Bilim İnsanlarının Vicdanla İlişkileri

Bilgi, onunla doğmayan bizler için sürekli edindiğimiz ve her birinin bizi değiştirdiği bir şeydir. Her bilgi eski benliğimizi modifiye ederek bizi yeni ve daha farklı bir kişiye dönüştürür. Elbette vicdanın her insanda aynı olup olmadığı, iyi ve kötü kavramlarının evrenselliği, ahlak ya da vicdanın akışkan (değişken) olup olmadığı konusunda pek çok filozof çeşitli görüşleri savunmuştur. Yine de nicel gözlemlerle vicdanın (göreceli olarak) değiştiğini söyleyebiliriz.

Bilgi en güçlü silahtır. Eğer bu silah onu taşımakta toyluk çekecek, ona sahip olduğunda doğru kullanamayacak kişilerin eline bırakılırsa kaos ve hatta katliam kaçınılmaz olacaktır. Bu yüzden bilim insanlarının eğitimi, onların etik değerleri ve kültür birikimi diğer tüm sektördekilerden daha yüksek olmak zorundadır. Kısaca, bilim insanları bilimi bilgece kullanmak üzere de kendilerini geliştirmelilerdir.

Bilginin nasıl yorumlanacağını çok okuyarak, araştırarak ve üzerine düşünmeyi bırakmayarak anlayabilirsiniz. Aksi halde bilim ile sosyal hayat arasında yanlış bağlantılar kurarak bilimi ehli gibi değil, bir çocuk gibi kullanırsınız. Bilim insanları özellikle bilimin hayata uyarlanışında büyük bir insanlık ve bilgelik göstermek durumundadır. Bilim, bilim için yapılabilir elbette ama öyle yapıldığı düşünülerek öznel çıkarımlara aldanıp, bilgiyi amacından saptırıp saptırmayacağınızı doğal olarak (insan olduğunuz için) bilmenizin imkanı yoktur.scıence-bılım-Gelin bilim insanlarının bilgi karşısında nasıl davrandıklarını bir örnekle inceleyelim.

Thomas Robert Malthus

Kendi adını verdiği Malthus hipotezi ile nüfus artışı hakkında çeşitli öngörülerde bulunan bilim insanı, popülasyona ve yiyecek miktarına bakarak nüfusun artış ve azalışını formüle dökmüştür. Hipoteze göre popülasyonu kısıtlayıcı herhangi olağan dışı bir faktör yoksa popülasyon aritmetik dizi (2, 4, 8, 16…) şeklinde, yiyecek miktarı ise geometrik dizi (1, 2, 3, 4…) şeklinde artar. Bu fark sebebiyle popülasyonun bazı bireylerinin açlıktan ölmesi ve popülasyonun yeniden dengelenmesi beklenir. Dış etkenlerin etkili olduğu bu düşüncede yiyecek miktarı, salgınlar, doğal afetler ile birey artış ve azalışında doğrudan bir bağlantı vardır.

-20180108-83567-v8to1v

Bu konuda önemli bir hipotez daha bulunur;

Wayn-Edward Hipotezi

Popülasyonun iç etkenler sebebiyle dengeye varacağını savunan hipotezdir. Doğum kontrolü, yavru bakımının azalışı vb. topluluğun birey-imkanlar korelasyonunu dengeye ulaştıracaktır.

VI-EN-ART-44971-RAGAZZI_REUTERSHer ne kadar vahşi doğada bu sebeplerle ölümler ya da çeşitli planlamalar görülse de, modern insanlık birbirlerine yardım etmeye, toplumun aç ve fakir kesimlerini hayatta tutmaya yönelik davranışlarda bulunur. Bu durum hem doğumların hem de ölümlerin artmasına sebep olabilir.

Malthus bu bilgiyi kullanarak kısaca şu sonuca ulaşmıştır: Toplumun üreme ve çocuklara bakma konusunda bilinçli zengin bireyleri fakir kesime hiçbir şekilde yardımda bulunmamalı, onlara temizlikle tutum telkin etmektense salgınların ve hastalıkların önüne geçmemeli, fakir ve bakamayacağı çocuğu yapan insanların toplumdan elemine olmasının önü açılmalıdır. Bu şekilde kıtlık sürmeyecek ve kısa sürede popülasyon dengelenecektir.

Bu görüş zamanında çok tepki çekse de yandaşları da oldukça fazla. Bu durumda hangi tarafta olacaksınız, kararınızı nasıl vereceksiniz, bilim tarafsızken neden hayata uyarlanışı bu derece taraflı oluyor?

Mesleki deformasyon: Yapılan mesleğin kişinin mesleki yaşamının yanında sosyal, kültürel hayatını da etkilemesi. Örneğin, bir psikoloğun bir süre sonra arkadaşları ile dertleşirken mesleğinden gelen çıkarımları, profesyonel yaklaşımı sergilemesi ve hayatındaki kişileri danışanı olarak görmeye, onlara öyle davranmaya başlaması.

deney

Bilim insanları da bu mesleki deformasyonları yaşayabileceğinden, kişisel tecrübe ve karakterden ötürü bilimin herkeste aynı etkiyi yaratmayacağından, alan içerisinde etik çok önemli bir yer tutar. Temel bilimler içerisinde özellikle insan hayatını doğrudan etkileyen sağlık sektörü için, bilim insanlarına etik dersleri verilir, kurallar hazırlanır. Geçmişte günümüz etiğine uymayan ve insan haklarını ihlal eden pek çok deney yapılmış ve bunlar canlı yaşamına büyük ölçüde zarar vermiştir. Bunların tekrarlanmaması için ciddi önlemler de alınsa siz, geleceğin bilim insanlarının etiği içselleştirmesi gerekiyor. Etik, bir kurallar bütünü olmaktan ziyade, kişiye bilimin yanında insan olduğunu hatırlatan ve hatırlamazsa onu zorlayan, toplumun ve kendi sağlığı için zorlamak zorunda kalan bir sınırdır.

Bilimsel bilgi, insanlık ve canlılıktan bağımsız olabilir ama canlılık bilimden bağımsız değildir. Dünya’da 200 bin yıl kadar rölatif olarak kısa bir zamandır yaşayan insanlığın henüz öğrenecek çok şeyi var. Eğer evrensel bir insani duyguyla, geçmiş ve gelecekten bağımsız olarak ön yargısız bir biçimde doğayı, evreni anlamaya çalışan bilim insanları topluma ışık olmazsa, bilgilerini çağlarından bağımsız bir öngörü ile yorumlayamazlarsa, gelecekte yanlışlanmaya ve bilimin tarafsızlığının altında kalmaya mahkumdurlar. Unutmayın bilim cinsiyetçi, ırkçı ya da yargılayıcı değildir. Onunla bu insani çıkarımları yapan ve bu kavramlarla bilimi ilişkilendirip bağlantılar kuran yine bizleriz.kalpKurduğumuz dünyada barışçıl ve rahat yaşamanın anahtarı bilimdir ve bir bilim insanının bilimi merhametlice, insancıl olarak kullanması gerekir. Nihayetinde ‘’bilim insanı’’ demiyor muyuz?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir