Steve Jobs’un Kaligrafi Bilgisi Bize Ne Öğretti?

Kaligrafi, Yunanca “kallos” (güzel) ve “graphia” (yazı) kelimelerinden türemiştir. Adından da anlayacağımız gibi kaligrafi, güzel yazı yazma sanatıdır, bir başka deyişle yazıya estetik değer katma çalışmasıdır. Bu yazıda üzerinde duracağımız nokta: Steve Jobs’ın bu sanatla olan ilişkisi ve yolculuğu.

Steve Jobs’ın kaligrafi macerası üniversiteden ayrıldıktan hemen sonra başladı. Fakat Jobs ve kaligrafi sanatı arasındaki bağı daha iyi kavramak için üniversiteden ayrılış sebebinden bahsetmek gerekiyor.

Kaligrafi1

Steve Jobs, 1972 senesinde, Portland’daki Reed Üniversitesi’nden kabul aldı; ancak henüz bir senesini bile doldurmadan okulu bıraktı. Ailesinin birikimini burada derslere girmek için harcamaya değmeyeceğini düşünüyor, aslında aradığını burada bulamıyordu. İlgisini çekmeyen ve zorunlu dersler kafasındaki sorulara yanıt vermiyordu. Arayışını bir neticeye ulaştırmak her şeyi yoluna koymak anlamına geliyordu. İşleri yola sokmak için okuldan ayrılmak çoğu insana bir çözüm gibi gelmez ama Jobs için bu durum geçerli olmadı. Verdiği kararın arkasında dursa da o zamanlar için bu karar kendi tabiriyle “korkutucu” gelmişti. Seneler sonra Stanford Üniversitesi mezuniyet konuşmasında bu seçimin hayatının en iyi kararlarından biri olduğunu söyleyecekti. Bu ayrılığın kendisi için kırılma noktalarından biri olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu karar bazı özgürlüklerin kapısını açmıştı.

Tutku ile yapacağı bir şeyleri bulmanın en iyi yolu seçim özgürlüğüne sahip olmaktı ve artık buna sahipti. Bu özgürlük, ona ilgisini çektiği derslere girme imkanını verdi ve bu sayede kaligrafi ile tanıştı. Reed Üniversitesi ülkenin en iyi kaligrafi derslerini veriyordu ve en iyi kaligrafları yetiştiriyordu. Kampüsün her yerinde bunun izlerine rastlamak mümkündü. Jobs bu izlere sık sık rastlamış olacak ki bundan etkilendi ve bu sanatı öğrenmeye karar verdi.

Kaligrafi derslerine katılmaya karar verdi ancak bu derslere girmenin bazı bedelleri olacaktı. Okuldan ayrılışının sonucu olarak ekonomik sıkıntılar baş göstermeye başlamıştı. Yurt odası yoktu, arkadaşlarının yurt odasında yerde yatıyordu. Yemek ihtiyacını da çoğunlukla kola şişelerinin depozitolarından gelen parayla temin ediyordu. Yine de derslere devam etti ve 18 ay boyunca üniversitede sevdiği dersleri izlemeye devam etti.

5

Geçen süre boyunca kaligrafinin tekniğini öğrendi. Bir yazıyı güzel yapan detayları öğrendikçe hayranlığı da giderek arttı. Jobs’ın konuşmalarında “tutku” ile bağlantılı kelimeleri ve cümleleri çok kez duymuşuzdur. Kaligrafi öğrenmek onun için bir tutkuydu ve “Nerede işime yarar?” diye düşünmeden bu duygunun peşinden gitti. Steve Jobs bu eğitimlerden sonra bir kaligraf olmadı. Aslına bakarsak kaligrafi için bir uygulama alanına da sahip değildi, ta ki ilk Macintosh’ı tasarlayana kadar.

Aldığı teknik bilgileri Mac’i tasarlarken kullanma imkanı buldu. Böylece güzel bir tipografiye sahip ilk bilgisayarı tasarlamış oldu. İnsanlar teknoloji açısından donanımlı bir ürüne sahip olmak istedikleri kadar ürünün estetik bir yapıya sahip olmasını da beklerler. Mac’in sahip olduğu yazı karakterleri ve fontlar estetik anlamda önemli bir değer oldu. Jobs’ın kaligrafi bilgisi, tasarladıkları ürünün harika bir tipografiye sahip olmasına sebebiyet vermişti. Kaligrafi derslerini izlemeye gittiği zamanlarda işlerin bu konuma geleceğini ve aldığı bilgileri ileride kullanacağını tahmin bile edemezdi. Ancak geriye dönüp baktığında sanki planlanmış bir olay örgüsü görüyordu. Bunu “noktaları birleştirmek” olarak ifade ediyor. Tutku ile yapılan işlerin birer nokta olduğunu düşünürsek bu noktaların günü geldiğinde birleşeceğine inanmak gerekiyor. Bu konuyu yine kendi sözü ile açıklamak en doğrusu olur: “Kalbinizi ve sezginizi izlemek için cesaret sahibi olun. Onlar sizin gerçekten ne olmak istediğinizi zaten bilir.”

res2

Steve Jobs’ın sahip olduğu kaligrafi bilgisinin kendisine ve Apple macerasına katkısı net bir şekilde ortada. Fakat bu yolculuktan kendi adımıza çıkarabileceğimiz dersler de var:

Bir hobiye sahip olmak ve onu sürekli hale getirmek, uzman olmak istediğimiz konularda bize farklı bakış açıları kazandıracaktır. Tutku besleyerek yaptığımız ve birbirinden alakasız olduğunu düşündüğümüz şeylerin günün birinde nelere sebep olacağını bilmek, yani “noktaları önceden birleştirmek” mümkün değil. Tarihte karşımıza çıkan ve sıra dışı olarak tabir edebileceğimiz insanların sahip oldukları hobileri uzmanlık alanlarıyla entegre edebildiklerini görürüz, aynı Steve Jobs örneğinde olduğu gibi. Bu yüzden uzmanı olmayı hedeflediğimiz konu dışında tutku duyduğumuz başka işlere de yönelmek, yaptığımız asıl işi destekleyen bir unsur olacaktır. Bu da fark yaratmamızı sağlayacaktır.

Özel İçerik: Alperen Kopuz

Alperen Kopuz

Yıldız Teknik Üniversitesi - Mekatronik Mühendisliği

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir