Kozmik Okyanusun Sahilinde Baba ve Oğul: William Herschel & John Herschel

Görmek, inanmak değildir. Duyularımız bizi aldatabilir. Yıldızlar bile göründükleri gibi değildirler. Bilim tarafından aydınlatılmış evren hayal edebileceğimiz her şeyden daha acayiptir. Işık, zaman, uzay ve kütle çekimi insan deneyiminin ötesine uzanan bu gerçekliği oluşturmak için birleşirler. Biz de oraya gidiyoruz. Benimle gelin !

1802 yılında, böyle bir gecede gök bilimci William Herschel, oğlu John ile beraber İngiltere’deki bir sahilde dolaşıyordu. Herschel kozmik okyanusun derin sularını gören ilk insandı. Orada ışığın zaman ile yaptığı sihir numarası gözüne çarptı.

SİR-WİLLİAM-HERSCHEL1

John: Baba hayaletlere inanır mısın?

William: Ah, elbette oğlum!

John: Gerçekten mi? Ben öyle düşünmemiştim.

William: Ah, hayır, insansı hayaletlere inanmam. Hem de hiç fakat yukarı bak, yavrum onlarla dolu gökyüzüne bak.

John: Yıldızlar mı baba? Anlamıyorum.

William: Bütün yıldızlar bizim Güneşimiz kadar büyük ve parlaktır. Bir yıldız kadar küçük ve sönük görünmesi için Güneş’i bizden ne kadar uzağa taşımak gerektiğini düşün. Yıldızların ışığı çok hızlı seyahat eder. Her şeyden daha hızlı ancak sonsuz hızda değildir. Işıklarının bize ulaşması zaman alır. En yakın olanlarınkinin yolculuğu yıllar sürer. Diğerleri için, yüzyıllar sürebilir. Bazı yıldızlar ise o kadar uzaktadırlar ki ışıklarının Dünya’ya ulaşması çağlar sürer. Bazı yıldızların ışıkları buraya ulaştığında kendileri çoktan ölmüş oluyor. Biz bu yıldızların yalnızca hayaletlerini görüyoruz, ışıklarını görüyoruz ancak vücutları kaybolup gideli çok uzun zaman oldu. John, benden önceki insanlara göre zamanın çok öncesini milyonlarca yıllık geçmişi gördüm.

tumblr_inline_nbbngehcZL1qgi9aw

William Herschel teleskobun bir zaman makinesi olduğunu anlayan ilk insandı. Uzaya baktığımızda, geçmişi görmemiz kaçınılmaz. Işık bir saniyede 300 bin kilometre yol alır. Bu yaklaşık olarak Dünya ve Ay arasındaki uzaklıktır. Yani, Ay bize bir ışık saniyesi uzaklıkta. Bir daha ki sefer Ay’a baktığınızda bir saniye öncesini görüyor olacaksınız.

Gün doğumu bir göz aldanmasıdır. Dünya’nın atmosferi gelen gün ışığını bir mercek ya da bir bardak su gibi kırar. Yani Güneş’in görüntüsünü, kendisi daha oraya ulaşmadan önce ufkun üzerine yansımış şekilde görüyoruz. Pencereyi açtığınızda gördüğünüz Güneş bir seraptır. Sıcak bir günde bir çöl yolunun üzerinde dalgalanan bir görüntüden daha gerçek değildir. Gün ışığının Dünya’ya ulaşması sekiz dakika sürer yani Güneş sekiz ışık dakikası uzaklıktadır. Dünya’dan Güneş’in ancak sekiz dakika önceki halini görebiliriz. Bir şey daha Güneş aslında doğmaz bile. Dünya döner ve biz de onunla beraber döneriz. Öyle görünmüyor olabilir, ancak şu anda bir jet uçağından daha hızlı hareket ediyorum. Bu aynı şekilde siz ve Dünya üzerindeki herkes için geçerlidir.

uzay_resimleri

Isaac Newton, kütle çekimin işleyiş biçimini açıklayan bir matematik yasası keşfetti. Bu yasayla, gezegenlerin hareketleri açıklayabiliyordu. 100 yıldan fazla bir süre sonra William Herschel, kütle çekimin bundan fazlasını yapabildiğini fark etti. Bizi Dünya’da tutan, Newton’ın gezegenleri yörüngelerinde tuttuğunu gösterdiği şu kütle çekimin aynı zamanda uzak yıldızlar için de geçerli olduğunu ve Güneş’in, gezegenlerin Samanyolu içinde hareket ettiğini ve Uranüs gibi birçok şeyi keşfetti. Peki oğlu John’a ne oldu dersiniz?

Büyük bir bilim insanı oldu. Babasının çalışmalarına dayandırdığı derin uzay araştırmaları bizim bugün kullandığımız standart galaksi kataloğunun da temelini oluşturdu. William’ın sağlığı bozulduğunda, John, teleskop başında geçen uzun geceler boyunca onunla kalarak yıldızları taramasına yardım etti. John, babası öldüğünde mezar taşına şöyle yazdırdı: “Gök kubbenin duvarlarını aştı.” John, babasıyla geçirdiği o yaz gecelerinden sık sık söz ederdi. Belki de bu yüzden geçmişi muhafaza etmenin yollarını arıyordu. John Herschel zaman yolculuğunun yepyeni bir türünü bulanlardan biriydi. Işığı ve anıları saklamanın bir yolunu buldu. Hatta ona bir de isim koydu: Fotoğrafçılık.

old-82903_1280

Düşündüğünüzde fotoğrafçılık da bir nevi zaman yolculuğudur. Işıkla muhafaza edilmiş bir hayalet olan bu adam yüzyıllar öncesinden bize bakıyor. Yakın gelecekte, geçmişi üç boyutuyla birden saklayabileceğimizi düşünmek çok da zor değil. Bir anının içine girebileceğiz. Zamanda geriye seyahat etmek mümkün olmayabilir ama belki bir gün, geçmişi buraya getirebiliriz.

Özel İçerik: İsa Kaya

İsa Kaya

Yıldız teknik Üniversitesi Kimya Metalurji Fakultesi Bİyomühendislik

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir