Başöğretmen Atatürk

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir komutan ya da siyasetçi değildi. O aynı zamanda büyük bir eğitimciydi. Atatürk’e yalnızca bize bıraktığı Cumhuriyet için değil aynı zamanda bize bu Cumhuriyet’e yakışacak bir eğitim geleneği bıraktığı için de minnet duymalıyız. Onun ulaşmak ve ulaşmamız için çabaladığı muasır medeniyet seviyesi ancak ve ancak eğitimle mümkündür. İşte bu yazımızda Mustafa Kemal’e belki de en çok yakışan sıfatının üzerinden bakacağız : Başöğretmen. Gelin beraber Başöğretmenimizin eğitim alanında gerçekleştirdiği yapısal reformları inceleyelim.

Başöğretmen-Mustafa-Kemal-Atatürk-768x559

Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasıyla başlayan ve 9 Eylül 1922’de düşmanın yurttan atılmasıyla sonuçlanan milli mücadelemiz sonucunda kurulmuştur Türkiye Cumhuriyeti. Fakat Atatürk’ün asıl savaşı, onun asıl düşmanı cehalettir. O her zaman eğitim için savaşmış, bir millet için en önemli değerin bu olduğunu, eğitim savaşının her türlü diğer savaştan daha çetin ve daha makbul olduğunu bilmiş, milletine de öğretmeye çalışmıştır.

Kurtuluş mücadelesinin en yoğun geçtiği dönemlerden biri olan 1921 yılının 16 Temmuz’unda Ankara’da “Maarif Kongresi” (Millî Eğitim Kongresi) toplanmıştır. Birçok cephede savaş verilen o günlerde Başöğretmen, Maarif Kongresi’ni ertelememiş hatta açılış konuşmasını da bizzat kendisi yapmıştır. O koca bir ülkeye önderlik ederken öğretmenleri “gelecekteki kurtuluşumuzun büyük önderleri” diye niteleyecek kadar hem ileri görüşlü hem de mütevazıdır.

Atatürk-Ankara-Kız-Lisesi-öğretmen-ve-öğrencileri-ile-birlikte

“Silahıyla olduğu gibi, aklıyla da mücadele zorunda olan milletimizin, birincisinde gösterdiği başarıyı ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur.”

Başöğretmen Atatürk Döneminde Sayısal Verilerle Eğitimdeki Değişiklikler

  • 1923-1938 yılları arasında Türkiye nüfusu 12.206.000’den 16.916.000’e yükselerek % 38’lik bir artış gösterirken, ilk öğretimdeki öğretmen sayısındaki % 28’lik artış dışında eğitim sistemimizin tüm alanlarındaki sayısal artışla, Türkiye nüfusundaki eğitim alanlarında yapılan yatırım ve faaliyetlerle, daha önce eğitimden yararlanamayan geniş kitlelere hizmet götürmesi amaçlanmıştır.
  • İlk öğretim kademesindeki en yüksek artış %352 ile kadın öğretmenlerde ve %323 ile kız öğrencilerde görülmektedir. Bu artışlar, Atatürk döneminde kadın erkek eşitliğine önem verilmesi, Türk kadınının iş hayatına atılmasının teşvik edilmesi ve ilk öğretimin zorunlu kılınarak 7-11 yaş arasındaki çocukların ilkokula devamının titizlikle izlenmesi sonucunda gerçekleştirilebilmiştir.
  • Modern Türk kadınının bilgi, beceri ve davranış yönünden yetiştirilmesini amaçlayan kız enstitülerine (bugünkü kız meslek liseleri) anne babaların ve kız öğrencilerin gösterdiği ilgi, teknik öğretim kademesindeki kız öğrencilerin sayısında %225’lik bir artış sağlamıştır.
  • Yüksek öğretim kademesinde fakülte ve yüksek okul sayısında %111’lik bir artış sağlanmıştır. 1923 yılında yüksek öğretim kurumlarımızda hiçbir kadın öğretim üyesi bulunmaz iken 1938 yılında 99 kadın öğretim üyesinin bu kurumlarda görev yapması, Atatürk’ün Türk toplumunu modernleştirme çabalarının başarıya ulaştığını göstermesi bakımından çok anlamlıdır.
  • Diğer taraftan yüksek öğretim kurumlarındaki erkek öğrenci sayısının %220 ve kız öğrenci sayısının %525’lik bir artış göstermesi, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yüksek vasıflı insan gücünü sağlamada da başarılı olduğunu göstermektedir.

Başöğretmen Atatürk Döneminde Eğitimdeki Niteliksel Değişiklikler

  • Öğretimi Birleştirme Yasası’nın 3 Mart 1924’te kabulü ile eğitim düzenimizdeki mektep medrese ikiliği ortadan kaldırılmış ve Türk eğitim sistemi Millî Eğitim Bakanlığı’nın denetimine alınmıştır. Bu değişikliğin sonucu olarak okullarda dinî eğitime son verilmiş ve lâiklik ilkesinin eğitimde uygulanmasına başlanmıştır. Medreseler kapatılmış ve eğitim kurumları modern eğitim modellerine göre yeniden düzenlenmiştir. Diğer taraftan ülkemizdeki yabancı okullardaki dinsel alâmet ve işaretler kaldırılarak bu okulların Türk eğitim sisteminin amaç ve hedeflerine uygun öğretim yapmaları sağlanmıştır.
  • Modern eğitim görüşlerine göre hazırlanmış yeni öğretim programları 1926 yılından itibaren uygulamaya konulmuştur. Önce ilkokul programı değiştirilmiş ve yeni program güncellik, yöresellik, hayatîlik ve çocuğa görelik ilkelerine göre yeniden hazırlanmış; gözlem, inceleme, araştırma ve yaparak/yaşayarak öğrenme yöntemiyle öğrenim esas alınmıştır.
  • Daha önce ücretli olan orta öğretim, 1926-27 ders yılından itibaren 822 sayılı yasa ile ücretsiz olmuş ve böylelikle gelir düzeyi düşük ailelerin çocuklarının da orta öğretime devam etmeleri teşvik edilmiştir.
  • 1926-1927 yılından itibaren orta öğretim okullarında da karma öğretim yapılması kararlaştırılmış, böylelikle kız ve erkek öğrencilerin bir arada öğrenim görmeleri gerçekleştirilmiştir.
  • 1 Kasım 1928 tarihinden Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkında çıkarılan 1353 sayılı yasa ile şimdiye kadar eğitim sistemimizde kullanılan Arap harfleri yerine Latin alfabesinden alınmış ve yeni Türk harfleri kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca 1929-30 ders yılı başından itibaren okullardan Arapça ve Farsça dersleri kaldırarak bunların yerine Fransızca, İngilizce ve Almanca dillerinin öğretilmesi kararlaştırılmıştır.
  • Ülkemizin ihtiyaç duyduğu yüksek vasıflı insan gücünü yetiştirmek amacıyla yurt dışına devlet hesabına gönderilecek öğrenciler hakkındaki 1416 sayılı yasa, 10 Nisan 1929 tarihinde kabul edilmiş ve bu yasa çerçevesinde teknik alanlarda mühendis ve yabancı dil, tarih, coğrafya, matematik, resim, müzik ve beden eğitimi alanlarında öğretmen olarak yetiştirilmek üzere çok sayıda öğrenci Almanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerine gönderilmişlerdir.
  • Ülkemizdeki yüksek öğretimi geliştirmek amacıyla birçok yüksek öğretim kurumu açılmıştır. İlerde Ankara Üniversitesi’nin fakültelerinden birisi olacak Ankara Hukuk Fakültesi (5 Kasım 1925), orta dereceli öğretmen yetiştirmek amacıyla Gazi Orta Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü (1927), İstanbul Darülfünunu kaldırılarak yerine kurulan İstanbul Üniversitesi (31 Mayıs 1933), ileride Ankara’da Ziraat Fakültesi’ni oluşturacak Yüksek Ziraat Enstitüsü (10 Haziran 1933), Millî Musikî ve Temsil Akademisi (bugünkü Devlet Konservatuvarı, 25 Haziran 1934), Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (14 Haziran 1935), Mülkiye Mektebi (Siyasal Bilgiler Fakültesi, 1936), İstanbul’da İktisat Fakültesi (7 Şubat 1937) ve Ankara’da Tıp Fakültesi (9 Haziran 1937) Atatürk döneminde öğrenime başlamış en önemli yüksek öğretim kuruluşlarımızdır.
  • Türk dili ve Türk tarihi ile ilgili araştırmaları yapmak ve bu konularda bilimsel çalışmaları yürütmek üzere 12 Nisan 1931’de Türk Tarih Kurumu ve 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumu’nun kurulması gerçekleştirilmiştir.

2018030509163119_idbbqbov2ic7jn8i676a4g41i31

Başöğretmen Mustafa Kemal, ömrünün son günlerine kadar Cumhuriyet’i miras bıraktığı evlatlarının eğitimi ve gelecekleri için uğraşmış, devrimler yapmış ve bizlere çağdaş, yüzü geleceğe dönük, kökleri sağlam bir eğitim mirası bırakmıştır. Bizlerin Cumhuriyetimize sahip çıkması için ise önce bu eğitim mirasına sahip çıkması gerekmektedir. Bir ulusun eğitimi o ulusun geleceğidir.

“Eğitim, hükümetin en verimli ve en mühim görevidir.” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
Özel İçerik: Rabia Gül Yazar

Rabia Gül Yazar

İstanbul \ Türk-Alman Üniversitesi / Kültür ve İletişim Bilimleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir