Hepimizin Bilmesi Gereken 10 Kavram

Üçüncü kültür akımının öncülerinden edge.org’un, seçkin bilim insanlarından oluşan üyeleri, hepimizin öğrenmesi gereken bilimsel terim ve kavramları tanıtmışlar. Biz de sizin için her birinin ufak birer özetini çıkardık. Kavramları öyle olaylarla bağdaştırmışlar ki, insanın ufkunu açıyor. Sizin de ufkunuzu açması dileklerimle..

1- Ölümün Genetik Kitabı:

wpid-screenshot_2014-12-24-23-15-10-1Doğal seçilim, yaşayan her canlıyı atalarından seçilen genlerle donattı ki çevresel koşullarına uyum sağlayıp ayakta kalabilsinler. Mevcut ortamlarının atalarına benzemesine bağlı olarak, modern hayvanlar da hayatta kalabilmeleri adına aynı güçlü genleri taşıyıp sonraki nesillere aktarıyor. Bir hayvanın geliştirdiği adaptasyonlar, yapısal ayrıntıları, becerileri gibi özellikleri birer anahtar gibi davranıp atalarının yaşadığı çevresel koşulların kilidine zarif bir biçimde uyum sağlar.

Ancak sahip oldukları anahtarların çoğu ilk bakışta görülebilecek kadar aşikâr değil. Hepsi şifrelerinin çözülmesi zor olan genom içinde saklı. Genomu doğru şekilde okuyabilirsek, antik dünyanın olumsuz beklentiler listesini de çözmüş ve o türlerin yaşadığı çevrenin bir tanımını elde etmiş oluruz. Buna Ölümün Genetik Kitabı diyebiliriz. Bu kitap, ataların çevresel koşullarını vermekle kalmayıp tarihin farklı açılardan bakıldığında nasıl görüneceğini de ortaya çıkarabilir!

(RICHARD DAWKINS/ Evrimsel Biyolog; Oxford Üniversitesi)

2- Nöro-çeşitlilik:

norocesitlilik

İnsanlar, nörolojik koşullar açısından çeşitlilik gösteriyor. Bazıları otizmi engel olarak nitelendiriyor olsa da çoğunluk bunu bir hastalık değil, insan  genomunun ortaya çıkardığı olağan çeşitlemelerden biri olarak görüyor. Nöro-çeşitlilik akımı, uluslararası düzeyde bir insan hakları hareketi ve otizmin iyileştirilmemesi gerektiğini savunuyor. Çünkü bu da insan çeşitliliğinin özgün biçimlerinden bir tanesi ve korunması gerekiyor.

Amerikalı hayvan bilimi uzmanı Temple Grandin’e göre Albert Einstein, Mozart ve Tesla günümüzde yaşıyor olsalardı onlara da otizm tanısı konulurdu ve otizm ortaya çıkmasa hala mağaralarda yaşıyor olabilirdik.

Otizmli çocukları tedaviyle ve genetik mühendislikle iyileştirmeye çalışmak, sağlıklı bir toplumun esas unsurlarından olan entellektüel zenginlik, sanat ve yenilikçi atılımları ortaya çıkaran kesimi imha etmemizle sonuçlanabilir.

Sağlıklı bir ekosistem her şeyden önce çeşitliliğe dayanır. Tarımda bazı türlerin tercih edilmesinin kırılgan ve sürdürülemez bir sistem yarattığını hepimiz gördük.

(JOICHI ITO/ MIT Uygulamalı Sanat ve Bilimler Profesörü)

3- Homofili:

teaching-kids-cultural-diversity_600

Sanıldığı gibi cinsel eğilimle alakalı bir terim değil. Homofili terimini bilmiyorsanız bile anlatmaya çalıştığı şeyi hayatınız boyunca tecrübe etmeye devam ediyorsunuz. Dünyanın neresinde yaşıyor olursanız olun ilkokul hayatınızda farkına varmış olabileceğiniz bir gerçek var; kızlar kızlarla, oğlanlar oğlanlarla arkadaş olma eğilimdedir. En çok rastlandığı türdeşliklerse yaş, lisan, din, meslek, sosyal sınıf ve gelir seviyesi.

Dünya eşitsizlik ve devinimsizlikle mücadele ederken homofilinin rolünü göz ardı edemeyiz. Gençlerin neden çetelere katıldığını, daha 25 yaşlarına varmadan neden hapse girdiklerini anlamak istiyorsak daha küçük yaşlarda nasıl deneyimler yaşadıklarına göz atmamız gerek. Stanford, MIT ve Harvard gibi üniversitelerde öğrencilerin neden ağırlıklı olarak yüksek gelir seviyesine sahip kitleden geldiğini anlamak istiyorsak bu konuda da homofilinin oynadığı role bakmalıyız. Yoksul mahallelerdeki lise öğrencileri, kendilerine sunulabilecek finansal destekten, yüksek eğitimin sağlayacağı faydadan bile habersizler. Homofili, ebeveynlerinin onları nasıl yetiştirdiğini, içinde bulundukları kültürel yapıyı, rol modellerini ve nihayetinde hayatlarıyla ilgili beklentilerini etkiliyor.

Sosyal ve ekonomik sorunlarımızın çoğunun kökeni homofiliye dayanır. Onları iyice anlamak, eşitsizlik, devinimsizlik ve siyasi kutuplaşma gibi sorunların çoğunu daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

(MATTHEW O. JACKSON/ Stanford Üniversitesi Ekonomi Profesörü)

4- Güdülenmiş Muhakeme:

Anlasilmak

Dünyanın tüm enformasyonuna parmaklarımızın ucuyla erişebildiğimiz bu çağda, temel gerçekler konusunda neden hala yaygın anlaşmazlıklara sahibiz? Karşımızda duran onca kanıta rağmen insanların önyargılarını değiştirmek neden bu kadar zor? Gerçeğe erişim konusunda tarihimizde ilk kez bu kadar şanslıyız. Öyleyse neden hala yanlış inançlara sahibiz?

Bu durum bilim, sağlık, spor ya da inanmaya meyilli olduğumuz her konuda geçerli. Bu konudaki önyargılarımızın evrensel olduğunu gösteren yeterince kanıt var. Yani sağ ya da sol görüşlü aşırı politik uçlardaki bireylere ya da narsist kişilere özgü bir hatadan değil, hepimizde olan bir hatadan bahsediyoruz.

Bir şeyi mantıklı bir şekilde incelesek bile muhakeme gücümüzü farkında olmadan kişisel seçimlerimizle yönlendiriyoruz.

(DAVID PIZARRO/ Psikolog ve Bilişsel Bilimler Uzmanı; Cornell Üniversitesi)

5- Tramvay İkilemi:

s-2e56d716c52fece1357705225597685e7d9c8e95

Bilim tarihi Einstein’ın “düşünce deneyi” olarak isimlendirdiği, hayali bir senaryodan ibaret olup, içinden çıkılması zor olan bilmecelerle dolu. Einstein’in, kendisini özel görelilik kuramına yönlendirmiş olan ışık demetini takip etme hikayesi ve Erwin Schrödinger’in zalimce tasarlanmış kuantum mekaniği kutusunda hapsolup sonsuza dek hem ölü hem de canlı kalabilen zavallı kedisi bu bilmecelerin en ünlüleri.

Tramvay ikilemi de ahlaki seçimlerimizi sorgulatan bir düşünce deneyi. Yokuş aşağı hızla yol alan bir tramvay düşünün. Tramvay bir düğüm noktasına varır. Yol ikiye ayrılıyor; sola giderse raylarda takılı kalmış bir insan var, sağa giderse bu kez beş kişiye çarpacak. Tramvayın freni arızalı. Sadece sağa ya da sola yönlendirme şansınız var. Bunu yapar mıydınız? Peki ya raylarda duran o insanlar hakkında daha fazla bilgiye sahip olsanız? Solda tek başına duran kişi ufak bir çocuk ve diğer beş kişi de yaşlı insanlar olsaydı? Neye göre karar verirdiniz?

Bu ilginç bir düşünce deneyi olmanın da ötesinde. Artık karar alma sorumluluğunu makine ve yazılımlara yükleyebileceğimiz bir çağda yaşıyoruz. Tramvay ikilemi, bir ölüm-kalım meselesi karşısında mevcut programımıza dahil olan değerler sistemimizi görmemizi sağlıyor. Çok yakında sürücüsüz araçlar üretmeye başlayacağız, bu ikilem düşünülerek üreteceğimiz araçlar tam bir ahlaki pusulayla geliyorlar.

Tramvay ikilemi çağımızın düşünce deneyi olarak, insanlar ve makinelerin bir arada yaşayacağı yeni dünyanın mühendislere çıkaracağı zorluklara ışık tutuyor.

(DANIEL ROCKMORE/Matematik ve Bilgisayar Bilimleri Uzmanı)

6- Büyük Sıçrama:

1a71f3a115f88c5e8b3c725265b989d2

Evreni hiçlikten doğuran büyük patlamayı bilmeyen yoktur. Şimdilerde patlamaya takla attıracak yeni bir kavramdan bahsediliyor ”Büyük Sıçrama”. Bu kurama göre evren büzülerek oluştu. Yani zaten var olan bir evren, küçülerek kendi içine çöktü ve ardından bir patlamayla yeniden genleşti.

2016 büyük sıçramanın yılıydı. Çünkü dünyanın farklı yerlerinde dört farklı araştırmada birbirinden farklı teoriler ortaya çıktı. Bunların hepsinde sıçramalar aynı şekilde tanımlanmıştı. Her biri farklı ilkeler ve varsayımlarla yola çıkmış buna rağmen hepsi büzülme sonrasında bir genleşme aşamasına geçişin mümkün olabileceğini görmüştü.

Artık Büyük Sıçramayı kozmolojinin en yeni kavramı olarak kabul etmemizin zamanı geldi.

(PAUL J. STEINHARDT/ Princeton Üniversitesi Fizik ve Astrofizik Bilimleri Profesörü)

7- Çoklu Evren:

globe-73397_1280

Yaygın kozmolojik düşünceye giriş yapan akıllara zarar bir kavramla karşı kaşıyayız ve bunun artık herkes tarafından bilinmesi gerekli. Fiziksel gerçeklik, eskiden “evren” olarak adlandırdığımız uzay-zaman parçasından çok daha engin olabilir. Bir plankton nasıl bir kaşık suyu kendi evreni olarak görüyor ve bunun dışındaki dünyadan habersiz yaşıyorsa biz de içinde bulunduğumuz muazzam büyüklükteki yapıdan bihaberiz. Bir çoklu evrenler kümesi içinde yaşıyor olabiliriz.

Teleskoplarımız ne kadar güçlü olsa da görüş alanımızı kısıtlayan bir çoklu evrenler kümesi var. Etrafımızı bir kabuk gibi saran bu engel, ışığın Büyük Patlama’dan bu yana kat ettiği mesafe ile belirleniyor. Uzayın bu engin mesafelere uzanması, olası tüm kombinasyonların tekrar ortaya çıkması anlamına geliyor. Ufkun ötesinde hepimizden birer tane daha olabilir! (MARTIN REES/ Cambridge Üniversitesi Kozmoloji ve Astrofizik Onursal Profesörü)

8- Epigenetik:

Digital illustration of a dna

Bir yüzyıldan fazladır kullanılan bir terim. Ama son yıllarda daha çok bilinir hale geldi. Epigenetiği bu kadar önemli kılan ve gündemde tutan nedir? Bitkilerden insanlara kadar tüm biyolojik varlıklar için geçerli ve gen aktivitelerinin, genetik dizilimlere dokunulmadan değiştirilebileceğini söylüyor. Böylece ünlü “Doğa mı yoksa çevre mi gelişimde daha etkilidir?” anlaşmazlığını da sona erdirerek; deneyimlerin gen faaliyetlerini değiştirebileceğini söylüyor. Dahası bu değişimlerin sonraki nesillere aktarılıp kalıcı hale geldiğini kanıtlıyor. Bugün yaşadığınız şey, torunlarınızın torunlarını da etkileyebilir!

(LEO M. CHALUPA/ George Washington Üniversitesi Farmakoloji ve Fizyoloji Profesörü)

9- Kümülatif Kültür: 

timthumb

Yapılan bir araştırmaya göre alet üretme konusunda çocuk şempanzeler çocuk insanlardan daha becerikli. Öyleyse nasıl oluyor da başta bu kadar beceriksizken sonradan böyle şaşırtıcı bir beceriye sahip olabiliyoruz?

Karmaşık teknolojiler, türümüzün kümülatif kültürü konusundaki olağanüstü kapasitesinin bir ürünü. Birbiri üzerine eklenerek ortaya çıkan icatlar toplumun bilgi ve beceriler yığınına eklenerek gitgide büyüyor ve bu da çok daha sofistike bir bilgi birikimi yaratıyor.

Kümülatif kültür, önceki nesillerde yarattığı ortak sezgi sayesinde gelecekteki keşiflerimizi belirler. Bu, en zeki ve becerikli bireyin tek başına başarabileceğinden çok daha büyük bir güç. Gelmiş geçmiş tüm kültülerden farklı olmamızın sebebi kümülatif kültür kapasitemiz!

(CRISTINE H. LEGARE/ Bilişsel Bilimler Uzmanı; Austin Teksas Üniversitesi)

10- Karşılıklı Fedakârlık:

ask_fedakarlik_mi_ister_h13698_c7266

Toplumların ayakta kalıp gelişebilmeleri için üyelerinin bazı değerli özelliklerinin karşılıklı fedakârlık çerçevesinde bir araya gelmeleri gerekiyor.

Fedakârlık kavramı, insan olmanın ve insanca yaşamın ne demek olduğunu keşfetmemizi sağlıyor. Bunun bir toplumun varlığını sürdürülebilmesi için ne kadar önemli olduğunu kavramak, aynı zamanda birbirimize nasıl da muhtaç olduğumuzu görmemizi sağlar. Sosyal fedakârlığın bir parçası olan özveri ve paylaşım, insani işbirliğini oluşturan ana malzemelerden. Sonuçta bu da etkili ve sağlam bir toplumun temelini oluşturuyor.

(MARGARET LEVI/ Stanford Üniversitesi Davranışsal Bilimler Profesörü)

Kaynak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir