Öğrenmeyi Eyleme Dönüştürmek

Hayatımız boyunca sürekli iç içe olduğumuz ”eğitim ve öğretim” kavramlarının hayatımızdaki yeri elbette yadsınamaz. Günümüzde bir bireyin kendisi olması, karar mekanizmasını idare etmesi ve belki de en önemlisi kendisini birey olarak tanımlamasındaki en önemli etken eğitim ve öğretimdir. Peki hayatımızı yönlendiren eğitim öğretimin asıl amacı nedir?

Bireye verilen eğitimlerin sınavlar karşılığında bireyden geri istenmesi mi?

Eğitim yoluyla öğretilenlerin yaşam yolunda bireyin davranışlarına etki etmesi mi?

21.yüzyılda artık bilginin tanımının değiştiğini görmekteyiz. Günümüzde bilginin işlevselleştirilmiş haline önem verilmektedir. Asıl önemli olan ise bireyin eğitim öğretim yoluyla aldığı bilgiyi, herhangi bir zorlama ya da baskı olmadan kendi hayatına nasıl uyarladığı yani nasıl bir eyleme dönüştürebildiğidir. Eğitim ile asıl hedeflediğimiz şey bireyin öğrenme yoluyla bir eyleme başvurması ve herhangi bir yönlendirme olmadan bu eylemleri kendi yaşam şartları içinde sergilemesidir.

kediii

”Hafızanın bir kısmı kitaplara, makinelere havale edilmiştir. Fakat elindeki gereçlerden en iyi şekilde yararlanmayı bilme zorunluluğu bakidir.’’ diyor Umberto Eco.  Günümüzde ise bilgi, artık insanların ellerinde hatta ceplerinde.. Bazen kurtarıcımız olan bazen ise kölesi olduğumuz akıllı telefonlarımızda ulaşmak istediğimiz bilgilerin çoğu mevcut. Yani içinde bulunduğumuz sevgili çağımızın özelliği, herkesin bilgiyi elinde taşıması. Ulaşıyor muyuz ya da öğreniyoruz muyuz orası ayrı bir konu.

Öğrenmek nedir? Nasıl öğreniriz? Öğrendiğimiz şeyleri kendi hayatımızda nasıl eyleme dönüştürürüz? Aslında kendimizi sorgularsak öğrenme konusunda yaptığımız bazı yanlışların farkına varabiliriz. Herkes her şeyi bilemez ya da öğrenemez. Her ne kadar bilgi birikimine sahip olsak da aldığımız eğitimi hayatımızda eyleme dönüştürsek de arkamıza dönüp baktığımızda bilmediğimiz şeylerin olduğunu ve yeni şeyleri öğrenme gereksiniminde olduğumuzu görmekteyiz.

Her yıl iki yüz bin kitap yayınlanıyor. Yani saniyede bir milyon bitin üzerinde bir hızla yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Sizce de bilgi biraz nankör değil mi? Kendisine hükmettiğimizi düşünerek onu cebimize, akıllı telefonlarımıza hapsettiğimize inansak da o yerinde durmamaya ve her gün kendini hızlandırarak yenilemeye devam ediyor.

okumak

Bir insan disiplinli olarak hayatı boyunca kitap okusa bile okuyabileceği kitap sayısı üç bin veya beş bindir. Peki diğer iki yüz bin kitap? Makaleler, dergiler… Yani bilgi yerinde durmuyor arkadaşlar! Asıl trajedimiz, ‘’Ben bunu biliyorum.’’ diyerek başladığımız her cümlenin -eğer doğru temeller üzerine kurulmazsa- üzerine eklediğimiz bilgilerin de sağlam temeller üzerine oturmayacak olmasıdır.

Okuma eylemi insanın bilgiye ulaşmasını, kendisini geliştirmesini tek başına sağlayacak bir kahraman değildir. Ne kadar okuduğumuz gibi ne okuduğumuz da önemlidir. Her gün aynı şeyleri okumak elbette bizi köreltebilir. Bu yüzden şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki öğreneceğimiz, öğrenmemiz gereken bilgi hiçbir zaman yeterli miktarda öğrenemeyeceğimiz kadar çok. Ve bizler bu hayatta kısıtlı zamana sahibiz.

Bilgi denizinde kaybolmamak için yapmamız gereken şey yüzmeyi öğrenmektir.

Öğrenmeyi her zaman en yakın arkadaşınız olarak görmeniz dileğiyle.

Özgün İçerik: Neslihan ÖZDEMİR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir