İş Toplantılarından , Lansmanlara : Yemek Yemenin Psikolojimiz Üzerindeki Etkisini Bilimsel Olarak Açıklıyoruz!

İş toplantıları, önemli anlaşmalar için bir araya gelinen davetler, randevular, lansmanlar, ziyaretler.. Bütün bu etkinliklerin ortak paydası nedir hiç düşündünüz mü? Ya da şöyle sorayım. Mutlu olduğumuzda, üzgün olduğumuzda, canımız sıkıldığında neden yemek yeriz? İlk adresimiz neden buzdolabı olur?

Pek çok insan yemek yediğinde mutlu hissettiğini söyler fakat kimse bunun nedenini tam olarak bilmez. Kendimizi şartlandırır dururuz. “Çikolata yemeliyim.”, “Bir hamburger keyfimi yerine getirirdi.” , ve aç olmasanız bile “Ben bir yemek yersem kendime geleceğim.” gibi. Aslında herşeyin arkasında yatan bilimsel bir açıklama var. Merak ediyorsanız okumaya devam edin! 🙂

Bu hikayenin kahramanları nörotransmitterler. “O da ne demek?” dediğinizi duyar gibiyim. Nörotransmitterler beyindeki nöronlar tarafından beynin içinde elektro-kimyasal sinyaller göndermek ve almak için kullanılan ve vücudun diğer tüm organ sistemleriyle olan iletişimi kolaylaştıran temel kimyasal habercilerdir. En sık nörotransmitterler serotonin, dopamin, norepinefrin ve asetilkolindir.

Bu önemli kimyasalların düşük seviyeleri genel toplumda oldukça yaygın olmakla birlikte, sayısız yaşam tarzı, çevresel ve beslenme faktörlerinden kaynaklanmaktadır. Bizi ilgilendiren kısmı ise elbette ki serotonin adı verilen nörotransmitterdır. Bunu şimdiye dek bir “hormon” şeklinde duymuş olabilirsiniz lakin bu kesinlikle yanlış bir bilgidir. Serotonin beyinde, nöronlar (beyin hücreleri) arasında sinyaller gönderen, yoğunluklarını düzenleyen bir kimyasaldır.  Beyinde ve bağırsaklarda üretilir ve pozitif bir ruh haline sahip olmaktan sorumludur.

Serotonin’in yüksek olduğu durumlar adına yapılan bir araştırmada gün içerisinde gün ışığına daha çok maruz kalan insanların serotonin seviyelerin yüksek olduğu gözlenmiştir. Bunun yanında serotonin seviyesinin temel etkeni yiyecek maddeleridir. Bilimsel araştırmalara göre en çok çikolata ve acı biber’de olduğunu ortaya koymuştur. Avokado, ananas, ceviz,muz ve erikte de yüksek miktarda bulunur. Yemek yeme düşüncesi ve eylem olarak yeme kişiye kendini mutlu ve iyi hissettirir. Duygusal olarak onu üste taşır.

Bu yüzdendir ki düğünler genelde yemekli tercih edilir yada önemli toplantılarda mutlaka yemek sipariş edilir.A tıştırmalık, meşrubat türleri daima masada bulunur. İş anlaşmaları başta olmak üzere karşı tarafların yemek yeme ile birlikte yükselen serotonin seviyeleri onları daha olumlu, pozitif kararlar almaya iter. Her canımız sıkıldığında yada üzgün olduğumuzda bizi mutfağa gönderen o istek de açlığımız değil düşük serotonin seviyemizdir.

Eksikliğinde depresyon, kötü hissetme, yorgun hissetme, içe kapanıklık, yalnız kalma isteği gibi sorunlara ve asosyallik gibi sonuçlara sebep olur.
Fazlası ise  her şeye sırıtmanıza, insanların “Ne çok enerjin var!” demesine, yerinizde duramamanıza ve çok iş yapmanıza sebep olur. 🙂

Yazının sonuna gelecek olursam,  serotonin sadece yemek yemek ile yüksekte tutulabilecek bir nörotransmitter  değildir. Düzenli bir uyku, aktif bir spor yaşamı, oldukça fazla güneş ışığı lazımdır ve tabi ki vücuda istediği besinleri yüksek bir miktarda verirseniz sizin de serotonin oranınızı daima yüksek tutmanız mümkündür. 🙂

Hep mutlu ve pozitif hissedeceğiniz güzel günler diliyorum.. 🙂

Leyla Günbay

Leyla, tam bir deniz aşığı, mutfakta zaman geçirmek ve yazmak en büyük tutkuları. Abant İzzet Baysal Üniversitesi/ Gastronomi ve Mutfak Sanatları son sınıf öğrencisi. Öğrenci Kariyeri ailesinde Eylül 2016'dan beri yazarlık yapıyor. "Yazılarımla ilgili soru sormaktan, düşüncelerinizi paylaşmaktan lütfen çekinmeyin." İletişim: leylagunbay872@gmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir