Başarıların En Büyük Engeli: Öğrenilmiş Çaresizlik

Hayatınızda bu zamana kadar sizi gizliden engelleyen bir şeyler olduğunu daha önce fark ettiniz mi? Tam başaracakken sizi vazgeçiren “bir şey”. Başarıların en büyük engelinden bahsedeceğiz burada: Öğrenilmiş Çaresizlik.

‘Sağır Kurbağa’ hikâyesini daha önce duymuş muydunuz? Ya da kavanoza konulan pire deneyini? Hepimiz bu hayatta ya bu pireyiz ya da sağır kurbağa…

Büyürken, bir şeylere adım atarken mutlaka çevremizden etkileniriz, bu kaçınılmazdır. Ancak birazcık kendimizin farkında olarak bu etkilenme oranımızı bizzat bizler ayarlayabiliriz. Her şeyden önce şunu açıklamakta yarar var: “Öğrenilmiş Çaresizlik Nedir?”

caresizlik

Öğrenilmiş Çaresizlik, herhangi bir durumda çok sayıda başarısızlığa uğramanın sonucunda “Benim kontrolümde olan bir şey değil. Ne de olsa bir şey değişmeyecek.” düşüncesine kapılıp tekrar deneme cesaretimizi kaybetmemiz ve sonuca ulaşmaktan vazgeçmemizdir. Geçmişteki olumsuz deneyimlerden çıkarılan negatif şartlanmaların bugünkü davranışlarımızı belirlemesidir.

Tanımımızdan sonra aklımızda ufak ufak şeyler şekillenmeye başlamış olmalı. Mesela “Ya ne yapayım ne edeyim, bu dersten yüksek not alamıyorum!” cümlesini kurduğumuz dersi düşünelim. Neden yapamadık? Neden bu olayın bizim dışımızda olduğunu, kapasitemizin yetmediğini ya da zekâmızın ‘sadece’ sayısal ya da sözele odaklı olduğuna şartlandırdık kendimizi? Yoksa şöyle mi sormalıyız: “Bizi kim şartlandırdı?”

Doğumumuzdan itibaren ailemizin istekleri doğrultusunda kurslara gittik, eğitimlere yöneldik. Kişiliğimiz yeni yeni otururken “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna, büyüklerimizden ne duyduysak onunla cevap verdik: “Doktor, öğretmen, pilot, başbakan, mühendis…” Her söylediğimiz mesleğe de bir olumsuz tezle karşımıza dikilmekten de geri durmadılar:

“Sen tıp kazanmak ne kadar zor biliyor musun? Kazanması da okuması da mezun olması da ayrı dert. Boş ver evladım, başka alana yönel.”

“Öğretmen mi? Onların maaşını kimse sana söylemedi mi? Ayrıca koca bir sınıfa katlanabilecek misin?”

“Pilot da neymiş! Her gün başka yer, öyle düzen mi olur!”

“Bizim komşunun oğlu Sedat da mühendislik okudu. Şimdi köşedeki markette kasiyerlik yapıyor. Bizim ülkede yürümez o iş…”

Vesaire… Vesaire… Vesaire…

Bu örneklerden hiçbiri yabancı değil kimseye. Bu çok garip değil mi? Böyle yetiştirmekteki mantık ne diye sorsanız bir cevap da alamazsınız çünkü kendileri de bilmiyorlar. Tek bildikleri onlar böyle yetiştiler ve hayallerine elveda dediler. Bu öyle sinsice bilinçaltlarına işler ki hayatlarının bir parçası olur, ne kadar içi boş ve saçma bir şey olduğunu görmeden bunu sonraki nesillere aktarırlar ve bu böyle zincirleme devam eder. Artık etmemeli…

sınırlar

Sağır kurbağa demiştim… Hikâyesine şöyle bir göz atalım: “Bir gün kurbağalar en yüksek tepeye çıkma yarışması yaparlar ve arkadaşları da onları izlemeye gelir. Kurbağalar binbir çaba tepeye doğru tırmanmaya başlarlar ancak seyirciler arkadaşlarını desteklemek yerine: ‘Zavallılar! Boşa uğraşıyorsunuz! Kurbağayız biz, tepeye çıkmak da neymiş! Hadi dönün geri, bizleri boşa bekletmeyin!’ tarzı cümlelerle bağırmaya ve onların bütün motivasyonlarını kırmaya başlamışlar. Yarışmaya başlayan onca kurbağa birer birer pes edip yarı yoldan geri dönmüşler. Bir tanesi ise hiçbir cevap vermeden yolunda ilerlemeye devam etmiş ve sonrasında da yarışmada kalan ve de tepeye çıkmayı başarabilen tek kurbağa olmuş. Herkes yanına gidip bunu nasıl başardığını sormuş ancak cevap alamamışlar. Neden mi? Çünkü kurbağa sağırmış! İşte bizler de, hayatımızın her alanında eksik olmayan bu seyirci topluluğuna karşı sağır olmayı öğrenmeliyiz. Ya da…

Bir de kavanozdaki pire demiştim… Bu da mutlaka hepimizin duyduğu bir deneydir. Zıplayarak hareket eden pirelerden birini bir kavanoza koyup kapağını kapatırlar. Pire defalarca kez kafasını kapağa çarpmasına rağmen günlerce buradan çıkmayı dener ancak sonrasında pes eder ve kafasını çarpmayacak mesafede zıplamaya başlar. Deneyin devamında kavanozun kapağı açılır ancak pirenin kavanozdan çıkacak kadar yükseğe zıplamadığı tespit edilir.

Bu iki örnekten sonra şöyle bir soru sormak gerekiyor:

“Siz bu hayatta Sağır Kurbağa olup hedeflerinize ulaşacak mısınız yoksa Kavanozdaki Pire olup hayallerinize veda mı edeceksiniz?”

Eğer cevabınız kavanozdaki pire olmaksa bu yazıyı okumaya burada son verebilirsiniz. Ancak cevabınız Sağır Kurbağa olmaksa buyurun yazımı okumaya devam edebilirsiniz…

mümkün

Hayatımızı kendimiz yönlendiririz. Elimizde bir kumanda vardır ve istediğimiz şeyi bununla yapabiliriz. Şimdi hayatımızı tümden değiştirecek o hamleyi açıklıyorum: “Kumandadaki ‘MUTE’ tuşunu bundan sonra kullanmak!”

Şimdi rahatça sırtımızı yaslayıp bir düşünelim. Birazdan okuyacağınız sorularda hiçbir maddiyat hesabı yapmadan ve de ne kadar uğraş gerektirdiğini düşünmeden kendimize dürüst olarak cevaplamamız gerekiyor. Pekâlâ…

  • Küçüklüğümüzden beri en çok neyin hayalini kurduk?
  • En çok ne yaparken mutluyduk?
  • Zaman nasıl geçti anlayamadım dediğimiz anlarımız hangileriydi?

Bu soruları gerekiyorsa bir hafta, bir ay, bir yıl boyunca kendinize sorun. Belki de okurken hemen içinizdeki ses cevap verdi bile. Peki, şu an o mutlu olduğunuz alana doğru mu ilerliyorsunuz yoksa X kişilerinin yorumlarından çekindiğiniz ya da onlar sizi çoktan yönlendirdi diye bambaşka ve size kesinlikle uymayan bir alanın yolunda, bilmediğiniz, yabancı yollarda mı ilerliyorsunuz? Şu an düşünürken size etki eden kişiler geliyor mu gözünüzün önüne? Harika! Şimdi o kişilere kumandamızı uzatıp gönül rahatlığıyla ‘MUTE’ seçeneğine basıp onları susturuyor ve sağır kurbağalığımızın tadını çıkarıyoruz!

Önemli olan şey kendiniz olabilmektir. Kendimizi bulabilmektir.  Hala bulamadıysanız bakmaya, araştırmaya, kendinize sorular sormaya ve de iç sesinizi dinlemeye önem verin. Sizi en doğru yere bu adımlar götürecek ve sonunda mutlu da olan, kahraman da olan siz olacaksınız. Bütün kısıtlamalardan özgür olduğunuzu fark edin! Her şeyi yapabilecek gücünüz olduğunun da farkında olun! ‘Zor, imkânsız’ kelimelerinin sadece insanoğlunun kendi beceriksizliklerini örtmek için uydurduğu kelimeler olduğunu ve de artık lügatınızdan çıkarmanız gerektiğini görün. Bütün bunları yaptığınızda artık siz bambaşka biri olacaksınız.

Unutmayın, ne olursa olsun ‘Hayat yaşamaya değer.’ En değerli şekli ise belirleyecek olan kişi sadece ve sadece SİZ’siniz…

 

Armoni Bayar

Vice President at ÖğrenciKariyeri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir