Eğitim Seviyesine Dayalı Bölünme Neden Kaynaklanıyor?

‘Eğitimcilik’ önyargısı

Experimental Social Psychology (Deneysel Sosyal Psikoloji) dergisinde yayınlanan yeni bir raporda ilk kez “eğitimcilik” terimi kullanılarak eğitimli kişilerin daha az eğitimlilere karşı örtük bir önyargı taşıdığını ortaya koydu. Bu durum, zengin ile yoksul arasındaki uçurumdan kaynaklanan olumsuz sonuçlara yol açıyor.

Hollanda’daki Groningen Üniversitesi’nden Toon Kuppens, bunun bir “toplumsal seviye” sorunu olduğunu, toplumda önemli bir bölünmeye yol açtığını ve çözüm getirilmesi gerektiğini belirtiyor.

her-universitede-bulunan-hoca-tipi-1_790x445

Toplumda az eğitimli insanlara karşı önyargı yeni bir olgu değil. 1980’lerde Fransız sosyolog Pierre Bourdieu bu durumu “egemen sınıfın… zeka ırkçılığı” olarak adlandırmış ve onların toplumdaki konumlarını meşrulaştırma işlevi gördüğünü söylemişti. Bourdieu’ya göre, eğitim sistemi hakim sınıfların kontrolündedir ve sınavlar orta sınıfın bilgi ve soruları ile yapılır.

Eğitim toplumda da birçok bölünmeye yol açar. Yüksek eğitim yüksek geliri, daha sağlıklı olmayı ve daha iyi işlerde çalışmayı getirir. Eğitim durumu siyasi bölünmeleri de belirleyebilir. Bir araştırmaya göre, İngiltere’de AB’nden ayrılma (Brexit) konusunda yapılan referandumda eğitim seviyesinin oylara yansıma oranı yaş, cinsiyet ve gelirden daha belirgin olmuş, daha az eğitimlilerin Brexit yönünde oy kullanma ihtimali daha yüksek olmuştu.

Kuppens’e göre, eğitim konusundaki bu ayrımcılık uzun zamandır bilinmekle birlikte üzerine gidilmemiş, cinsiyet, etnisite ve yaş konusundaki önyargılar kadar araştırılmamıştır.

Kuppens’in bu konudaki araştırmaları, eğitimlilerin her kesim tarafından daha fazla sevildiğini, yüksek eğitimlilerin sanıldığı gibi “daha toleranslı olmadığını” gösterdi.

a

Önyargı nedenleri

Bu önyargının nedenlerinden biri, eğitim seviyesinin kişinin kendi kontrolündeki bir şeymiş gibi algılanması, düşük eğitim seviyesi için suçlanmasından kaynaklanıyor. Kuppens, bundan dolayı insanların suçlanamayacağını, düşük eğitim seviyesinin yoksulluktan kaynaklandığını söylüyor.

Londra Ekonomi Fakültesi’nden Jennifer Sheehy-Skeffington, yoksulluğun “psikolojik olarak sınırlayıcı olduğunu”, kusur, utanç ve özgüven sorunu bile yaratabileceğini söylüyor. Zira liyakatı esas alan ideolojiye sahip toplumlarda bireysel başarı zekaya ve çalışmaya bağlanır.

Yoksulluk psikolojisini inceleyen Skeffington, düşük gelirlilerin, gelecek yaşamlarını kontrol edebilme hissinin de düşük olduğunu söylüyor. “Geleceği kontrol edemiyorsanız sınırlı enerji ve kaynaklarınızı yaşadığınız anı geliştirmek için kullanmak zorunda kalırsınız.” Geleceği planlayamadığı için sadece bugünü yaşayanlar ise okulda başarılı olma veya yüksek eğitim görme konusunda teşvikten yoksundur.

kitap54-1024x751_790x445

‘Statükoyu koruma’

2017’de Lozan Üniversitesi’nden sosyal psikoloji uzmanı Fabrizio Butera’nın yaptığı araştırmada ise eğitim sisteminin “statükoyu koruma” amacı taşıdığı, yüksek eğitimli ailelerin çocukları üniversiteye giderken, daha az eğitimli kesimlerin meslek ve çıraklık kurslarına yoğunlaştığı sonucuna vardı. Ayrıca sınav yapan kişilerin, daha az eğitimli bir aileden gelen öğrencilere aynı performansı gösterdikleri halde daha düşük not verdikleri görüldü.

Butera’ya göre, “Sanki eğitim seviyesi düşük bir aileden gelen çocuğun ilerlememesi gerekiyormuş gibi, eğitimin devamı bakımından da fiilen sınırlayıcı olacak davranışlar söz konusu. Statükoyu korumak egemen sınıfların imtiyazlarını koruma yollarından biri.”

Emekçi sınıflara mensup bir aileden gelen bireyler yüksek eğitime kadar ulaştığında bile “sınıf atlamak için kimliklerinin orijinal yanlarını terk etmek zorunda kalabiliyor,” diyor Avustralya’daki Newcastle Üniversitesi’nden Erica Southgate. Tıp gibi alanlarda tüm öğrencilerin benzer katmanlardan geldiği anlayışının yaygın olduğu görülüyor.

Nasıl aşılır?

Peki eğitim seviyesine dayalı bu bölünme nasıl aşılabilir? Butera’ya göre, dereceli sınav notlarına dayalı eğitim motivasyonun yanı sıra karar verme ve mantık yürütme performansını da azaltıyor. Dereceli notlar olmasa, performansı olumsuz etkileyen sosyal kıyaslamalar da azalır.

homework-2521144_1280

Bunun yerine, nasıl gelişme kaydedileceğine dair ayrıntılı bilgi verilmesi çok daha etkilidir. Böylece çocuklar testlerde iyi sonuç alma değil, daha fazla bilgi edinme yollarına odaklanmış olur.

Butera’ya göre, “Değerlendirmenin sınıftaki ortamın bir parçası haline getirilmesi sosyal sınıf ve cinsiyet eşitsizliklerinin azaltılmasında ve dayanışma ve işbirliği kültürünün geliştirilmesinde etkili olacaktır.”

Alternatif eğitim anlayışı uygulayan Montessori, Steiner ve Freinet türü okullarda sınavlara fazla önem verilmediği gibi, Finlandiya’daki ilkokullarda standart testler de yapılmıyor.

Ancak sürekli not görmek isteyen ailelerin sayısı daha fazla. Bunlar olmaksızın çocukların okuldaki başarı durumunu değerlendirmek mümkün olamayabiliyor. İsviçre’de bir ara okullarda not sistemi kaldırıldığında velilerin isyan ettiğini söylüyor Butera.

Fusarelli ise veliler ve öğretmenler açısından en önemli şeyin küçük yaştan itibaren çocuktan en iyi başarıyı beklemeleri ve “bunu başarabilirsin” düşüncesinin aşılanması.

Eğitim sisteminde önyargılar kısa sürede ortadan kalkacak değil elbette. Daha kötü olan ise çoğumuzun böyle önyargıların olduğunu bile anlamaması. Çok çalışma yoluyla başarının mümkün olduğu anlayışı hala yaygın. Oysa kişinin kendi kontrolü dışında olan birçok etkenin potansiyeli sınırlayıcı etkisini gösteren birçok veri var.

Ne yazık ki, daha iyi eğitim almış ve ayrımcılığa karşı duyarlı olması gerekenler, çoğu zaman farkında olmadan olsa da, yaratılmasına katkıda bulundukları bu eşitsizlikten yararlanan kesim oluyor.

 

KAYNAK

Kaan Biçer

Adnan Menderes Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler öğrencisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir