İnsan Olmak Üzerine Eleştiri ”Köpek Kalbi”

Kitabımızın baş kahramanı Şarik. Şarik, bir sokak köpeği. Bu kitapta Mihail Bulgakov bize Şarik’in ağzından korkunç bir hikaye anlatıyor. İnsan ol(a)manın hikayesini.

Hikaye Sovyet Rusya’da geçiyor. Karanlık bir sokakta, can havliyle uluyan Şarik’i dinliyoruz. Bize bu esnada gördüklerini anlatıyor. Kalantor sevgilisine yetişmeye çalışan genç bir kızı, gereksiz yere bağıran aşçıyı, kendi kendine söylenen hanımefendiyi anlatıyor. Bir yandan da düşünüyor Şarik. Açlıktan mı yoksa sabaha iltihap kapacak yaralardan mı öleceğim diye. Sonra etrafı bir koku sarıyor: Hususi Krakov sucuğu! Şarik, onu ölüme götürecek asıl şeyin bu olduğundan habersiz kokunun peşine takılıyor.
Planını hayata geçirmek için Şarik’i  gözüne kestiren Profesör Filip Filipoviç, bir parça sucukla kandırdığı köpeği o gece 8 odalı dairesine götürür. Burada 8 oda ayrıntısı mühimdir. Çünkü o gün ki komünist düzen, tüm dairelerin eşit oda sayısında olmasını savunmaktadır. Yeni apartman yönetimi Profesörün odalarına göz dikmiştir. Filip Filipoviç bu düzenden ve bu düzeni savunan proletaryadan nefret etmektedir. Bilimin ışığında onlara adeta savaş açmıştır ve bu savaşta Şarik en büyük kozu olacaktır.
Profesör, büyük bir operasyonla adi bir suçlunun er bezlerini ve hipofiz bezini Şarik’e nakleder ve olaylar başlar. Masum bir hayvandan azılı bir canavar yaratmıştır Profesör. Bu hayatta karşı çıktığı ne varsa hepsi yeni Şarik olarak karşısında durmaktadır. Yağmurdan kaçarken adeta doluya tutulan Filipoviç, kendi trajikomik hikayesinin baş kahramanı olmuştur. Şarik günden güne insana dönüşür. Önce kuyruğu düşer, tüyleri dökülmeye başlar. İki ayağının üzerinde yürümeye başlar ve artık konuşmaktadır. Tek bildiği küfür etmek olsa da konuşmak konuşmaktır sonuçta. Alt sınıftan nefret eden Profesörün kendi yarattığı bir proleter ile aynı evde yaşamak zorunda olması, Şarik’in eylemlerinden sanki ebeveyni gibi sorumlu tutulması, yazarın adalet anlayışıyla ilgili bize ipuçları verir. Çünkü ortada ödenmesi gereken bir de bedel vardır.

Peki bu olaydan çıkarmamız gereken ders nedir? Bulgakov, bu kitabı birileri okuyup ders çıkarsın diye mi yazmıştır yoksa sadece kara mizah olsun diye mi? Bu kitabı bu kadar tartışmalı yapan da bu sanırım. Okuyan herkesin farklı bir anlam çıkarıyor olması. Kitabı bitirdiğimde bana ilk düşündürdüğü şey şuydu:

Biz, insanlar ne yapıyoruz?

Tabiki de kitabı bu kadar basit bir düşünceye indirgemek doğru olmaz. Çok daha derin anlamlar barındırdığını düşünüyorum ama bana kendimi sorgulattığı gerçeğini görmezden gelemem. İnsan olmak üzerine bir eleştiri yapılacaksa bunun bir hayvan üzerinden yapılmış olması çok başarılı bir tercih. Biz, insanlar sabahtan akşama kendimizi eleştirebiliriz. Ama başka bir canlının gözünden bakmadıkça bir şeylerin değiştiği ya da farkına varılabilir olduğu yok. Her şey aynı düzeninde devam ediyor. Biz yine bilim için bir şeyler yapmaya, deney farelerini kullanmaya, yeni ilaçlar bulmak için onları bilinçli hasta etmeye devam ediyoruz. Bu bakış açılarından sadece bir tanesi. İşin bir de siyasi boyutu var. Kitabın yazıldığı dönem düşünüldüğünde yazarın üst düzey yoldaşları mı yoksa proletaryayı mı eleştirdiği tartışılması gereken bir konu. Çünkü kitabın her bölümü kendine has düşünceler içeriyor ve bir bütün olarak bakıldığında tek bir düşünceyi savunmadığı sonucu ortaya çıkıyor.

mihail-bulgakov-kopek-kalbi-9

Çıkarılabilecek tüm derslere, sonuçlara rağmen kitabın sonunda cevaplanması gereken tek bir soru kalıyor akıllarda ve bu soruyu masum Şarik’in son sözleri olarak okuyoruz:
Ey hunhar insanlar neden kıydınız bana?

Kaynak: Wannart

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir