Kızıl Gezegen Hülyası: Mars

Neden Plütonlular ya da Satürnlülerle ilgili değil de Marslılarla ilgili bu kadar çok teori ve düş var? Çünkü ilk bakışta, Mars Dünya’ya çok benzer görünür. Yer kabuğunu görebildiğimiz en yakın gezegendir. Kutuplarında kalıcı buzullar, sürüklenen beyaz bulutlar yoğun toz fırtınaları, her mevsim hatta 24 saat içinde değişen şartlar vardır. Hayat barındıran bir gezegen olduğunu düşünmek caziptir. Mars, Dünya ile ilgili umut ve korkularımızı yansıttığımız efsanevi bir arena oluvermiştir. Mars’la ilgili en umut verici efsaneler yanlış çıktı. Bunun üzerine bazı insanlar karşı uca geçerek bu gezegenin ilginç bir yanı olmadığı sonucuna vardılar. Kızıl Gezegen için blues şarkıları söylemeye başladılar. Fakat asıl Mars bir harikalar diyarıdır. Geleceğiyle ilgili manzara geçmişiyle ilgili algımızdan çok daha heyecan vericidir.

7d17665cc4e79d0569ca9f0e89f4705b

Çağımızda, Mars’ın kumlarını eledik, orada bir varoluş yarattık ve bir düşler yüzyılı ortaya çıkardık. Mars’la ilgili en korkutucu düş, 1897’de Dünyalar Savaşı’nı yazan H.G. Wells’e aittir. “19. yüzyılın sonlarında kimse, Dünya’nın en az insanoğlu kadar ölümcül ve daha zeki varlıklar tarafından bu kadar dikkatle ve yakından izlendiğine inanmazdı. İnsanlar kendi tasalarıyla oyalanırken tıpkı bir insanın mikroskoptan bakarak bir su damlasında yüzen yaratıkları incelemesi gibi onlar da bizi inceleyip gözlemlediler. Dünya üzerindeki hakimiyetlerinden emin olarak, insanlar gönül rahatlığıyla küçük amaçları doğrultusunda oraya buraya gidiyorlardı. Muhtemelen mikroskobun altındaki tek hücreli de aynısını yapardık. Kimse, evrendeki başka diyarların insanlık için bir tehlike olabileceğini düşünmedi veya onlar hakkında, sadece insanlıktan daha yüce bir yaşam tarzı olabileceği fikrini bertaraf etmek için düşündüler. O günlerdeki birtakım düşünce alışkanlıklarını hatırlamak ilginçtir.

8f60edb78b1242844bd922c263d83916d03a4bcf

Dünya insanları en fazla Mars’ta kendilerinden alt düzeyde insanlar olabileceğini onların da misyoner bir girişimi hoş karşılayacaklarını düşünebiliyorlardı. Oysa, boşluk körfezinin diğer tarafında soğuk ve antipatik çok sayıda akıllı varlık Dünya’mıza kıskanç gözlerle bakıyor yavaşça bize karşı planlarını hazırlıyordu. Wells’in romanı, geç Viktoryen dönem popüler hayal dünyasını fethetmiştir. Arabanın yeni çıktığı bir dönemdi hayatın hızının hâlâ atın hızıyla belirlendiği bir dönem. Wells, bu dünyayı, uzay gemileri, ışın silahları ve acımasız yaratıkları olan, gezegenler arası bir hayalle tanıştırdı. Bunlar orijinal ve huzur bozucu olasılıklardı. H. G. Wells’in Marslıları insanın biraz değiştirilmiş modelleri değildi. Onun yerine, tamamen yabancı bir ortamda evrimleşmenin ürünüydüler. Kırk yıl sonra bu hayal, genç Orson Welles tarafından radyoya uyarlandığında, savaş gergini Amerika’da hâlâ milyonlarca insanı korkutabiliyordu. Dünyalar Savaşı yayımlanmadan birkaç yıl önce oldukça farklı bir Marslı fikri daha Bostonlu zengin Percival Lowell’ın kafasında şekilleniyordu. H. G. Wells’in Marslıları, yazar için modern topluluğu yabancı gözlerle incelemenin bir yoluydu. Fakat Percival Lowell, Marslılarının gayet gerçek olduğuna inanıyordu. Mars üzerinde yaşamı destekleyen en ayrıntılı iddialar burada geliştirilmiştir. Lowell gençken astronomi ile yüzeysel olarak ilgilenirdi. Harvard Üniversitesi’ne gitti. Yarı resmi diplomatik bir toplantı için Kore’ye gitti onun dışında, döneminin zengin uğraşlarıyla meşguldü. Fakat, hayatının aşkı Mars’tı. Lowell, 1877’de duyurulan İtalyan astronom Giovanni Schiaparelli’nin Mars kanalları (I canali di Marte) çalışmasıyla oldukça etkilemişti. Schiaparelli, Mars’ın Dünya’ya yaklaştığı sırada Mars’ın aydınlık bölümlerinde, tek ve çift çizgilerden oluşan girift bir ağ olduğunu kaydetmişti. Canali, İtalyancada “kanallar” veya “oluklar” anlamına gelir fakat İngilizceye direkt, akıllı yaşama işaret eden “canals” olarak çevrildi. Avrupa ve Amerika’yı bir Mars furyası sardı ve Percival Lowell, kendisini bu furyanın içinde buldu. 1892’de, görme yetisini yitirmeye başlayınca Schiaparelli, Mars’ı gözlemlemeyi bıraktığını açıkladı. Lowell bu işe devam etmekte kararlıydı. Bulutların veya şehir ışıklarının rahatsız etmeyeceği görüşü iyi olan, birinci sınıf bir gözlem alanı istedi. “Görüş”, teleskoptaki görüntünün titremesini en aza indirgeyen durgun hava şartları için kullanılan bir gök bilimi terimidir. Lowell, gözlemevini evden çok uzağa buraya, Arizona Flagstaff’deki Mars Tepesi’ne kurdu. Lowell, Mars yer kabuğunun özellikle kendisini büyüleyen kanalların eskizini çizdi. Bu türden gözlemler yapmak kolay değildir. Teleskobun başında, sabahın soğuğunda saatler harcarsınız.

df-20457_rv2

Çoğu zaman görüş felakettir. Görüş kötü olduğunda Mars’ın görüntüsü flu ve bozuktur ve gözlem hiçbir işe yaramaz. Fakat, bazen görüntü sabitleşir ve gezegenin hatları muhteşem bir biçimde görünür size. O anda, gördüklerinizi unutmamalı ve doğru olarak kağıda geçirmelisiniz. Önyargılarınızı bir kenara bırakmalı ve nesnel bir biçimde, Mars’ın bizim için beklettiği harikalarını kaydetmelisiniz.

İsa Kaya

Yıldız teknik Üniversitesi Kimya Metalurji Fakultesi Bİyomühendislik

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir