Başladığımız Yere Geri Döndük

Yıllardan 1997… Ericsson A1018 o zamanların revaçta olan telefonlarındandı, tabii şimdi o firma artık telefon üretmiyor. Ama o zamanlar Erricson ve Nokia vardır. Başka da pek marka yoktu zaten. A1018 daha o zaman bile hayli basit bir modeldi, zaten kamera falan hiçbir telefonda yoktu ama, çoğu telefonun boyutları nispeten daha küçüktü. A1018 ise biraz dünyadan habersiz bir vatandaşa rahatlıkla polis telsizi diye yutturabileceğiniz ebatlarda bir cihazdı.

ericsson-a1018s

O zamanlar cep telefonlarında “küçük” olmak modaydı, bu moda 2000’lerin ortalarına kadar da sürdü aslında. Mesela grup halinde bir yere oturuldu diyelim, hemen insanlar ceplerini çıkarıp masanın üstüne koyardı, kiminki en küçükse o şöyle pis pis sırıtırdı. Ne tuhaf değil mi, insanoğlu genellikle tam tersini yapmaya programlıdır genetik olarak. Cipin, evin, tabancanın, cüzdanın büyüğü kimdeyse o pis pis sırıtır. Ama işte cep telefonlarında bir dönem için bile olsa bu durum aşılmıştı. Tabii iyi mi oldu, kötü mü, bilemiyorum.

eski-telefonlar-

Cep telefonları böyle küçüle küçüle bir noktada leblebi boyutlarına kadar gelmişti. Parmak şeklinde olan, kol saatine giren, artık nasıl isterseniz! Durum bir noktada o kadar vahim bir hal almıştı ki, devamlı telefonunu kaybedenlerin sayısı bir hayli artmış.

Şimdi bakıyorum da, trend artık dönüp tekrar olması gerektiği yere gelmiş gibi görünüyor. Cep telefonları yeniden büyümeye başladılar, böyle giderse yakında 7 inçlik telefonu olmayanlar dışlanabilir! Tabii bu trend nerede duracak, o da önemli. Telefonların yeniden büyümeye başlamasının ardında ciddi sebepler var. Dokunmatik ekranların görüntü kalitesinin artması ve haliyle insanların daha büyük kullanım alanına ihtiyaç duyması biraz da biyolojinin gerektirdiği bir durum. Teknolojiyi istediğimiz kadar küçültelim, sonuçta ellerimizin ve gözlerimizin kapasitesi bellidir. Minicik bir ekranla uğraşmak hiç konforlu değil.

Ama bunun da ötesinde, telefonları büyümeye zorlayan şeylerden biri de aslında batarya teknolojisindeki yavaş gelişme hızıdır. Telefonlar aslında artık birer bilgisayar haline geldi. Peki bu kadar işlemci gücünü nasıl besleyeceksiniz? Lityum batarya teknolojisi gelişiyor, ancak gerektiği kadar hızlı değil ve aslına bakarsanız şimdiden çok yetersiz kalıyor.

2013081415204664172-560x289

Firmalar ne derse desin, en iyi telefon bile ağır bir kullanımda 24 saati çıkarabilecek kadar batarya kapasitesine sahip değil. Buna bir de büyüyen ekranların enerji ihtiyacını ekleyin, işin içinden çıkılmaz bir hale geldiğini görebilirsiniz. Çare tabii ki kasayla birlikte bataryayı büyütmek, en azından şimdilik böyle. Ama bu da geçici bir çözüm, çünkü maliyetin yanı sıra ağırlığı da artırıyor. İnsanların ihtiyacı olan şey, tek şarjla bir hafta gidebilen tabletler, cep telefonları, dizüstü bilgisayarları. Bu yüzden de batarya teknolojisi gelişmek zorunda.

İşin en güzel yanı şu, er ya da geç kenarda köşede geliştirilen ama henüz ortaya çıkarılmayan batarya ve benzeri elektrik depolama teknolojileri bir noktada piyasaya sürülecek, bunun kaçarı yok. Ve bu olduğunda, bu işten sırf mobil cihazlar değil, akla gelebilecek her türlü endüstri de büyük fayda görecek, tabii otomotiv başta olmak üzere. Şüphesiz bu durum büyük firmaların iş şeklini de değiştirecek, hatta pek çok firma sulara gömülürken, yerlerine yenileri yükselecek. Ama evrimin temel felsefesi de budur zaten.

Özgün İçerik: Yakup Emre Üstüner

Yakup Emre Üstüner

Erciyes Araştırma Üniversitesi -- Elektrik Elektronik Mühendisliği

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir