Sosyal Medyadaki Zaman İsrafı

Hatırlar mısınız? Birkaç yıl önce MSN (microsoft network) adlı chat uygulaması vardı. Kim bilir kaç kişiye titreşim göndermişizdir. 🙂 O zamanlar işlerimiz bittiğinde hemen herkes internet kafelere giderdi. Tabii herkesin amacı farklıydı. Lakin çoğumuzun amacı genel olarak birileriyle sohbet etmekti. Şimdi ise ‘’msn’’ uygulamasının sadece mazisi kaldı. Velhasıl, gel gelelim sosyal medya uygulamalarının günümüze kadar ki mitoz bölünmelerine. Şimdi artık her yeni çıkan uygulama, kendine özgü özellikleriyle karşımızda. İlk olarak 2006 yılında ‘’Facebook’’ hayatımıza girdi. Ardından; twitter, instagram,  whatsapp, snapchat, badoo, swarm, periscope, vine. Yani saymakla bitmiyor. E tabii ki bu uygulamalar gelirken de birçok alışkanlıklarımızı olumsuz yönde değiştirdi. Gerçek kişiliklerimizi alıp sahte kişiliklere, listede yüzlerce ekli arkadaş sayısıyla, çevremizde bir elin parmağını geçmeyecek kadar kalan arkadaş ironisi, önceden ayıp dediğimiz gösteriş tüketiminin yansımalarını, gayrimeşru şeyleri meşrulaştırmak gibi vs. Yani sosyal medya, sosyal ilişkilerimizi mahvetti. Lakin en önemli kaybımız ise ‘’zamanımız’’ oldu.

mobil-bağımlılık

Bazen gülümseyerek anlatırız; ‘’Ya, bu sosyal medya yokken biz ne yapıyorduk’’ diye. Şu cümleden bile değerlendirebilecek ne kadar çok zamanımız olduğunu bile anlayabiliriz. Araştırmalara göre ülkemizde her beş internet kullanıcısının dördü sadece sosyal medyaya girebilmek için internet kullanmaktadır. Maalesef ki çok araştıran bir toplum olmadığımız için satın aldığımız internet paketlerinin çoğunu sosyal medyaya harcamaktayız. İnsanlık için en önemli soyut varlık olan zamanımızı; birilerinin ne yaptığıyla, ne yeyip içtiğiyle ya da gösteriş tüketimine yönelik algılarıyla kafamızı neden kurcalıyoruz? Ya da zamanımızı neden boşa harcıyoruz? Hayatımızın birçoğunu keşkelere meyletmememiz için zamanımızı aktif kullanmamız şart. Çünkü zaman hepimiz için birçok denemeye, yanılmaya, çabalamaya, araştırmaya ve en önemlisi sevdiklerimize ayırabilmemiz için çok önemli.

mantweet

Gençlik ve Spor Bakanlığının araştırmalarına göre 15-29 yaş arası genç bireyler en az 3 saatini sosyal medyada geçirmekte. Bu zaman dilimi bir insanın çoğu isteği için çabalarına günlük olarak yetmektedir. Ayrıca analizler biz kullanıcılar için gerçekten çok üzücü görüntü. Ve en elzemi bu durumun bağımlılık sonucu daha da ilerlemesi ve sıkılganlığa, psikolojik bunalıma götürmesidir. İnsan ömrünün kısa olduğu ve her anımızda ölebilecek bir durumda olduğumuza göre bize ait olan zamanımızı dikkatli ve ihtiyaçlar doğrultusunda paylaştırarak harcamamız bize hayattan zevk almayı ve gerçek sosyalliğin tadını aldırmak için yeteceğini düşünmekteyim. Gerçekçi düşünürsek sosyal medyayı bile kullanırken yararımıza çevirebiliriz. Bu doğrultuda kullanmak en fazla 30 dakikamızı alacaktır. Gerçekten internet ve sosyal medya hepimiz için çok büyük bir nimet. Eğer şu an olmasaydı bu yazıyı siz değerli okuyucularımıza okutmam çok zor olacaktı. Uzun lafın kısası hayatımızdaki her anımızı optimum seviyede değerlendirmemiz lazım.

social-media-addictionÇok konu dışı değil; ama benimde hep arkadaş ortamlarında tuhafıma giden hadi bir yere toplanalım denildikten sonrasıdır. Toplanıldıktan sonra herkes eline telefonunu alır ne hikmetse hadi fotoğraf çekip denilip sosyal medyaya atalım derler. Paylaştıktan sonra kim beğenmiş veya kaç kişi bakmış diye bir daha bakılır. Ardından mekandan kalkılıp çıkılır. Gerçekten hayat tuhaf diyoruz ya aslında tek tuhaflık bizleriz. 🙂

Bu satırları okuyan okuyucularımıza sosyal medyadan kalan müsait zamanları için ”Justın Timberlake’in In time (Zamana Karşı)” filmini izlemelerini tavsiye ediyorum.

Hayatınızı seviyorsanız, zamanınızı boşa geçirmeyiniz; çünkü zaman hayatın ta kendisidir.

Benjamin Franklin

Özgün İçerik: Oğuzhan Arslan

Oğuzhan Arslan

Tabula Rasa

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir