Üniversitede Zamanı Dolu Dolu Değerlendirmenin Denenmiş 7 Yolu

Bazı öğrenciler, kazandığı üniversitelerin bulunduğu şehirlerde yapacak bir aktivite ve sosyal ortam olmadığını söyler. Ben buna neredeyse hiç katılmıyorum. Aslında, sebebi biraz karmaşık olsa da bence maymun iştahlılıkla ve tam olarak ne istediğini bilmemekle alakalı. Maalesef görüyoruz ki kafalarımızı sigara dumanlı kafelerden, alışveriş merkezlerinden ve evlerden çıkardığımız yok. En dolu geçirmemiz gereken zamanlarımızı, farklı kafeslerde harcıyoruz. Gençler olarak o kadar isteksiz, hevessiz, uyuşuğuz ki örneklerini çevremizden çeşitleriyle görüyoruz. Ha bir de paranın yetmediğini söyleriz. Evdeki hesap çarşıya uymuyor deriz lakin çarşıdan da çıktığımız olmaz. Ben diyorum ki; bulunduğunuz şehirlerde yapabilecek birçok aktivite ve sosyal ortam var. Yeter ki üşenmeyelim. Öncelikle, ne yapmak istediğimizi bilmeliyiz. Üniversitenizde aktif kulüpler yoksa bile bulunduğunuz ilde sivil toplum kuruluşları, dernekler, doğa sporu kulüpleri gibi faaliyet yapmaya müsait toplulukları bulabilirsiniz. Eğer zamanın tadını çıkarmak ve kendinize bir şeyler katma arzunuz varsa ilk olarak bulunduğunuz şehrin yerüstü zenginliklerine, kültürel özelliklerine ve oraya ait sivil toplum kuruluşu çalışmalarına bakmalısınız. Arkadaş gruplarınızla yapacağınız bu güzel faaliyetleri buyurun sıralayalım.

1 ) Kış mevsimini kaçırmadan değerlendirelim.

kartepe-kayak-ve-mangal-keyfi-turu-buyuk-resim-ves2025921

Gerçekten kışın yeri benim için hep ayrıdır. Etraf bembeyaz olur. Zaten, geceleyin loş ışıkta yürümesi de ayrı bir keyif. Şehriniz kış şehri ise orada doğa yürüyüşleri, kış kampları yapabilirsiniz. En önemlisi kayak yapabilirsiniz. Ülkemizde çok güzel kayak merkezleri var. Eğer üniversiteye yeni başladıysanız ve kış şehrindeyseniz sizlere tavsiyem ikinci el bile olsa bir kayak takımı alın derim. Yok, ben bu şehirde yapacaklarımı yaptım diyorsanız o zaman atlayın Ankara-Kars arası Doğu ekspresine. Gözleriniz parlayacak göreceğiniz yerlerde. Şimdiden söyleyeyim.

2) Yok, ben doğada gezeceğim mi diyorsunuz:

1_fotograf

Birkaç yıldır doğasever sayısı hızlı bir artış göstermekte. Ben de bu hobiye 16 yaşında başlamıştım. Eğer samimi bir arkadaş ortamınız varsa alın çanta ve çadırlarınızı koyun önünüze güzel bir rota, ardından çıkın hemen yola ya da tek çıkın. Tek çıkmanın da yeni insanlar tanıma gibi güzel bir avantajı var. Ülkemizin güzellikleri saymakla bitmez. Ben de gezmeyi seven biri olarak yaşadığımız bu topraklarda hayatımın iki şehrini sizlere önerebilirim: Rize ve Muğla fakat önce kendi konumunuzu bitirin derim. Nedenlerini çoğaltabiliriz. İnsanlar genelde bulunduğu şehrin güzelliklerini orada olduğu için göremezler. Ülkemizde çeşitli doğal göller, longoz ormanları, Likya yolu gibi yürüyüş parkurları hiking ve trekking türünde aşık olacağınız güzel yerler fazlasıyla mevcut.

3) Eforsuz, adrenalinsiz olmaz der gibisiniz.

tunç-fındık

İlla terlemeliyim, heyecanlanmalıyım diyorsanız burada yazanları okuduktan sonra araştırın derim. Hemen hemen her ilde olan Türkiye Dağcılık Federasyonu’na bağlı dağcılık ve doğa sporları kulüplerine üye olabilirsiniz. Eğitimlerinizi başarıyla tamamladıktan sonra çok güzel zirveler yapabilirsiniz. Küçük zirvelerden başlayarak ileride Ağrı Dağı, Kaçkar Dağı trans yapabilirsiniz.

Cross bisikletle uğraşabilirsiniz. İlla çok pahalı bisikletler almanıza gerek yok. Zamanla diğer envanterlerinizi de tamamlayabilirsiniz. Engellerle dolu parkurlarda kendinizi adrenalinle doyurabilirsiniz.

Üniversitedeki paraşüt kulüplerinde farklı zamanlarda belirli eğitimleri aldıktan sonra uçuşlar gerçekleştirebilirsiniz. Tabi, eğer yükseklik korkunuz yoksa 🙂

4) Canınız kültür ve medeniyetler mi çekiyor ?

mardin-manzara-810x608

Coğrafyamız nasıl doğasıyla, mekanlarıyla çeşitli ise kültürleriyle de öyle. Kapı dışı havasını benimseyen çoğu kişinin içinde bir Güneydoğu hayali yatar. Gaziantep’in Rum Kalesi ve Zeugma Müzesi, Mardin’de Mardin’in Evleri, Şanlıurfa’nın Balıklı Göl’ü, Adıyaman’ın Nemrut’u, Diyarbakır’ın Surları gerçekten görmeden olmazsa olmaz yerlerden. Bir Gaziantepli olarak ön yargılarınızı kırıp gitmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Farklı kültürleri ve oraya ait insanları dinlemek, onlarla oturup geçmişten sohbet etmek gerçekten bambaşka. Oraya ait eski medeniyetlerin mitlerini dinlemek inanın size çok keyif verecek.

5) Gel gelelim mutluluğa giden yola 🙂

slider2

Çoğumuz midemize düşkünüzdür. Yöresel yemekler, acılı ekşili ve etli yemekler, tatlılar, ekmekler ve daha niceleri saymakla bitmez. Aslında bir yöresel ürün nerede meşhursa orada yemek gerekir. Bir rota çizerken bile bu güzel ülkemizde yemekleriyle rota çizebiliriz. Bana sorarsanız Gaziantep, Bolu, Hatay mutfağı olmazsa olmaz uğrak yerlerinizden olmalı. Baklava, ciğer kavurma, saatlerce yorulan çiğ köfte saymakla bitmez. Yazarken bile acıkıyor insan.

O kadar gezmeden, yemeden, içmeden konuştuk. Her zaman böyle olacak değil. Sorumluluklarımız olduğu aşikar. Hepimizin bildiklerinden başlayalım:

6) Türkiye Erozyonla Mücadele Vakfı (TEMA)

Minik TEM_1

11 Eylül 1992 de kurulan bu vakfın amacı, erozyonla mücadele, doğal varlıkları koruma ve ağaçlandırmadır. Türkiye’nin geleceğini tehdit eden erozyon, çölleşme tehlikesine karşı toplumsal duyarlılığı artırarak bu mücadelenin devlet politikası haline gelmesini sağlamak için kuruldu. Hemen hemen her ilde temsilciliği bulunan bu vakfın bir gönüllüsü olup güzel çalışmalara katılabilirsiniz. Örnek verecek olursak Atatürk Üniversitesi Tema Vakfı olarak zor kış şartlarında yem sorunu yaşayan kuşlar için şişelere buğday koyarak ağaçlara astık.

7) Türkiye Toplum Gönüllüleri (TOG)

tog

Vakıf, ilkelerini belirlerken, farklılıklara saygılı olmak ve farklılıklarla uyum içinde hareket edebilmeyi, herhangi bir dini, ideolojik, siyasi, etnik vb. görüşün savunuculuğunu veya propagandasını yapmamayı benimsemiştir. Gönüllülük temeline dayanarak hareket eden vakıf, amaçlarını; Gençlerin öncülüğünde ve yetişkinlerin rehberliğinde çeşitli sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirmek, gençlerin yaratabileceği sinerjiye inanan ve sosyal bir amaca yönelik maddi-manevi yatırım yapabilecek yetişkin gönüllülerin katılımını, rehberliğini ve desteğini sağlamak, çevresindeki sorunlara çözüm üretebilen, kendine güvenen, girişimci ve duyarlı bir gençliğin oluşumuna katkıda bulunmak, toplumda sosyal sorumluluk yönünde farkındalık yaratmak şeklinde açıklamaktadır. Yine örnek verecek olursak  Atatürk Üniversitesi TOG vakfı olarak çevre köy okullarında boyama  ve tadilat çalışmalarına arkadaşlarımız katılmıştı.

Bir öğrenci olarak, hayatımızın bu değerli anlarını bu tarz çalışmalarla da değerlendirmeliyiz. Mantıklı ve sistematik olursak 24 saatte çok iş yapılabilir. Yeter ki doğru zihne ve arkadaşlıklara sahip olalım.

Arkadaş çevreme söylediğim hayat felsefemi sizlere de söylemek istiyorum:

“Her insan, bir kitaptır. Kimisi bir sayfa, kimisi bin sayfa. Her farklı yer, yeni bir yaşamdır. Kimisi bir nefes, kimisi bin nefes.”

Sizler de mutlaka gezilip görülmeli dediğiniz, mutlaka şurada şunu yemelisiniz dediğiniz önerilerinizi lütfen yorumlarda yazın 🙂

Özel içerik Oğuzhan Arslan

Oğuzhan Arslan

Tabula Rasa

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir