Aslında İçimizdeki Şeytanı Kim Oluşturuyor?

Her zamanki gibi bir anda düşünülüp verilmiş kararlardan bahsetmeyeceğim. On günden beri bu mesele üzerindeyim.On günden beri kendi kendimle hesap görüyorum. Müthiş açığım çıktı. Alay etme! Gayet ciddi ve doğru söylüyorum. Otuza yaklaşmaktayım.Bugüne kadar ne yaptığımı düşündüm. Bir sıfırdan başka netice alamadım. Hayatta hiçbir şey yapmış olmamak gibi korkunç ve utandırıcı bir şey var mı? Son zamanlara kadar “fena bir şey yapmıyorum ya!” der ve kendimi temize çıkarmaya çalışırdım. Fakat hadiseler gösterdi ki, fena olmayışım tesadüf eseriymiş, fırsat düşmemiş, zaruret olmamış. Nitekim hayatın ilk çelmesinde yuvarlanıverdim. İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir. Ben de bu fena cevher fazla miktarda mevcutmuş. Belki herkeste var. Fakat insan olan onu söküp atmasını yahut boğmasını biliyor.

vintage-1721914_960_720

Dokunmadan bırakmak, bir gün başını kaldırmasına izin vermek olur. Sana ahlak vaazı edecek değilim. Yalnız, benim gibi eş dost arasında akıllı geçinen bir insanın nasıl olup da bu kadar manasız ve bomboş bir gençlik geçirdiğine herkesten evvel kendimin hayret ettiğimi söyleyeceğim. Evvela bunun farkında değildim. Kendilerini derecesiz bir zeka ve kabiliyete sahip sayan arkadaşların arasında, mukaddes ve mağrur bir aptallığa sırtımı vererek yaşıyor ve sırf bununla mühim bir şeyler yaptığımı sanıyordum. Ne gayem, ne düşüncem vardı. Zekam bütün kuvvetini içinde bulunduğu ana sarf ediyordu. Yerinde bir cevap, keskin bir nükte bütün hakikatlere bedeldi. Böyle günübirlik bir fikir hayatının tabii bir neticesi olarak tezatlara, manasızlıklara hatta edepsizliklere düşüyordum. İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesülünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması…İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu…İçimizde şeytan yok. İçimizde acz var. Tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var. Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz… 

storytelling-4203628_1280

Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan kitabından alınmış yukarıdaki kısa bir parça bile bize aslında çok şey anlatmaktadır arkadaşlar. Sabahattin Ali gerçekçi akımın öncülerindendir. Roman, hikaye, çeviri ve şiirleri mevcuttur. Bu kitabındaki 3 temel şahısla (Macide, Ömer ve Bedri) yazar bize birçok şey anlatmaktadır. Romanda karakterlerin problemleri, insana dair davranışlar en güzel şekilde betimlenmiştir.

Keyifle okumanız dileğiyle… ☺️

Kaynak

Nazife Karabulut

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi/Endüstri Mühendisliği

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir