Erken Yaşlanma Hastalığına Yakalanan Sam’in 17 Seneye Sığan Kocaman Hayatı

Hayat bir yoldur…Her yol gibi onun da bir sonu vardır. Bu yolun sonu önceden kestirilemez fakat bir sonu olduğu herkes tarafından bilinir. Burada önemli olan ise bu yolun sonu değil o yol boyunca yaşadıklarındır.

sam

Kimimiz hayatımız boyunca sorunlarla uğraşırken; kimimizin ise sorunsuz, mükemmel denecek kadar güzel bir hayatı vardır. Kimimiz küçücük şeylerden mutlu olurken, kimi insanların ise ayağına dünyalar serilse mutlu olmadıklarını görürüz. Şaşkınlıkla seyrederiz onları, neden mutlu olmadıklarını sorgular dururuz. Peki kime göre küçük şeylerden mutlu oluyoruz? Bizim küçücük dediğimiz şey başkalarının hayali olabilir mi sizce de?

Mesela okulun bando takımında yer almak ne kadar ulaşılmaz bir hayal olabilir? Bazılarımız içinden “hıh ne var ki onu yapamayacak” diye söylenebilir. İşte bizim elimizle ittiğimiz “bando” başkalarının en büyük hayali olabiliyor.

Tıpkı Sam gibi…

Sam Berners, 1996 yılında doğmuş bir doktor çocuğudur. Yaşamının bir buçuk senesi her şey Sam ve ailesi için güzel giderken hayat onlara bir hastalık getirir. Bu hastalık dünyada sadece 350 çocukta görülmüş nadir hastalıklardandır. En büyük sorun ise günümüzde bile hala hastalığın kesin çözümü yoktur.

İşte Sam’in de hayatının güzel anlarını çalan Progeria hastalığı.

sam ailesi

Bu hastalık “Progeria” olarak bilinir. Yani hastalık erken yaşlanma hastalığıdır. Bu hastalığın belirtileri ise şu şekildedir:

  • Hasta kişilerde saçın belli bir kısmı ya da tamamı belirgin bir şekilde dökülmeye başlar.
  • Kafa derisi üzerinde damarlar belirgin şekilde görülebilir ve damarların şişliği el yordamı ile hissedilebilir.
  • Erken yaşlanma hastalığına yakalanan bünyede yüz tipi genel olarak aynıdır ve normal insanlar arasından kolayca seçilebilirler.
  • Hastaların çene yapısı daha küçük ve normal insanlara göre gelişmemiş bir durumdadır.
  • Küçük ve farklı burun tipinin yanı sıra diş etleri ve dişlerin zayıflığı, bunun yanı sıra dişlerde artan çürükler ve belirgin renk değişimleri söz konusudur.
  • Normal duruş pozisyonundan uzak olan hastalar sürekli olarak eğik dururlar.
  • Kilo kaybı yaşarlar.
  • Boyları fazla uzamaz.
  • Kalp ve damar hastalıkları görülmeye başlanır.
  • Yaklaşık olarak 8 milyonda bir rastlanan bir hastalıktır.

sam bando

Sam ise bir buçuk yaşından itibaren bu hastalıkla savaşmaya başlamıştır. Hastalığın getirdiği bazı kısıtlamalar onun hayatına yavaş yavaş girmeye başlamıştır. O uzun mesafeleri koşamaz, luna parktaki trenlere binemez, fazla  ağır şeyleri kaldıramazdı. Çünkü sadece 23 kilogramdı. İşte bu yüzden de en büyük hayali olan okulun bando takımında yer alamıyordu. Çünkü çalmak istedikleri trampetler ağırdı ve onun bunu taşımaya gücü yetmiyordu. Peki Sam bu hayaliden vazgeçmiş miydi?

Tabii ki de hayır!

Bir Tedx konuşmasında bu soruna bulduğu çözümü şöyle anlatıyor:

“Okul bandosunun bir gösterisinde yer almak için hiçbir şey beni durduramazdı. Eğer oraya giremezsem çıldırırdım. Böylelikle ailem ve ben mühendislerle birlikte hafif ve kolay taşıyabileceğim, bir trampet tasarlamak için çalıştık. Devam eden çalışmalar sonucunda yaklaşık 2.70 kg ağırlığında bir trampet aparatı tasarladık.” böylelikle Sam trampet hayalini gerçekleştirmiş olmuştu.

sam tedex

Sam 17 yaşında olmasına rağmen, bu hastalıkla başa çıkış şekli ve hayat felsefesi onun ne kadar mükemmel bir çocuk olduğunu da bize gösteriyor. O mutlu olmak içinse sadece üç felsefeyle hareket ediyordu:

  • Hayat oldukça hızlı akıp gidiyor. Eğer durdurup bir süreliğine etrafınıza bakarsanız, onu kaçırırsınız. Ferris Beuller’in sözünü hayatının felsefesi olarak değerlendirir Sam.
  • Etrafımı birlikte olmak istediğim kaliteli insanlarla çeviriyorum.
  • Buralarda bizler geçmişe çok uzun süre bakmayız, ileriye doğru gideriz yeni kapılar aralarız ve yeni şeyler yaparız. Walt Disney’in sözü de onun hayata bakış felsefesi oluşturmuştur.

Sam 17 yaşında hayata gözlerini yummuş. Yaşadığı süre boyunca hem etrafındakilere hem de onu bir şekilde dinleyen, tanıyan insanlara muhteşem bir örnek olmuştur.

 “Ben küçücük şeylerden mutlu olan bir insanım.” Sizce biz küçücük şeylerden mutlu mu oluyoruz?

Özel İçerik: Reyhan Metin

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir