Su Altındaki Yaşam: Deniz Göçebeleri

Deniz Göçebeleri ya da Deniz Çingeneleri olarak bilenen bir kabile..  Çingene kelimesinin ne kadar doğru kullanıldığı tartışmaya açık olsa dahi uzun bir süredir bu isimle anılmaktadırlar.

Bajau Kabilesi’nin, uzun yıllardır Malezya, Endonezya ve Filipinler’in çevresindeki sularda hayatlarını sürdürdükleri biliniyor. Modern çağın problemlerinden uzakta bir hayat geçiriyorlar. Bizlerin aksine hastalık, işsizlik, gelecek kaygısı nedir, bilmiyorlar. Aslında yaptıkları şey, anı yaşamaktan ibaret. Diğer toplumlarla ve ülkelerle bir bağlantı kurma derdinde değiller. Okuma yazma bilmek, iyi bir üniversiteden ya da başka bir kurumdan diploma elde etmek gibi bir gayeleri yok. Onların tek istediği su ve yüzmek.

Denize bu kadar hakim olabilmeleri ilk bakıldığında çok ilginç geliyor. Fakat hayatlarına bakıldığında bu şekilde yaşamaya, doğdukları andan itibaren alıştırıldığı görülür.  Çoğu bebeğin doğduğu anda suyu sevmesi için suya bırakıldığı biliniyor. Yetişme dönemlerinde ilk öğrendikleri şey, denize nasıl dalmaları gerektiğidir. Bunda başarılı olmaları halinde sıradaki öğrenecekleri şey, nefeslerini nasıl idareli kullanmaları gerektiğidir. Buradaki püf nokta, sakin kalabilmektir. Sakin kalıp denizin derinliklerine dalmaktır.

Gün içinde vakitlerinin çoğunu denizde geçiriyorlar. Lepa lepa adında ince bir kayıkları var ve lepa lepalar ile denize açılıp avlanıyorlar.  Avlanmak için denize daldıklarında ihtiyaç duydukları şey deniz gözlüğü ve çoğunlukla bir zıpkından ibaret. Denize alışmak için bol bol egzersiz yapıyorlar. Mesela, çocuklar kendilerini geliştirmek adına denizin altında nefes tutma yarışları yapıyorlar. Böylece yarışta birinci olmak hırsı ile denize hakim olma yolunda bir adım daha atmış oluyorlar.

Onlar için denize hakim olmak demek, denizin dibine ayak basmak demektir. Bu durum nihayet, her türlü balığı avlayacak düzeye erişmiş olduklarının da bir göstergesidir.

Suyun derinliklerinde denizin ruhları olduğuna inanıyorlar ve onları öfkelendirmekten kaçınıyorlar. .Denizin ruhlarını öfkelendirdikleri takdirde bu öfkenin kendilerine zarar olarak döneceğini düşünüyorlar. Dolayısıyla temel amaçlarından bir tanesi de onları öfkelendirmemek. Onlara göre, ruhlarla tanışmak pek olanaklı değil. Fakat, şansları yaver gidip tanıştıklarında ise şunları söylüyorlar: ”Ben kendi talihimi arıyorum, sen kendi talihini. İkimiz de talihsiziz. Biz aynıyız, kardeşiz.”  Bunu söyleyerek aslında bir farklarının olmadığını aynı tarafta olduklarını ve birbirlerine zarar vermenin anlamsız olduğunu belirtiyorlar.

Bu yaşamlara bilimsel açıdan bakıldığında ise nefeslerini uzun süre tutabilme konusunda şu fark edilmiştir: Diğer insanlardan farklı olarak oksijen taşıyan alyuvarların sayısını arttıran dalakları daha büyüktü. Bunu sağlayanın ise taşıdıkları bir gen varyantının olduğu gözlemlenmiştir. Bilimsel açıdan ayrıntılı bilgi istiyorsanız eğer bu linke tıklayabilirsiniz.

Bajau Kabilesi,  modern insanla kıyaslandığında sizce de çok şanslı değil mi ?

Meryem Yüksel

Ordu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mrymyksl19@gmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir