Refah Devletinin Temel Yapıtaşı: Sosyal Adalet

“Toplumun değişik kesimlerinin yaşam düzeyi yönünden dengeli olmasını gözetme işi” olarak tanımlanan sosyal adalet kavramı, bireylerin sosyal yaşantılarında önemli yer edinen bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüz dünyasında özellikle bahsedilen “eşitlik” kavramının terminolojik tesiri olan “sosyal adalet” kavramı, toplumsal yaşam içinde olan bireylerin toplumsal statüleri fark etmeksizin imkanlara eşit düzeyde ulaşması ve özellikle emeği ile çalışanların, yaşadıkları toplum içinde, insan haysiyetine yaraşır bir asgari hayat standardına kavuşmalarını sağlayacak şekilde yaratılan milli hasıladan pay almalarını garanti altına almaya yönelik uygulamalar bütünü olarak da tarif edilmektedir. Burada dikkat etmemiz gereken nokta statü farklılığıdır. Dünyaya geldiklerinden itibaren bireylerin ailelerini seçemediği gibi statülerini de seçemedikleri görülmektedir. Bireyler doğduktan itibaren ailesinin sosyo-ekonomik durumuna göre bir yaşantı içinde kendi yaşamını idame ettirmeye çalışmaktadır. Bundan dolayı bazı bireyler sosyo-ekonomik yoksunluklardan dolayı imkanlara eşit bir şekilde erişememekte bazıları ise buna karşın fazlası ile ulaşabilmektedir. İşte bu gibi erişilebilirlik imkanlarının dengesizliği ise sosyal adaleti sarsmakta ve bireylere yıkıcı etkileriyle geri dönmektedir. Örneğin; sosyal adaletin olmadığı toplumlarda sosyo-ekonomik olarak yetersiz düzeyde olan bireylerin asgari ücretlerin altında çalıştırıldığı, tabir-i caizse adeta bir köle muamelesi gördüğü, dezavantajlı kesimlerin kronik olarak dezavantajlı durumda kaldığı görülmektedir.

depositphotos_33427605-stock-illustration-social-welfare-stamp

Batıda Sanayi Devrimi’ni izleyen teknolojik ve ekonomik gelişme sürecinde insanlığın daha önce şahit olmadığı bir servet birikimi ve zenginlik ortaya çıkmış; buna karşılık sosyal ve ekonomik dengesizlikler büyük boyutlara varmıştır. Bilhassa Sanayi Devrimi’nin erken döneminde zengin ile fakir arasındaki fark büyümüş; zenginlerin artan refahına ve gelişen teknolojinin hizmetlerine sunduğu yepyeni imkân ve standartlardan faydalanmalarına karşılık, büyük halk kitleleri için sefalete varan bir mahrumiyet hali ortaya çıkmıştır. Çalışan ve emeği ile geçinenler için çeşitli zorluklar, ekonomik, sosyal ve siyasi planda mahrumiyetler söz konusu olmuştur. Bu durumun düzeltilmesi, içinden çıkılmaz bir buhrana dönüşmemesi ve ortaya çıkan ihtilafların giderilmesi konusu da böylece batı düşünce dünyasının öncelikli bir meselesi haline gelmiştir.

 

case-law-677940_960_720

Sosyal adalet kavramının tabanının nasıl oluştuğu ve nasıl bir etki yarattığından bahsettikten sonra sosyal adaletin sağlanmasına yönelik devletin ciddi görevlerinin olduğu belirtmekte yarar vardır. Günümüz “batılı” veya “modern” toplumlarının en nihai hedeflerinden olan “Sosyal Refah Seviyesi” hedefine ulaşmanın önemli araçlarından biri olan sosyal adalet kavramının gerçekleştirilmesi için devletlerinde bir takım önlemler veya çalışmalar yapması gerekmektedir.

 

 

government

İsterseniz gelin yapılabilecek olan uygulamalara bir göz atalım:

  • Ekonomik yoksulluğu azaltacak istihdam çalışmaları yapma,
  • Sorunu olan bireylerin tespiti için donanımlı bir ekip oluşturma,
  • İmkânlara eşit ulaşım için yerel yönetimlerle işbirliği içinde olma,
  • Mikro düzeyden başlayarak mezzo ve makro düzeye gidecek şekilde sosyolog, sosyal hizmet uzmanları, psikolog ve psikolojik danışmanların çalışmalar yapması ve bu çalışmaları interdisipliner bir çerçeve içerisinde sürdürmesi,

gibi çalışmalarla toplumsal statüsü düşük bireylerin sosyo-ekonomik eksikliklerinin giderilerek sosyal adalet kavramını yaşatmak gerekmektedir.  Adalet Mülkün Temelidir!” sözü asla akıldan çıkmamalı ve sosyal refah devleti kavramından bir devletin bahsedebilmesi için sosyal adaleti yerine getirmesi gerekmektedir.

 

Özel İçerik: Umut Solmaz

 

Umut Solmaz

Sosyal Hizmet Uzmanı Umut SOLMAZ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir