. Böcekte var olan bu sistem, kurak sahil bölgelerinde tasarlanan deniz serasında kullanılmıştır. Deniz suyu serası kurak sahil bölgeleri için tasarlanan, buharlaştırıcı ızgaralar üzerinden deniz suyu dökülerek üzerinden geçen rüzgârın daha çok nem toplamasını sağlayan bir sistemdir. Böceğin nem tutuculuğunun bir prototipi bu sisteme de entegre edilerek, nemin temiz suya dönüştürülmesi sağlanmıştır. Yine benzer özellik, Andrew Grimshaw tarafından sisten su biriktirebilen, bina kaplamalarında kullanabilecek bir malzemeye dönüştürülmüştür.

2) Balina Yüzgeçleri

1

Yapıların formları da verimlilik adına önemli katkı sağlayabilmektedir. Janine Benyus’un yaptığı araştırmalarda balina yüzgeçlerindeki tüberküllerin, uçak kanadının kenarındaki verimliliği %32’ye varan oranda artırdığı görülmüştür.

3) Su Süngeri (Rossella Racovitzae)

cefd4f03-33cb-4c2c-ac91-baa68e1a95d8

Antarktika yakınlarında yaşayan Rossella Racovitzae adlı su süngeri bitkisi, fotosentez yapabilmek için ihtiyacı olan ışığı fiber optiklerden yapılmış olan diken şekilli uzantıları sayesinde kolayca yapabilmektedir. Bunu yaparken de çevresi için bir ışık kaynağına dönüşmekte, aynı ortamda üzerine yapışarak yaşayan tek hücreli yosunlar için de ışık kaynağı olmaktadır. Mühendisler doğadan öğrendikleri bu bilgiyi gökdelenlerin ışık almayan bölümlerine güneş ışığı sağlamak için kullanmışlardır. Gökdelenlerin çatısına dev bir mercek yerleştirerek, fiber optik ileticilerin ucuna odaklanan güneş ışığı fiber iletkenler vasıtasıyla ışık almayan, binanın en karanlık noktalarına ulaşabilmektedir.

4) Los Manantiales Restaurant – İstiridye Kabuğu (Xochimilco, Meksika)

1

1958 yılında inşa edilen yapı, eğri kenarlı, 4 adet hiperbolik paraboloit haçvari tonozun bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Yapıda istiridye kabuğundakine benzer şekilde birbirine dik iki eksen üzerinde ters eğrilikler vardır. Bu eğrilikler sayesinde, kabuk yüzey çok ince olmasına karşın, çok büyük basınçlara karşı koyabilme özelliğine sahiptir. Bu özelliği ile en az malzeme ile en büyük hacimli yapı sistemi olarak tanımlanabilmektedir.

Doğayı rol model alan yapı ve sistemlerin, 3,8 milyar yıllık geçmişiyle geleceğe de ışık tutacağı aşikardır.

Özel İçerik: Buğra Tuğrul

Bahadır Öztop

Sadece bir fikir, ışık tutan, kişi. bahadiroztop@ogrencikariyeri.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir