Düşüncenin Büyüleyici Gücü

Bir şeyi önce düşünce şeklinde oluştururuz. Bir proje gibi zihnimizde şekillendiririz. Evet, bazen bir yerde tıkanırız. Bunun en büyük sebebi, insanın en dişli düşmanının yine kendisi olmasıdır. Aslında yaşadığımız olayların üzerimizde nasıl etki bırakacağını bile düşünce gücüyle değiştirebiliriz. Yeter ki inanalım, kendimizi kandırmayalım. Örneğin, bir sorunla karşılaştığımızda ne kadar ahlayıp vahlarsak o kadar çok gözümüzde büyüyor. Ne kadar çok görmezden gelirsek de o kadar çok küçük bir sorunmuş gibi görüyoruz. Bunun sebebi ise düşünce sistemimizin duygularımız ve davranışlarımızla yakından ilişki içinde olması. Rezonans Kanunuyla ve Bilimsel Araştırmalarla bu ilişkiyi biraz daha netleştirelim.

Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturuyor.

Quantum-Human-DNA-Anatomy-Genetics-Genome-Decoded-Life-God-Discovery-Science-Creation-Divine-Origins-Biology-Light_790x445

Düşünce gücüyle çok uzaktaki DNA’yı bile etkileyebiliyoruz.

Bunu göz önünde bulundurarak Pierre Franckh’ın ”Rezonans Kanunu” adlı kitabında bahsettiği bir deneyi ele alalım.

1990’ların başında bilim adamları, Amerikan ordusu adına hislerimizin, vücudumuz dışında, çok uzakta bulunan canlı hücrelerimiz üzerinde bir etkisi olup olmadığını araştırdı. Aslında araştırmacılar bundan şüpheliydi, zira o zamana kadar geçerli olan fizik kurallarına göre böyle bir şey mümkün değildi. Yani kimse herhangi bir organın, kemiğin, derinin ya da dokunun alındıkları kişi ile bağlantısının devam edeceğine inanmıyordu. Durum böyleyken 1993 yılında ”Advances” adlı dergide ordunun deneyleriyle ilgili bir makale yayınlandı. Söz konusu deneyde, DNA ile alındıkları kişinin duyguları arasında bir bağlantı olup olmadığı incelenmişti. İlk önce deneklerin ağzından doku ve DNA örnekleri alınmış, bunlar izole edilerek binanın diğer bir bölümüne götürülmüştü. Amaç, özel olarak geliştirilmiş cihazlarla, DNA’ların alındıkları kişi uzakta olsa bile onun hislerine tepki verip vermediklerini ölçmekti. Bu deneye katılan kişilerde çeşitli duygular uyandırmak için, erotik resimlerin yanı sıra savaş sahnelerini yansıtan, komik durumları gösteren ve şiddet içerikli resimler de gösterilmiştir. Bilim insanları katılımcılara her çeşit duyguyu yaşatmak için resimleri, bütün duygu yelpazesini örtecek şekilde hazırlamıştı. Yine araştırmacıların büyük bir çoğunluğu DNA’nın etkilenebileceğinden şüpheliydiler. Ama mevcut fizik kurallarını altüst eden bir şey gözlemlediler. Bilim insanları deneye katılan kişide duygular oluştuğu sırada elektriksel reaksiyonlar tespit edebilmişlerdi. DNA, halen alındığı kişinin vücudundaymış gibi bir hal alıyordu.

DNA-1024x683_790x445

Gregg Braden yazdığı “İlahi Matriks” isimli kitabında, Dr. Bakster’in bu deneylerini daha da ilerlettiğini ve verici ile DNA arasındaki mesafenin artırıldığını yazıyor. Hatta testlerden birinde aradaki mesafe üç yüz elli mile kadar çıkarılmıştı. Bu sefer, bir atom saati yardımıyla, duyguların yollanışı ile DNA’nın reaksiyon vermesi arasında geçen zaman ölçülmüş ve ikisinin her defasında eş zamanlı gerçekleştiği tespit edilmişti. Arada zerre kadar bir gecikme bile yoktu. DNA sanki hala vericinin vücudundaymış gibi hızlı reaksiyon veriyordu. Hissettiğimiz, düşündüğümüz veya inandığımız her şey, saniyenin milyonda biri kadar bir gecikme bile olmadan DNA’mız tarafından algılanmaktadır. Artık bilim insanları tüm duygu ve düşüncelerimizin iletilmesinden, bahsettiğimiz enerji alanının sorumlu olduğundan eminler. Hem de sadece ışık hızıyla değil ondan çok daha hızlı bir şekilde.

Düşüncenin büyüleyici gücünü anladığımızı varsayıyorum.

Peki biz bunu nasıl uygulayabiliriz? İlk önce düşünce hatalarını yok etmemiz gerek. Yanlış düşünürsek devamında da diğer yanlışları peşimizde sürüklemiş olacağız.

Mutlaka-Asla Düşünce Yapısı

black-and-white-architecture-white-pattern-line-black-monochrome-circle-font-design-stripes-shape-rhythm-monochrome-photography-991912_790x445

Diğer adıyla ya hep ya hiç durumu. Gerçek hayat siyah ve beyazdan oluşmuyor. Bu çizgilerin dışına çıkmak gerek. Yani, bu kesin olma durumu sizi kısıtlayabilir. Kendinizi geliştirmek ve yeni fikirlere açık olmak istiyorsanız bu düşünce yapısından uzak durmanız gerek.

Genelleme Yapmak

aa

Bu düşünce yapısını örneklerle anlayalım.

Sabah başınıza bir aksilik geldiğinde ”Sabah sabah aksilikler bitmiyor eminim her şey  daha da kötü olacak” şeklindeki düşüncelere genelleme diyoruz. Konuşurken farkında olmadan bu genellemeleri daha çok yapıyoruz; herkes, hiç kimse, her şey, her zaman, hiçbir zaman gibi ifadeler aslında bizi geri plana itiyor. Ya da bir olay yaşadığımızda, biriyle kavga ettiğimizde ”İnsanların hepsi böyle zaten” demek de bir genellemedir. Bütün, her zaman parçaların toplamından fazladır; tek bir olayı bilmemiz tüm doğruyu bildiğimiz anlamına gelmez. Genelleme yapmak o yüzden başlı başına bir hatadır.

 Bir olayda en olumsuzu düşünmek

Bu düşünce yapısı sürekli içinizi kemirir. ”Tamam böyle oldu şu an bir sıkıntı yok ama ya şöyle olursa?” diye diye sizin bütün enerjinizi de alır götürür. Böyle durumlarda kendinize düşünce gücünü hatırlatın. Kalbin elektrik akımı (EKG), beyinde oluşan elektrik akımından (EEG) altmış kez daha kuvvetlidir. Bu yüzden bütün benliğinizle en iyisini düşünün.

Yazının hepsini okuyup  hâlâ ”İyi güzel de nasıl düşünürsem düşüneyim bunun olması imkansız biliyorum” diyenler için: İmkansız, sadece bizim imkansız olduğunu düşündüğümüz şeydir.

 

Özgün İçerik: Fatma Kunt

Fatma Kunt

Selçuk Üniversitesi - İngiliz Dili Ve Edebiyatı Öğrencisi. Öğrenci Kariyeri ailesinde Kasım 2017'den beri yazarlık yapıyor. İletişim için: fatmakunt99@gmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir