Ön Yargılarımız Daha İyi Bir Dünya Yaratabilir Mi?

“Ön yargı ve yanlılığı düşündüğümüzde aptalca ve kötü şeyler yapan aptal ve kötü insanları düşünmeye meyilliyiz. Bu fikir, İngiliz eleştirmen William Hazlıtt tarafından ‘Ön yargı cehaletin çocuğudur.’ şeklinde güzelce özetlenmiştir. Burada sizi bunun yanlış olduğuna ikna etmek istiyorum.” Diyerek başlıyor Paul Bloom’un beyin yakan ve düşünmeye teşvik eden konuşması. Ön yargının düşüncenin en büyük düşmanı olduğuna inanan bizlerin, aslında ön yargılarımız olmadan yaşayamayacağını ve doğru yönetilirse ön yargılarımızın daha iyi bir dünya yaratabileceğini anlatarak da devam ediyor. Bloom’a göre ön yargı ve taraflılık doğal ve hatta etik bir davranış. Bu durum bir kez anlaşıldığında, yolunda gitmeyen şeylerden anlam çıkarabilmemiz kolaylaşacak. Konuşmanın detaylarına inelim o zaman.

pexels-photo-546228

Hepimiz sandalyelere, elmalara, köpeklere ve buna dayanan çok sayıda tecrübeye sahibizdir. Benzersiz örnekleri görebilir, tahmin edebilirsiniz. Sandalyeye oturabilir, elmayı yiyebilirsiniz ve köpek de havlayabilir. Yanılıyor da olabiliriz. Oturduğunuzda sandalye kırılabilir, elma zehirli olabilir, köpek de havlamayabilir. Ama çoğunlukla, bu işte iyiyiz. Çoğunlukla, hem sosyal hem de diğer alanlarda iyi tahminler yürütüyoruz. Karşılaştığımız yeni durumlarda tahmin yürütemeyecek olsaydık hayatta kalamazdık. Aslında Hazlitt de muhteşem denemesinde daha sonra bunu kabulleniyor. “Genel yargı ve hükümlerin yardımı olmadan odadaki yolumu bulamaz; ne koşullar içinde kendimi nasıl gerçekleştireceğimi, ne de hayatla ilgili herhangi bir durumda ne hissedeceğimi kestiremezdim.” diyor.

Ya da yanlılığı ele alalım. Bazen dünyayı biz ve ötekiler olarak ayırıyoruz ve bazen bunu yaptığımızın yanlış bir şey olduğunu biliyoruz, bir bakıma da bundan utanç duyuyoruz. Ama diğer zamanlarda bundan gurur duyabiliyoruz. Burada Bloom’un favori örneği geliyor: geçen seçimlerden önceki Cumhuriyetçi bir tartışma sırasında seyircilerden gelen bir soru. Soru yabancı yardımla ilgili ve şöyle:

Amerikan halkı ülkemizde şu an acı çekiyor. Neden tüm bu yardımlara kendimizin ihtiyacı varken diğer ülkelere yardım göndermeye devam ediyoruz? 

Ve salondaki bütün seyirciler alkışlayarak bu sorunun haklılığına katıldıklarını gösteriyorlar. Bu durumda Amerikalılar, Amerikalıların diğer ülke vatandaşlarından daha fazla önemsenmesi gerektiğini düşünmüyorlar mı? Aslında diğer ülke vatandaşları da kendi ulusları için aynı duyguları hisseder ve biz de kendi etniğimizle aynı duyguları hissederiz. Tabii bu duruma karşı çıkanlar, milli duyguların daha ahlaki olması gerektiğini söyleyenler olabilir. Bu şekilde düşünenlerimiz bile aile ve yakın çevreye olan çekimin, sokakta yanımızdan geçen herhangi birinden farklı olması gerektiğini kabul edecektir. Yani biz ve onlar ayrımı yine yapılmış olacaktır. Bu durum ünlü sosyal psikolog Henri Tajfel’in bir araştırması aslında ve araştırmanın çıkış noktası çok çarpıcı.

Tajfel soykırım yıllarında Polonya’da doğmuş bir Yahudi. Kökeninden dolayı doğduğu şehirde üniversite okuması imkansız olduğu için 2. Dünya Savaşı’nda Fransız Ordu’suna katıldı ve esir düşerek bir savaş kampında mahkum oldu. Yahudi olduğu ortaya çıkarsa muhtemelen kurtulması mümkün olmayan bir toplama kampına gönderilecekti. Bu yaşadıklarının kariyerini başlatacağını o yıllarda tabii ki bilmiyordu. Çoğu insan zamanında soykırımı Alman tarafında bir çeşit genetik kusur, otoriter kişilik yapısı gibi görürken Tajfel bunu reddetti. Soykırımda gördüğümüzün her birimizin içinde olan normal psikolojik sürecin yalnızca abartılı bir tezahürü olduğunu söyledi. Ve kariyeri bu düşünceyle birlikte başlamış oldu. Bunu araştırmak için, İngiliz gençlerle bir dizi çalışma yaptı. Çalışmaların sonucu taraf tutmaya ne kadar da meyilli olduğumuzu ve bu durumun bizi ne kadar çirkinleştirebileceğini bütün çıplaklığıyla gösteriyordu.

Üstelik bu durum çok küçük yaşlarda başlıyor. Yale Üniversitesi’nde bebeklerle bir çalışma yapılıyor. Bebeklere kuklalar sunuluyor. Bu kuklaların belli yiyecek tercihleri var; biri bezelye severken diğeri kraker yemeyi seviyor. Bebeklerin yemek tercihleri de gözlemleniyor ve genelde kendileriyle aynı yemek zevkine sahip kuklaları tercih etikleri görülüyor. Kötüsü, farklı yemek tercihine sahip kuklayı cezalandıran kuklaları tercih ediyorlar! Bu durumun aşırılaşmış versiyonunu savaşlarda görürüz, Nazi’lerin Yahudilere haşerat ya da bit gibi bakması ya da Amerikalıların Japonlara fare yakıştırmasında bulunması gibi…

Bu genellemeler de ters gidebilir. Örneğin;

140504-obama-correspondents-dinner-750a_53ba5a0e11b559d8a78cdb2962b30bfd.nbcnews-ux-2880-1000

2008 seçimleri öncesinde Obama ve McClain karşılatırması yapılmış. Sonuçta McClain’in daha Amerikalı algılandığı keşfedilmiş. McClain’in hikayesini bilen Amerikalılardan bunu duymak belki çok şaşırtıcı değil. Fakat Obama’yı İngiliz Başbakan Tony Blair ile karşılaştırdıklarında yine Blair’in Obama’dan daha Amerikalı bulunduğunu gördüler. Hem de Amerikalı olmadığını açıkça bildikleri halde. Tabii ki teninin rengine göre tepki veriyorlardı.

Bu genellemeler ve taraflılığın incelikli ve çok önemli gerçek-dünya sonuçları var. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, araştırmacılar eBay’e beysbol kart reklamları yerleştirdiler. Bazılarını tutanların elleri beyaz, bazıları siyahtı. Kartlar ise aynıydı. Siyahlar tarafından tutulanlar beyazlar tarafından tutulanlara göre kayda değer ölçüde daha az teklif aldı.

Şimdi bunu öğrendik peki bununla nasıl mücadele edeceğiz? Bu soruya cevap niteliğindeki şu sözcüklerle bitiriyor Bloom konuşmasını:

Bence ön yargı ve taraflılık insan doğasının temel bir ikililiği. İç seslerimiz, önsezilerimiz, duygularımız var ve bunlar yargı ve hareketlerimizi etkiler iyi ya da kötü ama aynı zamanda rasyonel müzakere ve akıllı planlama yeteneğine de sahibiz. ve bunları bazı durumlarda duygularımızı hızlandırmada ve beslemede diğer durumlarda durdurma da kullanabiliriz ve bu şekilde mantık bize daha iyi bir dünya yaratmaya yardımcı olur.

Yazı Paul Bloom’un “Ön Yargı Bazen İyi Bir Şey Olabilir Mi?” adlı TEDx konuşmasından derlenmiştir.

Konuşmayı İzlemek İçin Buraya Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir