Atatürk ve Üretim Ekonomisi

I. Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğrayan Osmanlı Devleti, işgale uğramış ve parçalanmıştır. Türk milleti Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde yeniden bağımsızlığına kavuşmak için ölüm-kalım savaşına başlamıştı. Bu savaş Türk milleti için maddi imkansızlıklar içinde kazanılmış bir zaferdi. Ülkenin düşmanlardan temizlenerek kurtuluşunu elde etmenin tek amaç olduğu dönemlerde savaşın bütün sorumluluğunu başkomutan olarak üstlenen Atatürk, Türkiye’nin hür, bağımsız yaşayabilmesi ve güçlü bir devlet olabilmesi için ekonomik kalkınmanın çok önemli olduğunu biliyordu. Ve şu sözleriyle destekliyordu: “Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz.”

Türkiye’de yeterli sermaye birikiminin bulunmaması, sanayi yatırımlarının azlığının temel nedeniydi. 26 Ağustos 1924‘te yeni kurulacak sanayi işletmelerinin sermaye ve kredi sorunlarına yardımcı olmak ve Türkiye’de milli tasarrufun ve mevduatın gelişmesinde öncülük yapmak üzere Türkiye İş Bankası kuruldu.

Savaş sonrası bağımsız yeni Türkiye Devleti’nde uygulanması gereken iktisat politikasının hazırlanması için bir kurul kurdu. Yeni kurulan Cumhuriyet kaynak sıkıntısı çekiyordu. Sanayi yok denecek kadar azdı. Ve Atatürk’e göre tüketici yaşamak iyi değildi, üretici olmak lazımdı.

17 Şubat 1923 tarihinde yeni kurulan Türk devletinin ekonomik ve kalkınma hedeflerini belirlemek adına İzmir İktisat Kongresi toplandı. Ekonomide öncelikle hedef milli ve bağımsız olmaktı. Bunun geçişlerinin sağlanması için kararlar alındı. Ve o kongreye ülkenin çeşitli yerlerinden işçi, tüccar, çiftçi ve sanayi temsilcileri katıldı. Böylelikle asıl sorun kaynağından öğrenilmişti. Kongrede Misak-ı İktisadi (Ekonomik And) kabul edildi. Siyasi bağımsızlık gibi ekonomik bağımsızlık da esastır denildi ve bu esaslar dahilinde yapılacak çalışmalar belirlendi:

  • Hammaddesi yurtiçinden temin edilen sanayi dallarının kurulması.
  • El işçiliği ve küçük imalattan, büyük işletmelere hatta fabrikalara geçilmesi.
  • Yerli malı kullanılma ve hatta özendirilmesi.
  • Yabancıların oluşturduğu tekel mallardan kaçınma.
  • Devlet, gerçekleştirilemeyen yatırımlara öncülük etmelidir.
  • Borsa millileştirilmesi.
  • Ticaret alanında bir banka kurulması.
  • Hava, deniz, raylı sistem ulaştırmacılığının geliştirilmesi.
  • Çiftçilerin kredi şartlarının kolaylaştırılması.
  • İşçilerin çalışma şartlarının iyileştirilmesi.
  • Aşar vergisinin kaldırılması.

(Osmanlı Devleti’nde ziraat kesimi üzerindeki vergi yükü çok ağırdı. Şeri bir vergi olan aşar, toprak ürünlerinden onda bir oranında alınan vergiydi.  Çiftçinin ürettiği ürün üzerinden ve ürün olarak alınıyordu. Aşar Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde baskıcı ve adaletsiz iltizam yöntemiyle tahsil edildiğinden çiftçiyi çok bunaltmıştı.)

iik

Bundan sonraki dönemde sırasıyla:

  •  19 Nisan 1925’te Türkiye Sanayi ve Maden Bankası kuruldu

1 Mayıs 1925 tarihinde çalışmalarına başlayan banka, devletin sanayi ve maden üretiminin geliştirilmesinde ve doğrudan doğruya görev almasına olanak veren ilk kuruluş olmuştur. Sanayi ve Maden Bankası, yeni gelişmeye başlayan sanayi teşebbüslerine kredi vermek ve bu teşebbüslere karşı düzenleyici rol oynamak gibi önemli görevleri bulunmaktaydı.

  •  28 Mayıs 1926’da TBMM tarafından Teşvik- Sanayi Kanunu kabul edildi

Cumhuriyet döneminde, kalkınmada sanayileşmenin önemi kavrandığından Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı. 1927 yılında kabul edilen bu kanun, on beş yıl süre ile yürürlükte kalmak üzere çıkarılmıştı. Sanayi için kabul edilen koruyucu tedbirlerin bu süre içinde yeterli etkiyi yaratması bekleniyordu. Kanun, özel kesimde oluşacak sermaye birikimine devlet desteği sağlayarak sanayileşmeyi gerçekleştirmek amacını taşıyordu.

  • 1 Temmuz 1926’da, Kabotaj Kanunu yürürlüğe girdi

Kapitülasyonlar yüzünden deniz ticareti ve işletmeciliği yabancı gemilerin tekelindeydi. 1 Temmuz 1926 yılında kabul edilen Kabotaj Kanunu, Türk karasuları içinde taşıma işleri Türk gemilerine bırakıldı. Böylece kabotaj hakkının elde edilmesiyle Türk denizciliği ve Türk deniz ticareti de gelişmeye başladı.

  • 1926 yılında İstatistik Genel Müdürlüğü kuruldu
  • 1928 yılında İktisat Bakanlığı kuruldu

Ayrıca Osmanlı Devleti’nden kalma demiryolları yabancılardan satın alınarak yeni demiryolları yapıldı.

  • 30 Haziran 1930 yılında Merkez Bankası kuruldu

Böylece ülkedeki sermayenin akışı denetim altına alınmış ve piyasa güvenliği sağlanmış oldu.

1933 – 1938 yılları arasında, İzmir İktisat Kongresi’nde alınan Misak-ı İktisadi kararlarının temel amacı olan özel girişimciyi sanayi alanına çekmek mümkün olmadı.

1926 yılında çıkartılan Teşvik-i Sanayi Kanunu‘nun başarılı olamaması üzerine, sanayileşmenin devlet eliyle yürütülmesine karar verildi.

  • 1933 yılında Sümerbank kuruldu

Ülkemizin sanayileşmesi ve kalkınması için atılmış en önemli adımlardan birisi olan Sümerbank, sadece iktisadi değil sosyal ve kültürel olarak da ilerici bir projeydi. Nazilli basma fabrikasında işçiler Beethoven dinlerdi, öyle kasetten falan değil kendi kurdukları koro ile. Eski kuşak için Eylül ayı Sümerbank ayı olmuştur. Sümerbank yatılı öğretmen okulunda okuyan öğrencilere her yıl ayakkabı yollanır, hatta imkanı olmayan öğrencilere burs veririlirdi. Başarılı öğrencileri de yurtdışına eğitime gönderilirdi. Galatasaray’ın parçalı forması, Rahşan Ecevit’in güllü basma elbiseleri, dünya güzeli seçilen Azra Akın’ın elbisesi… 40 binden fazla çalışanı, 500’e yakın mağazası, 41 fabrikası ve 43 banka şubesi ile Sümerbank, bir devrin markasıydı.

  • 1933 yılında Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlandı

1931 yılında hazırlanmasına başlanılan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı 1934 yılında uygulamaya konulabildi. Planın amaçları, özellikle zirai üretime dayanan ve hammaddesi Türkiye’de bulunan sanayi işletmeleri kurmak, ithalat konusu olan temel tüketim mallarının üretimine öncelik vermekti. Bu amaçla dokuma, maden, kimya ve porselen sanayilerinin kurulması öngörülüyordu. Yatırımların önemli bir bölümü Sümerbank ve İş Bankası tarafından yapıldı. Bu dönemde, Sümerbank önderliğinde büyük bir dokuma sanayi kuruldu. Ayrıca devlet bütçesinden her yıl ayrılan belli tutarlar ve bazı dış krediler sanayileşme programlarına tahsis edildi. Devlet madencilik alanına da önemli yatırımlar yaptı. Uygulanmakta olan korumacı gümrük politikası sanayi planının yürütülmesi için elverişli bir ortam yaratmıştı. Başarılı olarak uygulanan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı üç yıl sürmüştür.

  • 1936 yılında İkinci Beş yıllık Sanayi Planı hazırlandı

İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı 1937 yılında hazırlandı; uygulanmasına 1938’de geçildi. İkinci plan, ara malları ve yatırım malları üretimine öncelik veriyordu ve daha geniş kapsamlıydı. Bu planda yatırım yapılması öngörülen alanlar, başlıca elektrifikasyon, madencilik, limanlar gibi altyapı tesisleri, makine, gıda, kimya, yakıt sanayileri ve deniz ulaşımı idi. Bu plan ile ihracata da yönelmek hedefleniyordu. Ancak ikinci Beş Yıllık Sanayi Planı, İkinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine uygulanamadı.

  • 1935’te Maden Tetkik Arama Enstitüsü ve Etibank kuruldu

Bu dönemde; madencilik, elektrik santralleri, gıda, kimya, deniz ulaşımı, makine sanayi, deri sanayi gibi alanlarda birtakım planlar yapıldı.

  •  1937’de Etibank öncülüğünde Türkiye’nin ilk demir çelik fabrikası Karabük’te açıldı.
  • 1939’da başlayan İkinci Dünya Savaşı nedeniyle İkinci Beş Yıllık Sanayi planı tamamlanamadı.

fabrika2

“Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracaktır. Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır.” demişti. Çağının, belki de tüm tarihin en olağanüstü kişilerinden biriydi. O herkesin saygı duyduğu, akıllı, ileri görüşlü, barışçıl ve yenilikçi bir liderdi.  80 yıldır büyük özlem, saygı ve sevgiyle andığımız ulu önder Atatürk, son yıllarında bile Türkiye Cumhuriyeti için çalışmış ve önemli yeniliklere imza atmıştı. Cemal Süreya’nın da dediği gibi: “Mustafa Kemal bir temeldir. Bir yöndür. Yapılmış, her şeyi bitmiş bir bina değildir. Onu ancak devam ettirerek, sürdürerek sevebiliriz. Kendisine yeni şeyler, yeni değerler ekleyerek sevebiliriz. Yalnız yüreğimizle değil, aklımızla da sevelim. Mustafa Kemal en büyük zaferini o zaman kazanmış olacak.”

Özgün İçerik: Tamay Ün

Tamay Ün

Anadolu Üniversitesi/ İşletme "Çünkü ışığın değdiği her şey içeriktir..."

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir