Satılık Hayaller Müzesi

Küçüklüğünüzde her zaman size yönetilmiş olan bir soruyu tekrar sormak istiyorum. “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” Tüm bu sınav karmaşasında cevabını unuttuğunuz, cevabını unuttuğumuz bir soru. Şimdi ise hatırlama zamanı. Çoğumuz buruk bir gülümsemeyle hatırlıyoruz asıl hayalimizi. Başka bir hayatta düşünmüşüz gibi uzak geliyor belki de. Fakat dudakları aşağıya doğru bükülmüş yığınlar haline gelmemizin en önemli sebebi belki de bu yüzdendir. Şimdi biraz geçmişe dönmemiz gerekiyor. Canımızı fazla yakmadan küçük adımlarla ilerleyeceğiz.

2_790x445

Bazılarımız kuaför, terzi, balerin/balet, şarkıcı, öğretmen, oyuncu, spiker, itfaiyeci olmak isterken bazılarımız sadece prenses olmak istiyordu. Aradan biraz zaman geçti, biraz da büyüdük. Fikirlerimiz değişti. Aşçı, doktor, yazar, reklamcı olmak istedik. En çok da öğretmen olmak isteyenler fikrini değiştirdi. Sınav kelimesinin ne olduğunu anlamadan ona hazırlanmaya başladık. Neler olup bittiğini çok anlamadık ama bir şekilde üstesinden geldik.
Tekrar aradan zaman geçti. Hayal kurmaya devam ettik. Mühendis, psikolog, avukat, ressam olmak istedik. Artık sınav kelimesinin ne anlama geldiğini ve bu kelimenin ağırlığını biliyorduk. Üstesinden gelebildiğimiz kadar geldik. Bu sefer ya başarısız olduk ya da hayallerimizin para etmeyeceğini öğrendik. Pes etmeye, para kazanabileceğimiz bir bölüme girmeye yönlendirildik ya da daha kötüsü, buna zorlandık. Bizim olmayan, bir başkasının hayalinde çırpınmaya başladık. Okul ne kadar yakın olursa olsun uzak gelmeye başladı. Ayaklarımızı sürüye sürüye gittik. Sonrasında aslında yapmak istediğimiz şeyi istemediğimize inandırdık kendimizi. İnandırmaya çalıştık. Mezun olduk. İşe başladık zar zor. Zaman geçti. Isınamadık bir türlü. Devam ettik çalışmaya. Kandırdık yine kendimizi. Zaman geçti. Zaman geçti. Ve süremiz doldu.

Artık geç kaldığımıza inandık. Asla geç kalmak diye bir şey yoktu ama kolay ve engebesiz yola saptık. Birkaç yılımızı kaybetmemek için ortaya bütün ömrümüzü koyduk. Hayatı zaten yaşıyorduk fakat koştuk. Şimdi dudaklarımız yer çekimine karşı koyacak gücü bulamıyor. Büküldükçe bükülüyor. Kendimize tahammülümüz kalmamışken başkasına hiç tahammül gösteremiyoruz. Donuk bakışlarla birbirimizin yanından geçiyoruz. Birimiz birimize çarparsa şayet donmuş uzuvları geri dönüp bakmasına izin vermiyor.

yeni_790x445

Kendimizi başarısız ve hedefleri olmayan insanlar olarak nitelendiriyoruz. Hayallerinin peşinden koşan insanların hayatları uçuk geliyor, mutlu insanların hayatları ise imkânsız. Oysa ihtiyaç duyduğumuz her şey bir kıvılcımda. Çokça cesaret. Ve en önemlisi, güven. Hayallerimizin peşinden koşmamız için cesarete ihtiyacımız olacak ama gerçekleştirebilmek için kendimize inancımızın olması gerekiyor. Kimsenin bize inanmadığı bir dünyada kendimize ihtiyacımız olacak. Şayet bu koşulları sağlayıp hayallerimizi hatırlarsak mutluluk çok uzağımızda olmamalı, değil mi?

Özel İçerik: Tuğçe Parlak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir