Kuşaklar Zaman Geçtikçe Bencilleşiyor mu?

80’lerin başında ve 90’ların ortasında dünyaya gelen ve Y kuşağı ya da Milenyum kuşağı olarak tanımlanan neslin kendini beğenmişlik, bireycilik ve bencillik özelliklerini sıkça duymuş olabilirsiniz.

Özellikle sosyal medya tarafından genellikle bunun nedeni olarak çocuklarının üzerine titreyen ebeveynler olarak gösterildi. Fakat yapılan araştırmalara göre kuşaklar sandığımız kadar da “kötü” olmayabilir. Sosyo-ekonomik yapının değiştiği ve insanlarımızın buna bağlı olarak bencilleştiği bir dönemi yaşıyoruz.

2013 yılında Psychological Science dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, gelir düzeyindeki eşitsizliklerin çok daha yüksek olduğunu ülkelerde, bireyler kendilerini daha çok önemsiyor. Burada en çarpıcı örneklerden biri, bireyciliğin hayli ön planda olduğu ABD’de gelir eşitsizliğinin 1970’lerden bu yana giderek artıyor olması. Kültürlerin oluşumu ve sürdürülmesi konusunu araştıran Melbourne Üniversitesi psikologlarından Yoshihisa Kashima, “Sorunun yanıtını kısmen sosyo-ekonomik süreçte ve servetin ülke içindeki dağılımında aramak gerekir” diyor.

money-2724241_960_720

2016 yılında, ABD’nin San Diego kentinde, Kişilik ve Toplumsal Psikoloji Birliği’nde sunulan bir araştırma raporu, Y kuşağının gerçekte ben merkezci ve narsist gibi sıfatlarla anılmaktan pek de hoşlanmadığını gösteriyor. Gelgelelim araştırma, bu yakıştırmalarda bir gerçek payı olduğunu da saklamıyor.

Toplumlar her geçen gün daha da bireyci bir tavır sergilese de, kuşaktan kuşağa çok az bir değişim yaşandığı görülüyor. Ontario Waterloo Üniversitesi ruh bilimcilerinden Igor Grossman, bireyciliğin giderek yükselmekte olduğuna dikkat çekiyor: “Her kuşak, büyük olasılıkla gençlerin büyüklerine kıyasla çok daha bencil olduğunu düşünmüştür. Yani bugüne özel değil, 1930’larda da bu böyleydi”.

Peki bilimsel olarak kuşakların değişmesini nasıl yorumlayabiliriz ?

Bunun nedenini anlayabilmek, değişimin ölçülmesinden çok daha güç. Case Western Reserve Üniversitesi’nden Joshua Grubbs, Y kuşağının, bencil ve narsist yakıştırmalarına verdiği tepkiyi araştırdı.

Araştırma kapsamında deneklere, kuşaklar arasında neden farklılıklar olabileceği soruldu. Elde edilen verilerle ilgili bir çözümlemeye henüz gidilmemiş olmakla birlikte, denekler arasındaki en yaygın görüş anne babalarının tavrı ve teknolojideki değişimler. Ancak uzmanlar bu konuda kentleşme, laiklik ve doğal afetler (önemli olaylarda insanların birbirlerine kenetlendikleri görüşü) gibi başka unsurların da etkili olabileceğini öne sürüyor.

Ekonomi değişime büyük bir etken mi?

Grossman’ın araştırmasına göre, en büyük neden ekonomi. Grossman ve arkadaşları bir kültürde bireyci kültürel göstergeler ortaya çıkmadan önce yaşanan değişikliklere odaklanarak, söz gelimi, bebeklere verilen adların ve kitaplardaki sözcüklerin ne zaman değişmeye başladığını araştırdı. Sonuçta, kentleşmenin çok küçük bir etki yarattığı, ancak “önce-ben” tavrının ağır bastığı bir topluma doğru evrilme sürecinde en önemli unsurun, üretimin mavi yakalılardan beyaz yakalıların eline geçmesi olduğu görüldü. Grossman, bu kentsel değişimin genel ekonomik eğilimle bağlantılı olduğuna, bunun da üretimin geniş alanlara yayılan fabrikalardan çok, kentin daha yoğun bölgelerine sıkıştırılmış ofislerde gerçekleşmesinin bir sonucu olduğuna dikkat çekiyor.

restaurant-690975_960_720

Gelir dengesizliğinin bu duruma etkisi

Kashima da orta sınıf emekçi yaşam tarzının, bireyci eğilimi tetiklemiş olabileceği görüşüne katılıyor. Ancak narsisizm ve özgüven gibi özelliklerin bireysellikle aynı kefeye konmaması gerektiğine de dikkat çekiyor.

Tetikleyen bir durum daha var: Giderek artan gelir eşitsizliği. Farklı ülkelerde yapılan araştırmalara göre, insanların kendileriyle ilgili daha olumlu duygular beslediği (kendisini ötekine kıyasla “ortalamanın üzerinde” olarak değerlendirdiği) ülkelerde, zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum daha büyük.

I. Dünya Savaşı sonrasında ABD’de orta sınıfta bir büyüme oldu, ama bu değişimin hemen ardından gelir eşitsizliğinde de büyük bir artış meydana geldi. Kashima, bu süreçte gelir spektrumunun alt düzeyinde pek bir değişiklik olmazken, üst düzeyinde sürekli bir artış yaşandığını; bu değişimler onlarca yılda yaşandığından, insanların davranışlarında belli belirsiz farklılıklar meydana gelmiş olabileceğini söylüyor.

Kashima, “Bu konudaki görüşlerden biri, gelir eşitsizliğinin, statü değişimini daha göze çarpıcı hale getirdiği. Öyle ki, statü farkı temelde insanların ‘ben de ötekiler gibiyim’ demesi yerine, kendilerini ötekilerden daha üstün görmek istemeleri anlamına geliyor. Kanımca, ebeveynler çocuklarını bireycilikteki bu yükselişe hazırlamaya çalışıyor ve onlara toplumcu bir bakış açısı kazandırmaya yanaşmıyor” diye ekliyor.

Özgün Çeviri ve İçerik: Tamay Ün

Kaynak 1, 2

Tamay Ün

Anadolu Üniversitesi/ İşletme "Çünkü ışığın değdiği her şey içeriktir..."

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir