Huygens’in Hollandası Bilime Yön Verdi

Hollanda Doğu Hint ticaret şirketi Avrupa’nın nadir ve değerli Mallarını Dünya’nın uzak köşelerine taşıyıp satan devletin çok yönlü bir ticaret organıydı. Bu ticaret yolları ülkenin can damarları gibiydi. Bu yollar ve haritalar devlet sırrı gibi saklanıyordu. Gemi personeline mühürlü olarak verilen rotalarla Dünya’nın öbür ucuna bilinmeyen seferlere çıkıyorlardı. Bu seyahatler her ne kadar ticari gözükse de tamamen bu kaygıyı gütmüyordu. Hollanda’lıların açgözlülük, tutku, milli gurur ve macera arayışının yanı sıra güçlü bir bilimsel merak ve yeniye olan arzuları söz konusuydu. Yeni topraklar, yeni insanlar yeni bitkiler ve hayvanlar keşfetmek istiyorlardı. Orta çağ sona ererek aydınlanma dönemi başladı. Atlas omuzlarında dünya cennetlerini taşıyor ve onun altında adaletin altın kılıcı ile birlikte altın terazi sallanıyor ölüm ve cezanın hemen yanında bulunuyorlar.

The_Netherlands_Flag15

Peki, adaletin ayaklarının altında sürünen kişiler kim? Bunlar, Avarice ve Envy tacirlerin tanrılarıdır. Hollanda’lılar bilinçsizce para ve mal hırsının toplumu zehirleyeceğini biliyordu. O dönemde bütün Dünya Hollanda’nın menzili içindeydi. Bir yıl içinde birçok gemi Dünya’nın yarısını turlayarak Uzakdoğu’ya kadar varan ve yıllar sürebilen seyahatlere çıkıyordu. Afrika’nın batı kıyılarına Etiyopya denizi dedikleri Madagaskar’dan Hindistan’ın güneyine uzanan baharat adalarına, yani bugünkü Endonezya’ya ulaşıyorlardı. Bir yandan da Güneye inerek Yeni Hollanda’ya günümüzdeki adıyla Avustralya’ya ulaştılar. Öte yandan da Malakka’ya uzanan bir rota ile Çin İmparatorluğuna ulaştılar. Fakat Hollanda kendi anlayışlarında yaşayan küçük bir ülkeydi. Dış politikalarında barışçıl bir anlayışa sahiptiler. Hollanda o güne kadar bu denli bilim adamı, matematikçi, filozof ve sanatçı güruhuna sahip olmamıştı. Büyük ressamların dönemiydi (Rembrandt ve Vermeer gibi). Çünkü Hollanda Ortodoksluk dışındaki görüşlere hoşgörülü idi ve Nazi hegomanyasındaki Avrupa’lı entellektüellerin 1930’larda Amerika’ya sığınması gibi o dönemin düşünürlerinin ve sanatçılarının toplandığı bir bilim ve sanat merkezi oldu. Böylece 17. yüzyıl hollandası Einstein’ın hayran olduğu Yahudi filozof Spinoza René Descartes, felsefe ve matematiğin öncülerinden ve politik bilimin üstadı John Locke felsefedeki yükseliş devrimlerinin ilham babaları Paine, Hamilton, Adams Franklin ve Jefferson. Hollanda’nın Leyden Üniversitesi İtalyan bilim adamı Galileo’ya profösörlük teklif etti ki kendisi katolik kilisesi tarafından işkence edilerek, Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü ve düz christiaan-huygens-1biliyordunuz. Fakat boylam hesaplama hassas zaman ölçümü gerektiriyordu. Hassas bir gemi saati çıkılan limandaki saate göre çalışıyordu. Yıldızların yükselip alçalması yerel saati belirlerken ikisinin arasındaki zaman farkı gidilen yönde alınan yolu gösteriyordu. Teknolojik gelişim bilginin özgürce takip edilmesini gerektiriyordu. Böylece Hollanda Avrupa’nın lider kitap yayımcısı olarak diğer dillerden tercümeler de yaparak başka ülkelerdeki sansürlenen eserleri dahi yayımladılar. Egzotik adalardaki ilkel toplumlara olanla yetinmeyerek keşif yapmayı aşıladılar. Geleneksel yargılarla savaşarak binlerce yıllık kavramların yanlış olabileceğini gösterdiler. Krallar ve imparatorların dünyayı yönettiği bir dönemde Hollanda Cumhuriyeti halktan insanlar tarafından yönetildi. Refahlarının tadını çıkarttılar. Hatta evlerinde dönemin Hollanda’lı ressamlarının sosyal içerikli tablolarına yer verdiler. Bu keşif ve ticaret gemilerinin subayları uzun yolculuklarından Dönerek elde ettikleri malları paylaşıp karşılaştıkları ilginç olayları anlattılar.

 

Hollanda özgür düşünce ortamından zenginliğe ulaştı. İtalya’da, Galileo keşfettiği dünyaları anlattı. Giordano Bruno başka zeki yaşam topluluklarını tartışmaya açtı. Bu yüzden toplumlarından kötü muamele gördüler. Fakat Hollanda’da, astronom Christiaan Huygens aynı fikirleri savunarak, ülkesinde saygı gördü. Christiaan, Constantin Huygens’in oğluydu. Baba Huygens döneminin usta diplomatı ve bir yazı adamı olarak İngiliz şair John Donne’ın yakın arkadaşı ve tercümanıydı. Constantin aynı zamanda başarılı bir besteci ve müzisyendi de. Genç ressam Rembrandt’ı Constantin keşfetmiştir ve bazı eserlerinde arka planda görünmüştür. Evinin kapılarını açarak sanatçıları, müzisyenleri, Yazarları devlet ve bilim adamlarını ağırladı. Dünyanın çeşitli yerlerindeki maddi ve fikri hazineler keşfedilmeyi bekliyordu. Filozof Descartes, kendisini burada ziyaret ederek Constantin Huygens’e “Bir insanın birçok alanda uğraşı içine girip hepsinde doğru sonuç alabileceğine inanmıyorum.” demiştir. Hatta ebeveynlik sanatında bile çok iyiydi. Sevgi dolu mükemmel bir babaydı. Oğlu, Christiaan, bu zengin Atmosferde dil, resim, hukuk, bilim, mühendislik, matematik ve müzik yeteneklerini geliştirme şansı bulmuş. “Ben dünya vatandaşıyım,” “bilim de dinimdir.” demiştir. Işık aydınlanma döneminin özgür düşünce ve din anlamında dönemin resim sanatında ve bilim alanında yapıtaşı olmuştu.

1985_6

Mikroskop o dönemde Hollanda’da icat edildi ve resim atölyelerinde bile inceleme amaçlı kullanıldı. Mucidi Christiaan Huygens’in arkadaşı Anton Leeuwenhoek’di. İlk mikroskoplar kumaşçıların kalite kontrol için kullandığı büyüteçlerden yola çıkarak geliştirildi. Leeuwenhoek ve Huygens birçok modern ilacın ilk versiyonlarını üretmiştir. Büyük merak duygusu ile Leeuwenhoek bir damla su içinde bir evren bulmuştu: “hayvancıklar” dediği mikroplar ve hatta “şirin” canlılar dünyası. Leeuwenhoek ve Huygens insan yaşam döngüsünün gizli dünyasını barındıran sperm örneğini inceleyen ilk insanlar olmuşlardı. Leeuwenhoek mikrobik dünyayı keşfetmişti. Huygens teleskobik gözlemleri Sonucunda Mars’ı yaşam olmayan bir gezegen olarak tartışmaya açmıştır. Eğer Mars çorak bir gezegense ne yazık diye düşünmüş. Mars’ta yapılan Viking mikrop araştırmasına kadarki süreç 17. yüzyıl Hollanda’sına, Huygens ve Leeuwenhoek’e kadar takip edilebilir. Teleskop ve mikroskobun keşfi küçükten büyüğe her alanda insan vizyonunun evrimi anlamında sembolik bir anlam taşır. Atomlardan galaksilere kadar yaptığımız tüm çalışmalar bu noktadan filizlenmiştir. Bir mercekte kırılan ışığı gören Huygens ışığın bir tür dalga olduğu fikrini geliştirdi. Kendi ürettiği büyük teleskoplar için lensler Geliştirerek uzun süre verimli kullanmanın yolunu araştırdı. Huygens Mars yüzeyini inceleyen ilk insan olmuştur. Venüs gezegeninin tamamen bulutlarla kaplı olduğunu ilk o söylemiştir. Satürn halkalarının doğasını anlayan ilk kişi de kendisidir. “Saturn sarılmış durumda,” diye yazmış “ince düz bir halkası var ve gezegenle temas etmiyor.” Teleskop keşifleri insanlık başarı tarihinde yerini almasını sağlamıştır. Huygens Satürn’ün büyük uydusu Titan’ın da kaşifidir. Jüpiter devasa boyutu ve dinamik yapısı onu büyülemiştir. Astronomlar, denizciler gibi hassas seyahat saatlerine ihtiyaç duyarlar. Huygens pendulum saati de dahil olmak üzere birçok zaman ölçüm aracının üretimini yapmıştır.

Kopernik’in Güneş merkezli evrenini görselleştirebilmek için Merkürden Satürne gezegenler düzenini simüle eden bilgisayarlar yapmıştır. Tasarladığı araçları, “Mucit Christiaan Huygens” diye imzalamış. Kopernik sisteminin Hollanda’da kabul görmesiyle mutlu olup astronomlarca kullanıldı, tek bir istisna, döneminde hakkında “anlayışı kıt ya da yalnızca otorite etkisiyle bastırılmış biriydi” diye bahsedilmesiydi. Uzay denizi boyunca yıldızlar diğer güneşlerdir.” Huygens’in çok takdir ettiği bir söylem. Eğer gezegen sistemimiz Güneş etrafında dönen gezegenler şeklinde ise ki diğer güneşler de etrafında gezegenlere sahip olmalı ve çoğu yaşamsız olmalıydı.

fs032001, 6/25/08, 11:00 AM, 8C, 5708x7262 (146+551), 100%, Custom, 1/60 s, R51.6, G37.2, B48.5

Bu düşüncelerini önemli bir kitapta toplayarak muzaffer bir isim verdi. The Celestial Worlds Discovered. Alt başlık ise “Conjectures Concerning the Inhabitants, Plants and Productions of the Worlds in the Planets” şeklindeydi. Bu kitabı ölümünden kısa bir süre önce, 1690’da tamamladı. Diğer gezegenleri ve yaşamsız olanlarını da çevre olarak 17. Yüzyıl Avrupası gibi hayal etti. Teleskobuyla incelerken bu gezegenlere gitmeyi hayal etti mi diye merak ediyorum. Belki de gezegen keşif Seyahatlerinin bir gün kendi zamanının Keşifleri gibi gerçekleşeceğini düşünmüştü. Dünya dışı canlıları “insan lardan çok farklı bir anatomileri olmalı” diye düşünmüş. Sonrasında ‘Bu çok saçma bir fikir,” Diyerek “zeki bir varlığın bizden çok farklı olmaması gerekir.” diye düşünmüş. Huygens komik görünseler de zeki olabileceklerini tasavvur ediyordu. Ama yazı ve geometriyle uğraşan elleri ayakları olan ve dik duran canlılarsa pek komik görünmemeliler herhalde diye mırıldanmıştır. Jüpiter’in dört uydusu Galile uyduları bile, yön bulmalarına yardım etmiş Jovi okyanuslarında denizcilere rehber olmuş.

Evet, olabilir. Bu kadarı da fazla belki, ama cesaret ve sağduyu sahibi bir 17. yüzyıl vatandaşı dış dünya ve canlılarını böyle hayal edebilir. Milyonlarca dünya arasında seyyahlar bulunabilir mi? Kitabında, Huygens şöyle yazıyor: “Evrenin muazzam sonsuzluğu İçerisinde ne muhteşem bir ortamda yaşıyoruz. Bir sürü güneş. Bir sürü dünya var. Ve her birinde birçok canlı yaşıyor. Denizlerle çevrilmişler. Sonsuz yıldızın birbirine uzaklığını düşününce merak ve hayranlığımız nasıl da artar acaba?” Hollandalılar gemilerine “uçan gemi” demiştir ve Voyager da onların mirasçısı olmalı gerçek uçan gemi yıldızlara uzanan ve yolu üzerinde dünyalı Christiaan Huygens’in görüp vurulduğu gezegenleri keşfeden araçtı.

 

İsa Kaya

Yıldız teknik Üniversitesi Kimya Metalurji Fakultesi Bİyomühendislik

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir