Daha Az Çalışma Daha Çok Üretim!

Ortalama olarak  16 yıllık eğitim hayatımız… Ardından 45 saati bulabilen haftalık çalışma saatleri… Teorikte bu kadar çok çalışır görünmemize rağmen eğitim, iş hayatı, çalışma sistemi, üretim, refah seviyesi ve bu gibi çoğu konularda neden özenilen ülke olamıyoruz? Nasıl oluyor da haftada ortalama 35-35.5 saat çalışan, yıllık izin sayısı 30 gün olan  Almanya gibi yüksek seviyede üretim ve verimlilik sağlayamıyoruz? Kısaca ‘Türk usulü çalışmanın’ neresinde hata yapıyoruz? Tüm dillere destan olmuş ‘işi Alman gibi yapmak’ sözünün uygulamada hangi kısmını uygulayamıyoruz?

Avupa’nın Endüstri kalbi olan Almanya bu başarısını ‘yetenek’ ile değil çalışma kültürü ve disiplini ile sağlıyor. Aynı şeklide Norveç’te de gerek eğitim hayatında gerek iş hayatındaki başarı sırrının ‘disiplin’ olduğunu görüyoruz. İşe konsantre olamamız, gerek çoğu kurumun iş disipilinini (düzeni) uygulayamayışı ülkemizde, yolun en başında kaybetmemize neden olmaktadır. Peki ne yapmalıyız?

popup22

-Disiplinli Olmak: Sanırım olmazsa olmazımız ‘disiplin’. Disiplinin başarı yaratmadığı meslek yoktur. Disiplinli oldukça, işe olan konsantrasyonumuz artacak böylece üretkenliğimiz zirve yapacaktır. Sweet Marden’inde dediği gibi;

‘Yoğunlaşmış istek gideceği yolu bulur.’

Bizim bildiğimiz disiplin, yöneticilerin, öğretim görevlilerinin vb. insanların kendi istediklerini zor kullanarak ya da şart koyarak bize yaptırmasıdır. Disiplinin olduğu yerde katı kurallar var ve kurallara herkesin zorla uyması beklenir; uymayanlar cezalandırılır. Maalesef, sistem bu şekilde ilerlemekte. Bu nedenle disiplin gerektiren işler, bir gönülsüzlük ve anlamsızlık ifade ediyor. Bu disiplin anlayışı nedeniyle çok çalışmamıza rağmen başarılı ve üretken olamıyoruz. Bugünün şartlarında, değer yaratmak, fikir üretmek, yaratıcılık gibi niteliklere sahip olmamız için öncelikle kendi iç disiplinimizi ardından iş disiplinimizi en iyi şekilde uygulamalıyız. Yani herkes kendi işinin patronu olursa; işlerin ilerleyişini, neyi ne zaman, nerede  yapacağımıza aşina olursak, bu disiplini kendimize sağlarsak performansımız artacaktır.

-Zamanı İyi Kullanmak: Son ana bırakılan işler her zaman eksik ve verimsiz olur. Baştan savma ve kalitesiz yapılan işlerin bize geri dönütü de bir o kadar işe yaramaz olacaktır. Başarıya ulaşmak için zaman planlanarak çok iyi değerlendirilmelidir. Elden çıkınca kazanılamayan tek sermeye zamandır. Zaman iyi planlama ile genişler, israf edilince de olanca hızıyla akıp gider. Kısaca zamanı yönetirsek, hayatımızı yönetiriz. Erteleme alışkanlığını mümkün olduğunca hayatımızdan uzak tutmalıyız. ‘Çalışma saatleri çalışmak içindir.’ Bu saatleri verimli geçirebilirsek, az zamanda çok işler başarabileceğimize inanıyorum.

-Çalışmaktan Kaçmamak: Çalışan insan üreten insandır. Mozart’ı harika yapan şey neydi? Ya da Nikola Tesla? Serena Williams’ı? Terazinin bir yanında doğal yetenek olsa da bu isimleri değerli kılan yoğun çalışmaları sonucu gelen başarıdır. Çok çalışmaktan kastım, bilinçli ve verimli çalışmak. Üretmeyi, çalışmayı, düşünmeyi süreklilik haline getirmeliyiz.

Yukarıda tüm bu yazılanlar hangi sektörden olursak olalım uygulamamız gereken yegane şartlar.

manufacturing_2

Amerikalılar uzun çalışma saatlerini artan üretim ve üstün çalışma etiği ile bağdaştırır. Fakat Alman modelini incelediğimizde daha az çalışma saati ile daha fazla üretim yapmaları ilgi çekici. Peki bunu nasıl yapıyorlar?

-İnovasyonda Liderlik

-Sistematik Verimlilik

-Kalite Bilinci

-Üretimde Strateji

-Finans Politikaları

-Uzun Vadeli İşletme Yönetimi

-Mühendislik Yetiştirme, gibi tüm faktörler ile Alman üretimindeki dinamizmi maksimum seviyeye çıkarıyorlar.

Özgün İçerik:Esra Hacıhasanoğlu

 

 

Esra Hacıhasanoğlu

İstanbul Aydın Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir